ERDAL ER/QAMIŞLO
Rojava Devrimi 8. yılına girdi. Devrim nasıl başladı, siz o gün neredeydiniz?
19 Temmuz ulusal bir gündür, kurtuluş günüdür. Bugün vesilesiyle bütün kahraman şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Kürt halkının ve dostlarının fedakârlıklarını unutmayacağız.
Ben bir toplantı için Kobanê’ye gitmiştim. Çok gizli hareket ediyordum. Şartlar bunu gerektiriyordu. Kobanê’de rejim vardı, merkeze giremiyorduk. Sadece köylerine giriyorduk. 18 Temmuz akşamı Kobanê’ye gittim. Arkadaşlarla planlama için toplantı yaptık. O dönem askeri ve siyasi gücümüz birdi. Ben ikisinin sorumluluğunu yapıyordum.
18 Temmuz’da nasıl bir hava vardı?
Şam ve Dera’da gerginlik vardı. Özgür Suriye Ordusu ilerliyordu. Cerablus’a, hatta Kobanê’nin bir nahiyesine kadar ilerlemişti. Arkadaşlarda bir şeyler yapma istediği vardı. Baktık ki durumlar hızla değişiyor. ÖSO ile rejimin bize karşı bakış açısı aynıydı. Kendi yolumuzu seçmemiz gerekiyordu. 18 Temmuz günü Şam’daki kriz masasında bir patlama oldu. Şam karışıktı ve pusulasını kaybetmişti. Daha önce bizi tehdit eden Dışişleri Bakanı, o patlamada ağır yaralanmış ve yoğun bakıma alınmıştı.
Sizi neden tehdit etmişti?
Temmuz başında Kobanêliler bir iki karakolu almıştı. “Kobanê’de bir şey yaparsanız uçaklar gelir vurur’’ diye tehdit etmiş ve karakolları bırakmamızı istemişti. Özel bir durum oldu. Kobanê’deki rejim güçleri de panik içindeydi. Ekim Devrimi için bir kavram kullanırlar. “16 erkendir, 18 geçtir’’ diye. Bizim için de öyleydi. 15 gün önce yapacaktık uçak bombardımanıyla tehdit edildik. Yapamadık ve ele geçirilen karakolları bırakmıştık. Ben de arkadaşlara, “15 gün önce erkendi. 15 gün sonra geç olur. Şimdi zamanıdır” dedim. Karar verdik ve yaptık.
Sizin için zor bir karar mıydı?
Çok zor bir karardı. Oradaki arkadaşlar karar aldılar. Ben de orada olduğum için kararı çok hızlı aldık. Benimle birlikte yönetimde olan arkadaşlar da vardı. Toplantı gündemini iptal ettik ve öğlen ara verdik. Yeni durumu konuştuk. İşler değişti.
O zaman Kobanê’de askeri gücünüz var mıydı?
Kobanê’de 2011’de gizli örgütlediğimiz 20 takımımız vardı. Toplantıda 20 arkadaş hazırdı. Her biri bir takımın başına geçti. Biz de yönetim olarak o köyde kaldık. Arkadaşlar başladı ve sabaha kadar işi bitirdiler. Sabah Kobanê halkı baktı ki her tarafta bizim TEV-DEM ve YPG’nin bayrakları dalgalanıyor, halk da bize katıldı. Devrim böyle oldu.
19 Temmuz’daki yaklaşımınız neydi?
Biz 19 Temmuz’da çizgimizi belirledik. Kobanê’de bütün askerileri, Dêrik’te 200 askeri; toplamda 5 bin devlet görevlisini esir aldık. Silahlarını alıp araçlara bindirerek rejimin denetiminde olan Reqa’ya gönderdik. Hatta kaymakam, “Evdeki mobilyalar benimdir, devletin değil. Onları almadan gitmem’’ diye tutturdu. Kendisine söyledik (gülerek) boş ver şimdi mobilyaları, kendini kurtar git. “Yok. Mobilyaları almadan buradan şuraya gitmem. Ben onları kendi maaşımla almışım’’ dedi. Baktık olmuyor. Arkadaşlar gitti bir kamyon getirdi. Eşyalarını yüklediler kamyona. Kaymakam, eşi ve çocuklarını da kamyonun önüne bindirip sağ salim Reqa’ya götürdüler. Bizim yaklaşımımız buydu. Bu nedenle aramızda bir düşmanlık olmadı. Kimseyi ne kestik ne yüksek binalardan attık ne de öldürdük.
Sonra diğer yerler alındı…
Rejim güçleri baktı ki Kürtler kimseyi öldürmüyor. Hepsi teslim oldu. Efrîn’de 400 asker vardı hepsi teslim oldu. Bunun için bizim devrim kansızdı.
Kürtler ile Araplar arasında bir çatışma yaşandı mı?
Hayır yaşanmadı. DAİŞ, El Kaide yaptırmak istedi, ancak biz bu oyuna gelmedik. Bu nedenle şimdi Reqa ve Dêrazor’dayız. Onlar bizi biliyor.
Devrim sürecinde ne gibi zorluklar yaşadınız?
