İnsan kesmeyi, kadınlara, kız çocuklarına tecavüzü, mabetleri havaya uçurmayı yeni İslam olarak sunan El Kaide’ye (IŞİD) personel, füze tedarik eden yankeseci, kasa soyguncusu, hırsızın derlediği çetebaşları, Kürdistan’da faaliyet halinde. Vicdan ve onurunu bir paket makarna, bir torba kömürle değiş-tokuş edecek düşmüş Kürt arıyorlar.
Yakın geçmişte, vicdan ve ruhunu din, mezhep kılıfı içinde satışa çıkaran bir, iki bölgenin manzarasına yarı buçuk dokunduğum için, en çok "halk dalkavukluğunu devrimcilik" sananların hücumuna uğramıştım.
Oysa gün, pislikleri örtme günü değildir. O nedenle gün, gerçeğin dinamiği, özüne varmak için, Kürtlerin deyimiyle, "babam da olsa kabahat, kusur ve ihanetleri deşme günü"dür.
Misal mı?
Diyarbakır, Kürdistan’ın büyülü kalbi ama, aynı zamanda rejimin üstünde en çok oynayıp, kirletmeye çalıştığı köşesidir. 1915 yılında, Ermenilerin malına, mülküne konma karşılığında saldırı birlikleri olarak kullanılan ailelerin yazılı olmayan kiras sözleşmesi, 1925’de nakit para ve Milletvekilliğiyle yenilendi. Miro’yu (Şeyh) arkadan kuşatarak ücretlerini hak etmeye çalıştılar.
Kiralık adam geni, kuşaktan kuşağa geçiyor ve ücrete tabii hizmetlerinde asla aksama olmuyordu. Kim iktidarsa onun saflarında Milletvekili, kimileri kabinede Bakan, müteahhitti onlar. 1970’de, Kürdistan kuşatmaya alınmıştı. İnsanlar, köy meydanlarında çırılçıplak edilip yat-kalk talimleri yaptırılıyor, gübre yediriliyor, Silvan şehri de benzer "medeni işleme tabii" tutuluyordu. Mehmet Ali Aybar, insan oğlunun çığlığı olarak Türk parlamentosunda yükselttiğinde, en önde bunlar, ücretlerini hak etme hırsıyla saldırmışladı.
1980’lerde, üniformasız korucubaşları, alt tarafları rejimin himayaye mazhar müteahhitleri, temsilcileri de Ankara’da karar mekanizmasındaydı. Aynı soyun dalları, bugün oy devşirme karşılığında Erdoğan rejiminin sözcüleri ve ihalelere başını daldırmış işadamı…
Utanmadan Kürtçe de konuşabilen kimileri "politikacı" dağınık güçler çetesinin şefi, Mafya reisi. Kiraladıkları, hoyrat adamların gölgesinde gün ışığına çıkmakta, arka sokaklarda Hizbulah vahşilerini saldırıya geçirmektedirler.
Bunlar geçtiğimiz hafta sonu, Erdoğan’ın kendini "Kürdistan’ın da efendisi" gösterme mitingine insan taşıyarak, ücretlerini hak etmeye çalıştılar. Erdoğan Diyarbakır meydanında konuşurken, dinleyenlerinin onursuzca suskunluğundan utandım.
Adam, askeri ayak üstünde seken polis rejiminin başıydı. Türk-İhvan İslamı sentezi üzere, "tek" diye diye ırkçı naralar atıyor, "terörist" diyerek, kendi aklınca Kürtleri aşağılıyor, onların meydanlardaki onuru Selahattin Demirtaş'a sövüyor, sonra utanıp sıkılma nedir bilmeden Kürtlerden oy istiyordu. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun deyimiyle, "Diyarbakır ve bölge halkı onun katliamcılığını, ırkçılığını, yalancılığını, din istismarcılığını, kadın-çocuk düşmanlığını yakından biliyor"du.
En korkuncu, halk olarak Kürtlere düşmanlığını… Ama buna rağmen, karşısındaki kalabalık tuz yalatıldıktan sonra sussuz bırakılmış koyun memnuniyetiyle sessiz bakıyordu. İlaç niyetine de olsa bir tek, "haddini bil, evimize gelip bize sövemezsin" fısıltısı çıkmıyordu. Onun mazlum ve masum halkı aşağılaması değil, beni kahreden, o düşmüş, onuru çirkef içinde çürümüşlerin (dünyanın en masum canlısı koyunlar beni affetsin) sessizliğiydi.
Oysa, kendi yurdunda asker postalı, polis dayağı altında esirdi, Kürtler. Onun başında bulunduğu rejim ise esirlerin sırtında şaklayan kamçı, öbür yanda, yer yüzünde teröre yardım ve yataklık eden ülkeler listesinde adı yazılıydı. El Kaide çetelerine gönderilen füzeler çoktan afişe olmuştu. Kendisi Irak ve Suriye’de insanlığı kanatmakla suçlanıyor, uluslararası savaş suçu mahkemelerinde yargılanması için dilekçeler veriliyordu.
Utanma duygusu, neredesin sen, Erdoğan "kardeşlik ve çözüm süreci için bana oy verin" diyordu, Diyarbakır meydanında. Süreç dediği, kanunla adı konan, teslim alma "terörü bitirme" değil miydi?
Teslim olacak isyancıyı diyelim buldu, bunun adı barış olur muydu? Başkaldıranlar, günün birinde Erdoğan diye biri affetsin diye mı dağlara yönlerini vermişlerdi?
Öte yandan o kardeşlik derken, yandaşları Rize’de Demirtaş'a destek veren öğretmeni, Samsun’da da geçleri linç etmeye çıkıyor, "iki kesimli toplum" gerçeğini gözüne sokarak, onu yalanlıyordu.
Diyarbakır meydanındaki suskunluk yaralayıcı, ama asıl ona verilen her oy ırkçılığa destek, Faşizme güç katmaktır. Kürtlerin insanca bakan adayları zaten vardır. Olmassa bile boş pusula atar ama ırkçılığa destek çıkmaz…
Ayrıca, anlamayan varsa, anlasın diye bir kere daha tekrarlıyayım:
"Süreç" denilen olguyla AKP ve Erdoğan'ın bir ilişki ve ilintisi yoktur. Kendi sorunları altında çöken ordu adına Milli Güvenlik Kurulunun, Kürt hareketi karşısında vardığı aşamadır. Askerler, suskun kaldıkları için Erdoğan tek başına "çözüm kumsallarında oynamakta" ve Kürtleri oyalamaya çalışmaktadır.
Erdoğan’a oy ırkçılığa destektir
Irkçı rejim, başkaldıran Kürdistan’ın ruhunu çürütme gayretiyle tek tek insan avlayıp, bunlardan işbirlikçi bir güç devşirme amacıyla ortalığa kırıntılar serpiyor.