Gençlik dairesi, arabuluculuk yapıp Aralık ayında Souzan’ı ailesiyle görüştürmüştü. Ancak Souzan, ailesine dönmeyi reddedince bina çıkışında kendi babası tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Henüz bulunamayan babasının yurtdışına kaçtığı tahmin ediliyor.
18 yaşındaki Arzu Özmen ise, geçtiğimiz yılın yaz aylarında yaşadığı bir ilişki nedeniyle aile içi şiddete maruz bırakılmıştı. Bunun ardından kadın sığınma evine başvurmuştu. Kasım ayının başında ablası ve dört ağabeyi tarafından, silah zoruyla kaçırılmıştı. Ocak ayında cesedi bulundu. Özmen ailesinin beş ferdi şu anda cezaevinde.
90’lı yıllarda, Almanya’daki Êzîdîlerin yoğunca yaşadığı Celle kentinde genç kadınların ailelerinden kaçıp ortadan kaybolduğu dönem hala hafızalarda.
Alman basınında konuyla ilgili çıkan haberlerde, mağdur ve olası faillerin Êzîdî kimliklerine vurgu yapılıyor. Êzîdî kurumlar ise, ‘namus’ adına işlenen bu cinayetlerin Êzîdî inancına bağlanmaması gerektiğini vurguluyor. O zaman insanın aklına şu soru düşüyor: Eğer bu kadın cinayetlerinin Êzîdîlikle alakası yoksa, o zaman neden Almanya’da bir ay içinde iki Êzîdî kadın - büyük ihtimalle - kendi yakınları tarafından katlediliyor? Açık ki, kırım boyutuna ulaşan ve ‘namus’ adına işlenen kadın cinayetleri, kaynağını ataerkil ‘kültür’den, onun zihniyetinden alıyor. Öyleyse Êzîdî toplumuna sinen, aslında Zerdüştü değerlerle çelişen ataerkil zihniyeti ele alıp sorgulamak çok acil bir ihtiyaç olarak karşımızda durmuyor mu? Bu zihniyeti sorgulamak kadar, Êzîdî toplumu içinde oldukça güçlü olan tabulara dokunmak, o tabuların oluşum nedenlerini çözümlemek de gerekmekte.
Bu ihtiyaçlardan ötürü PolitikART olarak bu sayımızda Êzîdîlik ve kadın konusunu ele almak istedik. Oldukça geniş bir alandan söz ediyoruz, bir dosyaya sığdırılması mümkün değil. Bir başlangıç yapıp, konuyu ileride daha da derinleştirerek, farklı açılardan da değerlendirmek istedik.
Okurlarımıza sunduğumuz bu ilk dosya kapsamında Fadile Yıldırım’ın “Zerdüşt’ü öldürmek” başlıklı yazısına yer verdik. Yıldırım, Zerdüştü inançta kadının birincil konumuna vurgu yaparak, kadın katliamlarını Êzîdîlik inancına saplanmış zehirli bir hançer olarak değerlendiriyor.
Kendisi de Êzîdî inancına sahip Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Feleknas Uca ise, Êzîdîlerin göç deneyimlerine ilişkin bilgi verdiği yazısında, özellikle Almanya’da yaşayan Êzîdî toplumundaki çelişkilere vurgu yapıyor. Uca da ‘namus’ adına işlenen cinayetlere Êzîdîlikte yer olmadığının altını çiziyor.
Mehmet Bayrak ise Refik Halid Karay’ın ‘Yezidin Kızı’ romanının hikayesini yazdı. Bayrak, yazısında hem romanın kendi politik dönemine hem de Êzîdîlik algısına dair ilginç bilgiler sunuyor.
Dosyamızı bu şekilde özetlerken, bu sayımızda yer verdiğimiz diğer yazıları da beğeni ile okumanızı diliyoruz. 18 Şubat’ta çıkacak 84. sayımıza dek, esen kalın...
editörden