
Kavramlar yaşamın anlamını ifade eder. İyiyi, güzeli, sevinci, hasreti, öfkeyi, emeği, yaşamı, ölümü, savaşı, doğayı; yani her şeyi kavramlar ile anlamlı kılarız. Kavramlar toplumun ortak bakış açısını, dilini, kültürünü ifade eder.
Kavram üretmek, oluşturmak, somutlaşan bir düşüncenin paylaşılması, herkese aleni kılınmasıdır. Var olan sorunları tespit etmek için de kavramları kullanırız, çözümü için de. Kavramlaştırma düşünüş tarzı ile bağlantılı bir durum olduğuna göre nasıl düşünüyorsak, ona göre bir literatür de oluştururuz. Böylece sorunları ele alış tarzımız ortaya çıkar, yöntemimizin ne olduğu anlaşılır.
Bu yazıya böyle başlamamın sebebi, özellikle değerlendirmek istediğim bir kavramdır: Seks işçiliği. Fuhuşu, fahişeliği yeniden tanımlamak maksadıyla kullanılan ve toplumun en kanserlik bu sorununa çözüm olacak gibi ele alınan bu adlandırmayı/kavramsallaştırmayı değerlendirmemek, bu kavram altında yatan gerçekleri gün yüzüne çıkarmamak mümkün değil. Bu konu hakkında bazı araştırmalara dayanan görüşlerimi aktarma gereği duyuyorum.
Seks işçiliği adlandırması sorunu ortadan kaldırıyor mu?
Gerçekten de “seks işçiliği”, yaşanan gerçekliği tanımlamak açısından doğru bir adlandırma mıdır? Cinsellik üzerinden kendi bedenini ve bedeni ile birlikte aslında bütün yaşamını pazarlamak zorunda bırakılan milyonlarca kadının yaşadığı korkunç hayatı “seks işçiliği” diye adlandırdığımızda fuhuş sorunu ortadan kalkmış mı oluyor? Devletin en fazla denetim kurduğu, egemen erkekliğin en fazla şaha kaldırıldığı bir alan olan cinselliğin en yoz ve sorunlu haline çözüm olmak için sorunu doğru tahlil etmek ve adını doğru koymak lazım.
Fahişelik ya da fuhuş, egemen erkek sistemin kadını ve beraberinde toplumu en aşağılık bir şekilde düşürme yöntemi oluyor. Sadece kapitalist modernite zamanında değil patriyarkal sistemin çıkış sürecinden günümüze kadar her sistem bu yola başvurmuştur. Her sistem, bu sorunu giderek daha da derinleştirmiştir.
Kavram olarak “fahişe” kelimesi, Arapça’da “azgın” ya da “utanmaz” anlamına gelen “faḥişa” kelimesinden türetilmiştir. Kelimenin çıkış kaynağında kötülük, olumsuzluk var. Bu kelime kadın için kullanılan bir kelime. Yani egemen erkek aklına göre bütün kötülüklerin kaynağı kadın. Adem ile Havva hikayesinde de kötülüğün kaynağı yine kadın üzerinden anlatılmıyor mu? Kadınları bütün olumsuzlukların kaynağı olarak gören bu zihniyetin kadına fahişe demesinin sebebi bu oluyor.
Fahişelik, insanların köleleştirilmesidir; insana dair değerleri marjinalleştirmek, insanlığından uzaklaştırmaktır. İktidarlar kadın cinselliğini toplumu düşürmek için kullanırlar.
Bin yıllar öncesinin toplumsal oluşumlarında cinsellik, doğanın bir parçasıydı; yaşam enerjisinin akışkanlığı, bereketi, kadın ve erkeğin ruhsal olarak da bütünleşmelerinin bir parçası olarak görülürdü. Cinsellik kutsaldı. 24 saat peşinde koşulmazdı. Ahlaki ilkelere tabiydi. Cinsel birleşme de kadının istemine göre olurdu. Bu, kadının toplum içerisindeki konumu ile bağlantılıydı. Bu durumun değişmesi ile cinselliğin toplum için anlamı da değişmeye başladı. Tanrıça inancında toplumsallığın bir parçası olan kutsal birleşme törenleri, egemen erkeğin kendi zevkini ve soyunu sürdürme eylemine dönüşmeye başladı. Kadınlar fahişe, erkekler ise bu fahişelerin efendileri olarak görülmeye başlandı. Kadın vücudu, cinselliği, erkeğin malı, erkeği tahrik eden, onu baştan çıkaran bir meta olarak ele alındı ve bu durum günümüze kadar katlanmış, büyümüş bir biçimde devam etti.
Kapitalizm fuhuşu katladı!
