İngiltere Gündemi
Amerika Başkanlık seçimleri için Cumhuriyetçi Parti’den aday adayı olan Donald Trump’ın Amerika’ya turist veya göçmen Müslümanların alınmaması gerektiğine dair sözleri İngiltere’de büyük yankı uyandırdı. Bu yankıların ne kadar samimi oldukları bilinmez ama İngiltere’de benzeri sözler vakti zamanında bazı siyasetçiler tarafından söylenmedi değil. Ancak hiç kimse bu denli aleni bir şekilde doğrudan Müslümanları hedef alan bir konuşma yapmadı. Trump hemen ağzının payını aldı.
Londra Belediye Başkanı Boris Johnson sırf Trump ile karşılaşmamak için New York’a gitmeyeceğini söylerken, Trump’ın ülkeye alınmasının yasaklanması için bir imza kampanyası başladı ve elde edilen imzalarda 500 bini çoktan geçti. Yine aynı şekilde İskoçya’daki Robert Gordon Üniversitesi, Donald Trump’a 2010 yılında verdiği fahri doktora unvanını, üniversitede Trump’ın nefret uyandırıcı açıklamalarına tepki olarak toplanan 70 bin imzanın toplanmasıyla geri aldı. Son olarak da İskoçya Ulusal Partisi lideri Nicola Sturgeon, Trump’e yönelik tepkilerini dile getirmek amaçlı, Global Scot adlı bir iş ağından Trump’ın üyeliğini geri çekti. Yeri gelmişken belirteyim Global Scot denen kuruluş, Amerika’daki zengin İskoçların dahil olduğu bir oluşum. Ara ara İskoç hükümeti, ihracatı canlandırma maksadıyla bu Amerikalı kökleri İskoçya’ya dayanan zengin işverenlerini İskoçya’da ağırlıyor. Trump’ın da büyükannesi İskoç olduğundan bu kuruluşun büyükelçisi rolündeydi. Trump’ın Müslümanları rencide edici ırkçı sözlerinden sonra, lider Sturgeon, Trump’dan elçiliği geri alıp, üyeliğini iptal etti.
Gerçek bir sürü sorunla uğraşmak yerine İskoç Ulusal Partisinin bazı insanlara yasak koyarak ağırlığını göstermesi, bazı kişilerce ciddi eleştirilse de Trump’ı neden bu kadar tepki topladığını hala anlayabilmiş değiliz. Trump, bunlar üst düzey yönetici ve siyasetçiler de dahil birçok kişinin aklından geçeni söyledi. Yani böyle şeyler söylemedi diye Başbakan David Cameron çok mu Müslüman, çok mu göçmen sever oluyor. Obama dahil birçok devlet adamı bu tarz ırkçı ve ayrımcı söylemlerin DAİŞ’in ekmeğine yağ sürdüğünü söylediler. Haklılar da. Toplumda bir kırılmaya sebebiyet verirken halihazırda radikal olanların daha da radikalleşmesine sebebiyet veriyor böylesi ırkçı sözler.
Peki radikalleşmeye sebebiyet veren bir tek Trump mı var? İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair’in 2011’de eski Libya lideri Kaddafi’yi arayarak ona kaçmasını söylediğini daha yeni öğreniyoruz. 2004’de Blair ile Kaddafi’nin el sıkıştıkları anlaşmanın detaylarını ise hala tam olarak bilmiyoruz. Binlerin ölümünden sorumlu olan bir diktatörle kurulan böylesi tehlikeli bir ilişki, toplumda ayrılığa yol açmıyor mu yani? 2 milyondan fazla bir göçmeni Türkiye’de tutarak, ölümcül yollara sürüklemek radikalleşmeye zemin hazırlamıyor mu? Savaştan kaçan Suriyeliler, Avrupa’ya giremesinler diye sınırların kontrolü için merkezi bir koruma sistemi oluşturulduğu bugünlerde Avrupa’ya gelebilmiş Suriyeli mültecilerin ne düşünmesi bekleniyor. Akrabalarının sınırın öte yanında mahkum etmeye çalıştığı için Avrupa’yı yeni vatanları olarak sevebilirler mi? Trump’u suçlamak kolay, hatta en kolayı. Irkçılığıyla ve cinsiyetçi yaklaşımlarıyla rengini belli eden bir budalaydı hep kendisi. Peki ya rengini belli etmeyenler? Onlara ne demeli.