Uluslararası Kızılhaç örgütünü hepimiz tanırız. Merkezi İsviçre’dir. Bu ülkede kurulmuştur ve bütün yöneticileri İsviçreli’dir. Kızılhaç’ın sembolü de İsviçre bayrağından alınmıştır. Bu bayrak dünyanın her yerinde tanınır. Kızılhaç’ı gören herkes bunun insani yardım anlamına geldiğini bilir. Kızılhaç örgütü de zaten bunun için kurulmuştur. Yani Kızılhaç din, inanç, dil, ırk, toplumsal sınıf veya politik görüş farkı gözetmeksizin insan hayatı ve sağlığını korumak, insan varoluşunun saygı görmesini sağlamak, insanların acı çekmesini önlemek ve acılarını dindirmek olan uluslararası bir insani harekettir.
İsviçre tarafsız bir ülke statüsü nedeniyle uluslararası insani kuruluşların merkezi olmuştur. İsviçre bayrağı ülke dışında hep humanizmi, insani yardımı çağrıştırmıştır. Aynı bayrağı taşıyan İsviçre, ülke içinde ise bunun tam tersidir. Neredeyse Avrupa ülkeleri arasında yabancılara karşı politikaların üretim merkezi durumuna dönüşmüştür. İç çatışmaların, insan hakları ihlallerinin yaşandığı ülkelere silah satan, müslümanlara camileri, başörtüsünü yasaklayan, mülteci başvurularını ret eden, işkence ve tutuklama pahasına ilticacıları ülkelerine iade eden, serbest dolaşım hakkını yasaklayan ülke de İsviçre’dir.
İsviçre’nin bu iki yüzü bir paradoks gibi gözükse de dünya global sermeyesinin gerçek yüzünü yansıtmaktadır. İsviçre’ye her türlü para girebilir, kaynağı, nereden kazanıldığı sorulmaz, ama insan girerse rengi, ulusal kökeni, inancı sorulur ve girişine izin verilmez. Bu şu anlama da gelmektedir. Dünyanın insani örgütleri bile sermayenin çıkarları kadar insani yardımlar yapabilir, onların istediği ülkelere girebilir. Onların politikalarının ilgi alanında olmayan hiç bir ülkeye giremezler.
Şimdi 9 Şubat halk oylaması sonrası AB’nin kopardığı gürültüye gelelim. İsviçre yabancı göçü sınırlayan bir karar aldı. Yani AB ile yaptığı “serbest dolaşım hakkı” anlaşmasına uymayacağını halka onaylattı. Bütün Avrupa ülkeleri ayağa kalktı. Zira bu hem insan hakları ihlali, hem ikili anlaşmanın bozulmasıydı. Ama onları en fazla kızdıran işşiz avrupa vatandaşlarının İsviçre’de çalışma ya da işsizlik parası haklarının ellerinden alınmasıydı. Bu ilişkide de İsviçre-Kızılhaç ilişkisi benzeri bir durum karşımıza çıkmaktadır. AB üyeleri dışında serbest dolaşım hakkını yasaklayan Avrupa, kendisinin dolaşım hakkı engellendiğinde adeta çıldırdı. Aynı Avrupa İsviçre’nin ‘3. dünya’dan gelen insanlara yaptığı uygulamaları hep seyretti.
Bugün ortaya çıkan yeni durumdan da en fazla AB üyesi olmayan ülke vatandaşları etkilenecektir. Aile birleşimi zorlaşacak, ‘3. dünya’dan gelenler “kalifiye elaman” olmadıkları için işe alınmayacak ve yine Avrupa vatandaşları tercih edilecektir. Oylamanın aslında sonucu şu: Biz ihtiyacimiz kadar Avrupa Birliği vatandaşı alacağız, isteyen gelip çalışmayacak.
Özetle ‘3. dünya’ ülkelerinden gelen yabancılara yönelik her türlü muamele, işsizlik, sınırdışı, işkence, aşağılayıcı yasalara vb sessiz kalan Avrupa ülkeleri, söz konusu kendi vatandaşları olduğunda ayağa fırlayıp, insan haklarından, serbest dolaşım özgürlüğünden bahseder oldular. Hiç merak etmeyin, AB İsviçre ile vatandaşlarına yönelik sorunu bir formül bularak çözer, ama birlik vatandaşı olmayan yabancılara yönelik yasakları, ayırımcılığı, hukuksuzlukları seyreder ve hatta uygulamaları kendi ülkesinde de hayata geçirmek için örnek almaya devam eder.
Yabancılar kendi sorunlarına sahip çıkmadıkça, örgütlenmedikçe, mevziler kazanmadıkça bu filmi seyretmeyi sürdüreceğiz.
Dışarıdaki Kızılhaç içerideki İsviçre
İsviçre Gündemi