Rakka’nın özgürleştirilmesi amacıyla başlatılan Fırat’ın Gazabı hamlesinin üçüncü aşaması devam ediyor. Yakından takip etmeye çalıştığım hamlenin 9 günlük bilançosu önceki gün QSD ve Erka Parastin komutanlarının katılımıyla düzenlenen bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyuruldu. 

Bu açıklamaya göre 9 gün içinde 700 kilometrelik bir alan ve bu alan içinde bulunan 98 köy ve mezra Demokratik Suriye Güçleri (QSD) güçleri tarafından temizlenirken 124 çete üyesinin öldürüldüğü ve 9 çetenin de sağ olarak ele geçirildiği belirtildi. 

Geniş bir arazinin ortasında, hafif çiseleyen yağmur altında okunan açıklamayı izlemeye çalışırken bir gazeteci arkadaşımın notu düştü telefonuma. Hamle ve açıklamayla ilgili merak ettiği bir husus var herhalde diye düşünmüştüm. Düştüğü “Sinan, YPG Minix ve Til Rifat hattında 6 köyü rejime teslim ettiği yönlü haberler var” notu biraz şaşırtmadı değil. Fakat haberin yayınlandığı kanallar ve haberin içeriğine bakınca çok düşünmeden “Hiç sanmıyorum” yanıtını verdim. Nitekim konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum askeri komutanlar haberleri tümüyle yalanladı. 

Bu haberle YPG ile rejim arasında bir bağ kurulmaya, işbirliği yaptıkları izlenimi yaratılmaya çalışıldığı kesin. Şüphesiz YPG ile rejim arasında işbirliği bulunduğu yönlü yapılan kara propaganda yeni değil. Devrimin başladığı günlerden beri rejimin Kürt bölgelerinden çekildiği ve zamanı geldiğinde bu yerleri geri alacağı propagandası yapılıyor. İlk yıllarda sahada da belli bir etki yaratan bu iddialar zamanla gündemden düştü fakat yine de bir baskı kurma yöntemi olarak sürekli kullanıldı.

Bu iddialar rejim kaynaklı olsa da ağırlıklı olarak devrim karşıtlarının başvurduğu bir iddiaydı. Bazen gizli bir pazarlığın üstünü örtmek, bazen Rojava yönetiminin askeri/siyasi/diplomatik hamlelerini engellemek bazen de halkın Rojava devrimine kayışını önlemek için kullanıldıysa da hiçbir zaman istediği sonucu alamadı. 

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye düşünenler de olabilir tabii ki. Gelen cümleler de onlar için olsun.

Bu yalanın bu dönemde gündeme getirilmesinin en önemli nedeni rejim/Rusya ile TC arasındaki pazarlıkların üstünü örtmekti. 

Her ne kadar rejim ve Rus uçaklarının TC denetimindeki çeteleri (ve TSK askerlerini) vurması ilişkilerin gerginleştiği izlenimi yaratsa da yine bu saldırılar ardından gelişecek görüşme trafiğinin esas amacını manipüle edeceği de bir o kadar kesindi. Nitekim önceki gün Bab üzerine yapılan pazarlıklar olduğu açığa çıktı. 

Bab’a yönelerek deyim yerindeyse TC’nin paçalarını tutuşturan ve ardı sıra düzenlediği saldırılarla göz dağı veren rejim iyi bir taktik adım atmıştı. Bab’ta zorlanan, Minbic ve Afrin bölgesinde QSD/YPG ile çatışma durumunda bulunan TC’nin bir de rejim güçleriyle temasa geçmesinin bölgede kendisini çok zorlayacağı açıktı. Bu nedenle savaş uçaklarının askerlerini vurmasını bile gündemleştiremedi. Tıpkı aylar önce İran uçakların kendi askerlerini vurduğu zaman olduğu gibi. Esad, Erdoğan ile pazarlık yapmak için uygun bir pozisyona geldiğini anlar anlamaz da masaya oturdu ve şartlarını ortaya koydu. 

Hükümet adına konuşan N.Kurtulmuş’un Bab’tan geri dönülebileceği açıklamasına sessiz kalan Erdoğan’ın iki gün sonra tekrar Bab, Minbic, Rakka nakaratını tekrarlaması da bu görüşmelerin Esad ve Erdoğan tarafından da verimli geçtiğinin bir göstergesi. Bab’a doğru ilerleyişini durduran Esad yönetiminin fiili olarak Erdoğan’a Bab’a giriş izni vermiş olması karşılığında TC destekli çetelerin birçok bölgeden çekilmesini garantiye aldığı da çıkan haberlerle zaten teyit edilmiş oldu. 

"YPG 6 köyü rejime teslim etti” yalan iddiaları bu arkaplan eşliğinde okunduğunda aslında niyet de açığa çıkıyor. YPG’yi baskılayarak, etkisiz bir konuma itmeye çalışan güçlerin hesaba katmadığı en önemli şey ise güç ve etkinliğin kirli pazarlıklarla değil, sahada yürütülen başarılı askeri operasyonlardan geçtiği gerçeği. DAİŞ’in başkentini kuşatmaya çok yaklaşan QSD güçlerinin konumu ve gelen destek açıklamaları bunun en önemli göstergesi.