Kapitalizm ile birlikte fuhuş, katlanmış durumda. Kapitalist modernite, her zaman ilk önce kadını vurdu. Kapitalizmin sistemleşmeye doğru ilerleyişinde başlangıç dönemleri olan 13. ve 14. yüzyıl Avrupası‘nda yaşanan halk ayaklanmalarını bastırmak için birçok yöntem kullanıldı. Bu yöntemlerden biri de sisteme çok fazla entegre olmamış kesimleri, fuhuşa yöneltmek oldu. Birçok krallıkta devlet denetiminde genelevler açılmaya başlandı, sokaklarda fuhuş yapan birçok kadın bu evlere toplandı. Böylece her an patlamaya hazır kitleler fuhuş yolu ile kontrol altına alınmaya, toplumun kendini savunma mekanizmaları devre dışı bırakılmaya başlandı.
Günümüzde kapitalizm, yine aynı yöntemleri kullanıyor. Sürekli cinselliğe hitap eden, kadını sadece bir cinsel obje olarak gösteren, bir tecavüz objesi, fuhuş objesi, köle, işe yaramaz olarak gösteren bir algı yaratılıyor. Televizyonlarda yayınlanan programlarda, özellikle dizilerde her zaman bir maço erkek tiplemesi ve bu erkeğe muhtaç kadın tiplemeleri var. Bu dizilerde erkeklere kadının nasıl dövüldüğü, nasıl ırzına geçildiği, nasıl öldürüldüğü gösteriliyor. Özel evlerden genelevlere kadar, sokaktan okula, işyerine, alışveriş merkezlerine, sinema salonlarına kadar her yere serpiştirilmiş cinselliği tahrik eden objeler var. Bu kadar cinsellik imgesinin olduğu bir yerde toplumun bundan etkilenmemesi mümkün değil. Bu gerçeği iyice irdelediğimizde, Türkiye’de neden bu kadar çok tecavüz, kadın katliamı olduğunu da daha iyi anlarız.
Erkek algısında her kadın fahişe
Günümüzde erkeklerin genel algısında her kadın bir fahişedir. Bu algıya göre her kadında kendini erkeğe peşkeş çekme, sunma potansiyeli vardır. Aslında erkek, kadın cinselliğinden korkuyor çünkü kadın cinselliği çok güçlü. Kadın bedeni ve cinselliği yaratıcı, iyileştirici ve üretken. Sadece biyolojik olarak değil ruhsal olarak da böyle. Kadın bedeninin üretkenliği, cana can katması, egemen erkeğin kıskandığı, hazmedemediği, bunun için de denetim altına almak istediği bir alan. Bu bakış açısına göre kadının bedeni ve cinselliği kirli ve sapkın. Erkek kendi sapkınlığını, güdüselliğini kadın ile izah ediyor yani. Bu anlayışa göre kadınlar, her şeyi erkekler için yaparlar; kadınların aklı –ki erkekler akıllı kadınları pek sevmezler- güzelliği, çekiciliği, yetenekleri, sahip olduklarının hepsi, erkekler içindir. Kadın cinselliği erkek cinselliğini tahrik etmek içindir. O her şeyi ile erkeğe aittir, onun namusudur. Erkek onu dövebilir, sokağa atabilir, kaçırabilir, öldürebilir, fuhuş yaptırabilir. Bir kadına tecavüz eden erkeğe çok fazla tepki olmazken, tecavüz mağduru bir kadın artık toplum dışına itilir. O artık kirlenmiştir. Dahası, tecavüze uğramasının sebebi yine kendisidir. Erkeği kesinlikle tahrik etmiştir. Oysa kimse bir erkeğin neden bu kadar çok cinsel güdülerinin kölesi olduğunu sormaz. İşin altındaki sebep erkeğin egemen, kadının ise köle olmasıdır.
Fuhuş yapan bir kadının bu duruma nasıl geldiği, neler yaşadığı, bu durumdan nasıl kurtulacağı, insanları çok fazla ilgilendirmez. Onları ilgilendiren, bu kadınların ahlak kurallarını çiğnedikleri ve cezalandırılmaları gerektiğidir. Onlarla aynı durumda olan erkeklere kimse bir şey demez. Ancak sistem öyle bir yapar ki toplum bu kadınları linç eder. Kadını bu duruma iten egemen erkek sistemiyken burada suçlu yine kadındır. Çünkü kadın aklı, bedeni, ruhu, duyguları ile her zaman ahlaksızlığa açıktır. Kadın, kötülüğün zeminidir. Fuhuşu sadece kadınlar için kabahat olarak gören bir mantık ile kadını cadı diye mahkum eden mantık arasında bir fark görünmüyor. Bu şekilde kendisi de düşürülen erkek toplum maalesef bu gerçeği anlamaktan, buna karşı koymaktan uzak bir konumda.
Kadınları fuhuşa itmek, kadın cinselliğinin kutsallığının anlamsızlaştırılması, kadın bedeninin yaratıcılığının hor görülmesidir. Kadınlara fuhuş yaptırmak, kadın doğasını bitirmeye çalışmak, kadını insan olmaktan uzaklaştırmaktır. Kadınlar hor görülerek, fakirleştirilerek, erkeğe bağımlılaştırılarak, zorla, dayakla, tehditle bu bataklığın içine sürükleniyor.
