İsviçre Gündemi

İsviçre’de 50-60 bin Kürt nüfusunun olduğu biliniyor. Yani ulusal, fiziksel, kültürel, çevresel soykırımlara uğrayan bir halkın sürgündeki yüzü. Bu 50-60 bin kişi ne yapar? Siyasal, sosyal olarak nasıl mevzilenir, geride bıraktığı ölüm-yaşam sınırındaki halkına ne katkı sunar, Kürt kurumlarıyla ilişkileri ne düzeydedir, yüzde kaçı ulusal ve kurumsal ilişki halindedir. Önemli bir tartışma konusu. İsviçre’deki Kürtler bunu tartışmak zorundadır. Biz bugün bu konuyu neden önemsememiz gerektiğini sadece diplomasi boyutuyla İsviçre-Türkiye ilişkileri ışığında irdeleyeceğiz.
İsviçre’nin konumunu bir kaç cümle ile özetleyelim; “Tarafsız, bağlantısız, uluslararası anlaşmazlıklara ev sahabi-arabuluculuk yapan, Kızılhaç, UNHCR, UNICEF, BM vb. önemli kurumların merkezi bir ülke. İsviçre bu konumunu yasalarına da yansıtır. İsviçre dış politikası insan hakları ve uluslararası hukuk normlarını ilke edinir, temel alır. İç savaş, yaşanan ülkelerle ilişkilerinde insan haklarını gözetir. İsviçre’de Ermeni soykırımını yok saymak ve övmek suçtur vs.vs..
İsviçre gazeteleri sık sık Kürdistan’dan haber geçerler. “Roboski’de Kürt siviler katledildi. Türkiye Kürtleri ve Irak sınırını bombalıyor. Ayrılıkcı PKK ile Türk ordusu arasında şiddetli çarpışmalar. Taş atan Kürt çocuklarına onlarca yıl hapis. Kürt politikacılar ve aydınlar tutuklanıyor.”
Aralık 2011’de İsviçre Cumhurbaşkanı M.Celmy-Rey, “Türkiye Kürt sorununu çözmelidir. Biz elbette Kürt sorunuyla ilgiliyiz. Zira Kürt sorunu nedeniyle ülkemize binlerce Kürt politik nedenlerle iltica etmektedir.” Ama İsviçre Kürt sorunu konusunda ciddi bir adım atamaz. Türkiye’de iç çatışmayı  Kürtlerin katledildiğini, bu nedenle de Politik Kürt göçü aldığını kabul eden İsviçre, 2011 yılı itibarıyla Türkiye’ye 9.4 milyon Dolarlık savaş malzemesi satar. 563 şirketliyle 6.5 milyar Dolarlık ticari hacmi yakalar. 2011 yılında da 320.000 turist gönderir. Özetle Kürtlere karşı savaş yürüten, soykırımlar uygulayan Türkiye’yi savaş malzemeleri, ekonomik yatırımlar, enerji hatları anlaşmaları ve turistleriyle besler ve beslenir. Sıkışınca ağzımıza bir parmak “kınama tadında” bal çalar, fırsat buldukça da bol keseden silah satar. Biz seyrederiz.
Yeşil Alternatiflerden Bänziger Marlies, Kürt halkına karşı savaş yürüten Türkiye’ye neden savaş malzemeleri satıldığını sorar, biz seyrederiz. GSoA imza kampayaları düzenler, eylemler yapar seyrederiz. Bu tür haberler yapıldığında, kendimizle yüzleştirdiği için kızarız. İşin özcesi şu…
Yaşadığımız ülke, gözlerimizin önünde, bu ülkeye geliş gerekçelerimizi hiçe sayarak, bizden asla da tepki almayacağının rahatlığıyla, kendi ilkelerini, kuruluş felsefesini bile yok sayarak Kürtlere karşı savaşa destek vermektedir.
50-60 bin kişinin varlığı başlıbaşına bir güçtür. Kamuoyu oluşturduğumuzda, gazetelere ilanlar verdiğimizde, siyasi parti ve örgütlerle ortak harket ettiğimizde, protestolarda bulunduğumuzda yani demokratik bütün haklarımızı, demokratik eylemlerle ortaya koyduğumuzda bu politikalar bu kadar rahat yürütülmeyecektir. Önce yıllar boyu “Biz neyi değiştiririz?”
“Çıkar ilişkilerini etkileme gücümüz yok” “tepkilerimiz sonuç almaya yetmeyecektir” söylemleriyle beceriksizliğimizi cilaladığımızı kabül edelim. Sonra sonuç alır ya da almaz demokratik tepkilerimizin önce insan, sonra etik değerler ve sonra halkımıza destek anlamına geleceğini kabul edelim. Kürt halkı nasıl ki Türkiye Kürt sorununu kabul etmiyor diye mücadeleden vazgeçmiyorsa bizim de Avrupa, duymuyor, görmüyor, düşünmüyor diye mücadeleden vazgeçme lüksümüz bulunmuyor.
Biz halkımızın özgürlüğü uğrunu rahatımızı bozamıyorsak Başkaları hiç bozmayacaktır.
2005 yılında kamuoyu ve siyasi baskılarla Türkiye’ye silah satışının yasaklandığını da hatırlatalım.
Ermeni soykırımını kabul ederek, Kürt soykırımına tolere edilmeyeceğini hatırlatalım.