Devrimin kendisi zor değildi. Sonradan zorluklar oldu. Büyük savaşlar yaşadık. Kayıplar verdik. Devrim sürecinden bütün Kürtler bize sahip çıktı. Özelikle Kuzey Kürtleri. Canıyla, malıyla bizi destekledi. Onlar olmasaydı biz başaramazdık. Güney ve Doğu Kürdistan’daki Kürtler de gelip bizimle birlikte savaştı. Aynı şekilde enternasyonalistler gelip destek oldu. Elbette biz de doğru bir siyaset yürüttük. Kimseye düşmanlık yapmadık. Çok zorluklar yaşadık. Siviller hariç 11 bin şehit, 24 bin yaralı verdik. Hepsine minnettarız.
En çok can kaybı nerede verdiniz?
Kobanê’de bin 500 şehit verdik. Büyük sivil katliam yaşandı. Kabanê’de kayıpları göze almasaydık direnme olmazdı. QSD ve YPG de olmazdı.
Kadın savaşçılar da dünyada çok gündem oldu…
Kadınlar bizim devrimimizin yüzü oldu. Fazlasıyla hak ettiler. Kuzey ve Doğu Suriye’deki Uluslararası Koalisyon güçlerinin içinde de kadınlar var ama hepsi idari görevler yapıyor. Bizim en büyük savaşlarımızı kadınlar yönetti. Mesela Kobanê savaşını bir kadın arkadaş yönetti. Halen sağdır. Çok büyük bir savaş olan Reqa savaşını üç kadın arkadaş yönetti. Bizimle birlikte çalışan askerler de bundan etkilendi. Bizim devrimimiz erkek egemen algıyı yıktı.
Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?
Biz yolumuzu 19 Temmuz’da belirledik. Bundan sonra bu yolun korunması, inşa sürecinin tamamlanması ve Suriye bütünlüğü içerisinde halklar arası eşit haklara dayanan demokratik bir çözüm için çalışacağız.
YARIN:
- QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, hem Türkiye’nin hem de kendilerinin sınıra güç yığdığını; herhangi bir kıvılcımın ateşe dönüşeceğini belirterek, “Türk ordusu herhangi bir yere saldırırsa bu büyük bir savaşa dönüşecek. Herkese söylemişiz. Türkiye de biliyor, Amerika ve Fransa da” dedi.
- “Tutumumuzu belirlemiş, hazırlıklarımızı da yapmışız; savaşacağız. Fırat’ın doğusu Efrîn gibi olmayacak” diyen Ebdî, “Güvenli Bölge” konusunda da yanıt beklediklerini söyledi. Ebdî, şunun altını çizdi: “Muhatap ABD’dir. Şu ana kadar herhangi bir gelişme yok. Top, artık Türkiye sahasındadır.”
15 GÜN ÖNCE ERKENDİ, 15 GÜN SONRA GEÇTİ
Rojava Devrimi 8. yılına girdi. Devrim nasıl başladı, siz o gün neredeydiniz?
19 Temmuz ulusal bir gündür, kurtuluş günüdür. Bugün vesilesiyle bütün kahraman şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Kürt halkının ve dostlarının fedakârlıklarını unutmayacağız.
Ben bir toplantı için Kobanê’ye gitmiştim. Çok gizli hareket ediyordum. Şartlar bunu gerektiriyordu. Kobanê’de rejim vardı, merkeze giremiyorduk. Sadece köylerine giriyorduk. 18 Temmuz akşamı Kobanê’ye gittim. Arkadaşlarla planlama için toplantı yaptık. O dönem askeri ve siyasi gücümüz birdi. Ben ikisinin sorumluluğunu yapıyordum.
18 Temmuz’da nasıl bir hava vardı?
Şam ve Dera’da gerginlik vardı. Özgür Suriye Ordusu ilerliyordu. Cerablus’a, hatta Kobanê’nin bir nahiyesine kadar ilerlemişti. Arkadaşlarda bir şeyler yapma istediği vardı. Baktık ki durumlar hızla değişiyor. ÖSO ile rejimin bize karşı bakış açısı aynıydı. Kendi yolumuzu seçmemiz gerekiyordu. 18 Temmuz günü Şam’daki kriz masasında bir patlama oldu. Şam karışıktı ve pusulasını kaybetmişti. Daha önce bizi tehdit eden Dışişleri Bakanı, o patlamada ağır yaralanmış ve yoğun bakıma alınmıştı.
Sizi neden tehdit etmişti?
Temmuz başında Kobanêliler bir iki karakolu almıştı. “Kobanê’de bir şey yaparsanız uçaklar gelir vurur’’ diye tehdit etmiş ve karakolları bırakmamızı istemişti. Özel bir durum oldu. Kobanê’deki rejim güçleri de panik içindeydi. Ekim Devrimi için bir kavram kullanırlar. “16 erkendir, 18 geçtir’’ diye. Bizim için de öyleydi. 15 gün önce yapacaktık uçak bombardımanıyla tehdit edildik. Yapamadık ve ele geçirilen karakolları bırakmıştık. Ben de arkadaşlara, “15 gün önce erkendi. 15 gün sonra geç olur. Şimdi zamanıdır” dedim. Karar verdik ve yaptık.
