Hint Okyanusu’nda yer alan Andaman Adaları’nda 65 bin yıldan beri varlığını sürdüren kabilelerce konuşulan Bo dili, 2010’da bu dili konuşan son insan Boa Sr’in 85 yaşında ölümüyle yok oldu. Dilbilimcilerce yeryüzünde hala yaşamakta olan en eski dillerden biri olarak görülen bu dilin dramatik yok oluşuna giden yol, 19. yüzyıl ortalarından itibaren adayı sömürgeleştiren İngilizlerin, yerli nüfusun büyük bölümünü öldürmeleri, geriye kalanların ciddi bir kısmının da beyazların adaya getirdiği hastalıklardan ölmesiyle açılmış oluyor.

UNESCO’ya göre, Türkiye’de konuşulan çok sayıda dil farklı derecelerde yok olma tehdidi altında bulunuyor. Amed’in Lice’ye bağlı iki köyde konuşulan Mlahso, bu dili konuşabilen son kişi olan İbrahim Hanna’nın 1998’de ölmesiyle yok olmuştu. 

UNESCO’nun listesinde “kırılgan” statüsündeki diller arasında gösterilen Kirmançkî de yok olmakla yüz yüze olan diller arasında yer alıyor.

Mevcut durumun birincil müsebbibi elbette ulus devlet projesinin dayattığı tek dilci anlayış ve uygulamış olduğu sistematik asimilasyon politikasıdır. Son 30 yılda yaşananlar ise, özellikle zorunlu köy boşaltmalar ve göç olgusu Kirmançkîyi hızla içinde bulunduğu kritik hale doğru sürüklemiştir. 


Kirmanckî panel

Dersim’de 16’ncı Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin son gününde Sanat Sokağı’nda “Halkların Yaşamında Dilin Önemi” paneli düzenlendi. Moderatörlüğünü Leyla Akyıldız’ın yaptığı panele Hüseyin Ozan, Kemal Kutlu ve Hasan Ali Kılıç konuşmacı olarak katıldı. Kirmanckî yapılan panelde ilk olarak konuşan Eğitim Sen İzmir 2 nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, Kirmanckî’nin önemi ve toplumdaki yeri hakkında değerlendirmede bulundu. 

BM tarafından Kirmanckî’nin “kaybolma tehlikesi altında olan diller” arasında gösterildiğini anımsatan Kılıç, bu lehçenin kullanılarak geliştirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Bu dilin ölmesiyle birlikte birçok kültür de ölür. Kendi anadilimiz, anne sütü kadar değerlidir. Devlet burada bu dili öldürmek için çaba gösteriyor ve öğretmen eliyle okullarda yasaklanarak, konuşanlara ceza veriliyordu” dedi.


Anadil konuşulursa dil yaşam bulur

Dersim’de 1937-38 yıllarında yapılan katliamın benzerinin bu yıl Cizîr (Cizre), Nisêbîn (Şırnak) ve Sûr’da da yapılmak istendiğini söyleyen Kılıç, bundaki amacın da o bölgenin dil, kültür ve tarihini yok etmek olduğunu belirtti ve ekledi: “Eğer biz dil için mücadele edersek, dilimizi var edeceğiz. Bir dilin yaşamı insanın elindedir. Yaşamın tüm alanlarında anadil konuşulursa dil, yaşam bulur. Eğer kullanmazsak o dil ölür. Diğer dillere verilen özgürlükler bizim anadilimize de verilsin” ifadelerini kullandı.


Bedenimiz Kirmanc’tır ama ruhumuz Kirmanc değil

Hüseyin Ozan ise Cumhuriyet’ten önce Osmanlı döneminde İttihat ve Terakki’nin uyguladığı politikayla önce Ermenilerin yok edildiğini, Kürtlere ilişkin ise her şeyi tekleştirme politikasına geçildiğini söyledi. Tek dil ve tek millet politikasıyla bunu hayata geçirmek için önce Kürtleri “Din kardeşiyiz” diye kandırdıklarını belirten Ozan, daha sonrasında ise dillerinden kopararak asimile etmeye çalıştıkları değerlendirmesi yaptı. Ozan, “İnsanlık denilen şey kültürüyle, diliyle, inancıyla ve kendi yaşam biçimiyle kendisini var etmektir. Anadolu coğrafyasında birçok dil ve halk var. Herkes kendi dilinde ve kültüründe yaşamını sürdürmesinin anayasa ile güvence altına alınması gerekiyor” dedi.

“Bedenimiz Kirmanc’tır ama ruhumuz Kirmanc değil” diyen Ozan, anadilin ellerinden gitmesi halinde insanlığın da ellerinden gideceğini, bu yüzden anadile sahip çıkılması gerektiğini sözlerine ekledi. 

İzmir Dersim Derneği üyesi Kemal Mutlu ise 1937-38’de başlatılan soykırım kapsamında alınan kararlarla anadillerini konuşamadıklarını söyledi. Kirmanckî üzerinde yapılan asimilasyon politikalarına karşı birçok çalışma yapıldığını, fakat yetersiz kalındığını belirten Mutlu, anadilin önce evlerde, sokaklarda ve yaşamın her alanında yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.  


 KÜLTÜR SERVİSİ