Zeki AKIL

Türkiye yöneticileri devletin cephaneliğinde ne varsa Kürtlere karşı tüketiyor. Bütün dış politikası bunun etrafında yönlendiriliyor. Ekonomi tümüyle savaşın ihtiyaçlarına göre yürütülüyor. Ordu tüm strateji ve mevzilenmelerinden feragat etmiş. Nerede ne güç varsa Irak, Suriye ve Kuzey Kürdistan’da işgal için Kürtlere karşı seferber etmiş durumda. MİT, Ergenekon, polis her şeyiyle bu batağı derinleştiriyor. Devleti yönetenler, kurumları tam bir ahlaki çöküntü içinde. Kürdistan’da tecavüz, uyuşturucu ve yozlaştırmayı temel bir çalışma alanı olarak belirlemişler. Kültürel ve ahlaki bir çöküntü devletin derinlerine işlemiş ve bununla Kürtleri bir toplum olmaktan çıkarmak istemektedirler.

Türkiye bir özel savaş yönetimimin işgali altında. Basını da ele geçirdiklerinden tam bir psikolojik savaş eşliğinde toplumu kıskaca almış durumdalar. Faşizme taban yaratmak için ırkçılık ve dincilik temel gıdaları olmuş. Toplum gerçekler dünyasından tüm değerlerden ve vicdandan arınmış bir yığına dönüştürülüyor. Her türlü haksızlık, zorbalık, yalan ve talan günlük yaşamın olağan bir parçası haline getirilmiş. Türkiye resmiyette bir hükümet ve AKP-MHP tarafından yönetiliyor. Ancak hem aralarındaki ilişkiler hem de devletlerle yaptıkları anlaşmaların çoğu gizli kapaklı. Toplumdan gerçekler gizleniyor.

Türkiye halkları Erdoğan hükümetlerinin Kürtlere karşı savaşta hangi ekonomik kaynakları kullandığını hiç bilmiyor. Bu savaşın ekonomik faturası hiç gündeme gelmiyor ve tartışılmasına izin verilmiyor. İnsan kayıpları da gizleniyor. Bu bir tarafa şimdi artık gizlenemez bir ekonomik kriz var. Bu krizin savaşla bağlantısı yok mu? Asıl kaynaklar savaşa harcanıyor. DAİŞ, El Nusra gibi örgütlere neler aktarıldı? Şimdi devşirdikleri ve maaşa bağladıkları silahlı çetelerin maliyeti ne kadar? İşgal edilen alanlardaki askeri güçlerin maliyeti ne kadar? Rusya’ya peşkeş çektiği kaynaklar ve verdikleri tavizler neler?

Savaşın yıkımını ve yarattığı tahribatları tümden anlatabilmek görüldüğü gibi o kadar kolay olmuyor. Geniş bir araştırmayı gerektiriyor. Türkiye’de bilim dünyası, akademik çevreler bu konulara el atmaya yanaşmıyorlar. Devlet 12 Eylül’den beter bir tekçiliğe ve siyasi körlüğe sürüklendi. Ağzını açmanın bedeli ağırlaştırılmış. Türkiye karanlıklar içinde sürüklenmeye devam ediyor. Erdoğan ve şürekası Ortadoğu’daki krize dayanarak güç, taviz ve şantaj yöntemlerine başvuruyor. Bütün bunlara rağmen istediği sonucu alamıyor. En önemlisi de ABD ve Rusya bir yan çizse Türkiye tepetakla gidecek. Erdoğan Bahçeli ikilisi atıp tutuyor ama kendi güçlerine dayanarak bir ay bile ayakta kalamazlar. Bunu bildikleri için Erdoğan neredeyse „dostu Putin’i“ gün aşırı arıyor.

İçeride de Erdoğan ve Bahçeli huzura kavuşamıyorlar. İttifaklarının odağında Kürt düşmanlığı vardı. Bu devam ediyor ama onun dışında bir arada olmalarını gerektiren fazla neden yok. Fetullahçılar gibi MHP de devlette kadrolaşmaya ve kaynakları ele geçirmeye çalışıyor. Bu konularda dalaşacakları açık. Ayrıca Erdoğan Kürt düşmanlığıyla Türkiye’de fazla ayakta kalamaz. MHP marjinal kalmayı göze alabilir ama bu AKP’nin sonu olur. İktidarı yitirdi mi, AKP diye bir parti kalmaz.

AKP 15 Temmuz darbe girişimini bir lütuf olarak kullandı. OHAL ortamında toplumu etkisiz ve örgütsüz bırakmaya çalıştı. Sur, Cizre, Nusaybin gibi şehirleri yıkarak, katliamlar yaparak halkı yılgınlığa sürüklemek istedi. Bunlar üzerinde basınları aracılığıyla zafer ilan etti. Hesapları artık Kürtler korkup dağılacak, tutuklamalarla da öncüsüz bırakılacaklardı. Ondan sonra da seçimleri kazanarak büyük zaferlerini ilan edeceklerdi. Genel seçimlerde böyle olmadığı ortaya çıktı. Şimdi yerel secimler için de fazla umutları yok. Olsaydı Erdoğan yine gasp ederim, kayyum atarım, demezdi. Kürtleri artık yasal, normal yollarla elde tutup yönetemiyorlar. Açık işgal, zor aygıtları, sömürgeci bir hukuka dayalı adli sistemle ancak varlık sürdürebiliyorlar. Kürtler direnecek, kazanacak. Onlar gasp edip kayyum atayacaklar. Varsın açıktan gasp etsinler. Kürtler vermesin, boyun eğmesin. El mi yaman bey mi yaman zamanla görülecek. Unutmayalım bu hareketi yaratanlar „DİRENMEK YAŞAMAKTIR“ dediler.