Sizin için zor bir karar mıydı?
Çok zor bir karardı. Oradaki arkadaşlar karar aldılar. Ben de orada olduğum için kararı çok hızlı aldık. Benimle birlikte yönetimde olan arkadaşlar da vardı. Toplantı gündemini iptal ettik ve öğlen ara verdik. Yeni durumu konuştuk. İşler değişti.
O zaman Kobanê’de askeri gücünüz var mıydı?
Kobanê’de 2011’de gizli örgütlediğimiz 20 takımımız vardı. Toplantıda 20 arkadaş hazırdı. Her biri bir takımın başına geçti. Biz de yönetim olarak o köyde kaldık. Arkadaşlar başladı ve sabaha kadar işi bitirdiler. Sabah Kobanê halkı baktı ki her tarafta bizim TEV-DEM ve YPG’nin bayrakları dalgalanıyor, halk da bize katıldı. Devrim böyle oldu.
19 Temmuz’daki yaklaşımınız neydi?
Biz 19 Temmuz’da çizgimizi belirledik. Kobanê’de bütün askerileri, Dêrik’te 200 askeri; toplamda 5 bin devlet görevlisini esir aldık. Silahlarını alıp araçlara bindirerek rejimin denetiminde olan Reqa’ya gönderdik. Hatta kaymakam, “Evdeki mobilyalar benimdir, devletin değil. Onları almadan gitmem’’ diye tutturdu. Kendisine söyledik (gülerek) boş ver şimdi mobilyaları, kendini kurtar git. “Yok. Mobilyaları almadan buradan şuraya gitmem. Ben onları kendi maaşımla almışım’’ dedi. Baktık olmuyor. Arkadaşlar gitti bir kamyon getirdi. Eşyalarını yüklediler kamyona. Kaymakam, eşi ve çocuklarını da kamyonun önüne bindirip sağ salim Reqa’ya götürdüler. Bizim yaklaşımımız buydu. Bu nedenle aramızda bir düşmanlık olmadı. Kimseyi ne kestik ne yüksek binalardan attık ne de öldürdük.
Sonra diğer yerler alındı…
Rejim güçleri baktı ki Kürtler kimseyi öldürmüyor. Hepsi teslim oldu. Efrîn’de 400 asker vardı hepsi teslim oldu. Bunun için bizim devrim kansızdı.
Kürtler ile Araplar arasında bir çatışma yaşandı mı?
Hayır yaşanmadı. DAİŞ, El Kaide yaptırmak istedi, ancak biz bu oyuna gelmedik. Bu nedenle şimdi Reqa ve Dêrazor’dayız. Onlar bizi biliyor.
Devrim sürecinde ne gibi zorluklar yaşadınız?
Devrimin kendisi zor değildi. Sonradan zorluklar oldu. Büyük savaşlar yaşadık. Kayıplar verdik. Devrim sürecinden bütün Kürtler bize sahip çıktı. Özelikle Kuzey Kürtleri. Canıyla, malıyla bizi destekledi. Onlar olmasaydı biz başaramazdık. Güney ve Doğu Kürdistan’daki Kürtler de gelip bizimle birlikte savaştı. Aynı şekilde enternasyonalistler gelip destek oldu. Elbette biz de doğru bir siyaset yürüttük. Kimseye düşmanlık yapmadık. Çok zorluklar yaşadık. Siviller hariç 11 bin şehit, 24 bin yaralı verdik. Hepsine minnettarız.
En çok can kaybı nerede verdiniz?
Kobanê’de bin 500 şehit verdik. Büyük sivil katliam yaşandı. Kabanê’de kayıpları göze almasaydık direnme olmazdı. QSD ve YPG de olmazdı.
Kadın savaşçılar da dünyada çok gündem oldu…
Kadınlar bizim devrimimizin yüzü oldu. Fazlasıyla hak ettiler. Kuzey ve Doğu Suriye’deki Uluslararası Koalisyon güçlerinin içinde de kadınlar var ama hepsi idari görevler yapıyor. Bizim en büyük savaşlarımızı kadınlar yönetti. Mesela Kobanê savaşını bir kadın arkadaş yönetti. Halen sağdır. Çok büyük bir savaş olan Reqa savaşını üç kadın arkadaş yönetti. Bizimle birlikte çalışan askerler de bundan etkilendi. Bizim devrimimiz erkek egemen algıyı yıktı.
Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?
Biz yolumuzu 19 Temmuz’da belirledik. Bundan sonra bu yolun korunması, inşa sürecinin tamamlanması ve Suriye bütünlüğü içerisinde halklar arası eşit haklara dayanan demokratik bir çözüm için çalışacağız.
YARIN:
- Şam yönetimi ile görüşmeler var mı?
- Cenevre süreci başlayacak mı?
- QSD İdlib’e askeri güç gönderecek mi?
- ABD ve Rusya ile ilişkileri nasıl?