Suat BOZKUŞ  

Günümüzün önde gelen büyük Türk büyüklerinden Binali Yıldırım derin ekonomik dehasıyla gülerek “Dolardan bize ne, dolsa ne olur dolmasa ne olur” diyeli üç ay oldu. Bir prof. ise “Ben TL kullanıyorum, beni hiç etkilemiyor” demişti. Şimdi hep beraber bize ne olacağını görüyoruz.

Dışa bağımlı bir ekonomiyle içte ve dışta savaş politikasına batarsan olacağı budur. Dış borçlanma ve yağma Hasan’ın böreği politikasıyla memleketin her şeyini satan, talan eden AKP politikaları batağa saplanıyor. Bu çıkmaz kendisini doların hızla yükselişinde gösteriyor.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da hemen suçlu bulundu.

Türkiye’yi (Yani Erdoğan’ı anlayın) kıskanan dış ve iç düşmanlar harekete geçiyor. Doları yükseltiyor. Böylece ekonomik kriz çıkarıyor.

Türkiye’yi yönetenlerin bu kafada olması ve buna inanan insanların çokluğu işi iyice çığırından çıkarıp felaketi büyütüyor. Hiç kimse sorunların kaynağına kafa yorup çözüm üretmeye çalışmıyor. “Tam bir milli birlik beraberlik ve tesanüt havası içinde” dış ve iç düşmanlara lanet yağdırıp rahatlıyoruz. Bu durum, en çok da iktidardaki politikacıların ve kaderini bu sisteme bağlamış sahte muhalefet ile sahte solcuların işine geliyor. Hiçbir şey üretmeden ve sorumluluk almadan laf salatasıyla siyaset yapmak bu olsa gerek. Ama gerçekler inatçıdır ve laf salatasıyla örtülemez. Yeniden ve yeniden kendisini dayatır.

Doğanın da, toplumun da yasaları vardır ve bu yasalar Erdoğan’ın KHK’leriyle değiştirilemez. Bunu anlayıp kabul etmeyenlerin tek silahı halkı dış düşmanlar yalanıyla kandırmasıdır. Geçmişte olduğu gibi bugün de sadece dikta rejimleri bu silaha sarılmaktadır. Çünkü halkı korkutmaya, sindirmeye ihtiyaçları vardır.

Konu dış düşmanlar ise herhalde en çok dış düşmanı olan devlet ABD’dir. Dünyanın her köşesinde kendilerine göre farklı sebeplerle ABD düşmanlığı vardır. Dinci, dinsiz, milliyetçi, solcu gibi çok farklı ideolojik sebeplerle de olsa bu düşmanlık yaygındır. Öyle lafta kalan bir düşmanlık da değil, çoğu zaman silahlı saldırılara dönüşmektedir. İkiz kulelere yapılan saldırı tarihe geçmiştir. Yine Amerikan temsilciliklerine neredeyse her gün bir saldırı yapılmaktadır. Ama hiçbir Amerikalı siyasetçi kendi başarısızlıklarını bu dış düşmanların üzerine atamaz. Atsa da inanan olmaz ve bedelini kendisi öder.

Diğer devletler açısından da durum farklı değildir.

Son yıllarda Batı Avrupa ülkeleri başta olmak üzere bütün devletler silahlı saldırılara, şiddet eylemlerine hedef olmaktadır. Ama oralarda da hiçbir siyasetçi suçu dış güçlere atıp vatan kurtaran Şaban rolüne girmemiştir.

Burnumuzun dibindeki Yunanistan’a bakalım:

Ağır ekonomik kriz içindeyken bile demokrasiden vazgeçmedi. Birçok sol partinin oluşturduğu bir koalisyon ile sorunlarına çözüm arıyor. Bu kargaşa içinde ne eski klasik sağ-sol partiler ne de iktidardaki sol koalisyon dış düşmanları suçladı. Zaten suçlasalar da kimse inanmazdı. Ne grev yasağı var ne gösteri-yürüyüş yasağı. Ne de kimsenin burnu kanıyor.

Erdoğan diktası ekonomide de, siyasette de batağa saplanmıştır. İçte ve dışta savaş politikalarına, sınırsız soygun ve yağma ya dayanan diktatörlük için artık deniz bitmiştir. Ama böyle diye hiçbir diktatörlük kendiliğinden yıkılmaz.

Ekonomik kriz otomatik olarak diktatörlüğü yıkamaz. Ekonomik krizi güçlü bir muhalefet ile siyasi krize çevirmek ve bu diktaya son vermek mümkündür, zorunludur.

Bu diktatörlüğe karşı olanların halkların iradesine dayanan yeni bir seçenek oluşturması ve halkı bu yönde harekete geçirebilmesi gerekir.

Erdoğan diktası sıkıştıkça saldırganlaşıyor.

Öcalan üzerinde tecrit bunun için sürdürülüyor.

HDP yöneticileri ve vekilleri tutuklu iken Erdoğan HDP’ye oy verenleri de tehdit ediyor.

Her gün dış güçler, bölücüler vb. edebiyatı yapılıyor. Diktatörlük bu savaş tamtamları içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Halkı kandırmak, kışkırtmak ve oyalamak için provokasyonlar, idam cezasını geri getirme tartışmaları ve sahte terör operasyonlarıyla uğraşıyorlar.

Bu faşist diktaya son vermek diktaya karşı olan tüm güçlerin sahaya inmesiyle mümkün olacaktır.

Halklarımıza diz çöktürmek isteyenlerin kendisi yaptıkları yollar, köprüler gibi çöküp yıkılıp dağılacaktır.