Geçen gün televizyonda izlediğim bir haberde, dünyada iki milyon kadının fuhuş yaptığı belirtiliyordu. Bu kadınların yaşadıklarını anlatmak için kelimeler yetmez. Bir kadının para karşılığında cinselliğini pazarlaması demek, sadece bedenini pazarlaması demek değil. Bu durumda olan bir kadın, kimliğini, geleceğini, hayallerini, hislerini, yeteneklerini, yaşama umudunu, özgüvenini kaybediyor. Buna yaşamak demek çok zor. Sistem kadınları adı yaşam olan ancak her anlamda ölümü ifade eden bir sürece mahkum ediyor.
Elbette ki kadının içinde bulunduğu bu durum, sadece fuhuşa itilmiş kadınların sorunu değil. Sokakta ya da devletin izniyle açılan bir genelevde fuhuş yapan bir kadının yaşadıkları ile zorla evlendirilmiş ya da kendi evinde babasının, abisinin ya da bir başka yakınının tecavüzüne uğramış, daha onlu yaşlarında iken kendinin üç katı büyük erkeklere satılmış ya da her gün şiddet gören bir kadının yaşadıkları birbirinden farklı değil. Bugün birçok kadının yaşam garantisi yok, gelecek garantisi yok. Bu sistem, bütün kadınlar için büyük bir tehlike.
Fuhuş tüccarlarının anası: Sistem
Kapitalist ekonomi anlayışında fuhuş sektörü, en çok para getiren alanlardan biri. Dünyanın birçok ülkesinde devlet denetimindeki genelevlerde fuhuşa izin veriliyor. Türkiye de buna dahil. Sözde ahlak polisleri sokakta fuhuş yapan insanları kovalamak ile meşgulken, devlet kendi polisine genelevlerin nöbetini tutturuyor. Genelevlerde cinayete izin verilmiyor, oradaki kadınlara sigorta yaptırılıyor, HIV virüsü, AIDS gibi hastalıkların gelişmemesi için önlem alınıyor. Devlet denetiminde daha fazla kadının fuhuş yapması için bilerek bu tedbirler alınıyor.
Genelevler, devlete en yüksek vergi veren yerlerin başında geliyor. Uzun bir süre vergi rekortmeni olan genelev patroniçesi olarak tanınan Matild Manukyan, bu tespitin en çarpıcı örneği. Bu şekilde kadınlar, daha fazla sömürülüyor. Genelevlerdeki kadınlara devlet için fuhuş yaptırılıyor. Kadınları bu duruma iten sistem; bundan en fazla nemalanan da sistem! Zorla bu yola soktuğu bu kadınları en çok teşhir eden, hedef gösteren de bu sistem! Sistem bir yandan ekonomik vurgun yaparken, bir yandan ise toplumda ahlaki çöküntüye yol açıyor, toplumsal cinsiyetçi değer yargılarını daha fazla derinleştiriyor.
Savaşlar fuhuşun, tecavüzün, kadın ticaretinin en çok geliştirildiği zeminlerin başında geliyor. Hem savaş esnasında hem de sonrasında binlerce kadın fiziki, cinsel, manevi şiddete uğruyor. Binlerce kadın uluslararası piyasada alınıp satılıyor, kaybettiriliyor. Bosna Hersek Savaşı sırasında fuhuşa sürüklenen, katledilen kadınların sayısı hala tam olarak bilinmiyor. Yine Ortadoğu’da yüzbinlerce kadın bu yolla katledildi. Bugün DAİŞ saldırdığı her yerde ilk başta kadınları hedefliyor. Şengal’de, Rojava’da, Musul’da binlerce kadını seks kölesi yaptılar. Uluslararası kadın ticaretine peşkeş çekilen bu kadınların birçoğu çareyi kendini öldürmekte buldu. Dünya buna sessiz kaldı. Bugün Şengal’de yaşananlar, Ortadoğu’da yaşananlar insanlığın düşürülmesidir, insanlık onurunun ayaklar altına alınmasıdır. Bu anlamda kadınları fuhuşa sürüklemek bir insanlık suçu. Bunun başka hiçbir tanımı olamaz.
Fuhuş yaptırılan kadınlar ruhsal, bedensel sağlığını kaybediyor. Bu kadınların birçoğu uyuşturucuya da bulaştırılıyor. Sistemin gözünde bu kadınlar insan değil. Her türlü pisliğin yaptırılabileceği, her türlü rezalete bulaştırılacak kadınlar. Sistem, bütün kirli işlerini bu kadınlara yaptırıyor. Onları ölümün kucağına da yine bu sistem atıyor.
‘Seks işçiliği’ tanımı normalleştiriyor
Fuhuş alanı iktidarın ortaya çıkışından beri toplumu yozlaştırmaya çalışan alanların başında geliyor. Fuhuş tanımı ise bu yola düşürülmüş kadınlar üzerinde yapılacak bir tanım değildir. Bu kadar korkunç durumların yaşandığı bir gerçeği doğru tanımlamak gerekir. Bir kadın katliamı olan fuhuş sektörünü “seks işçliği” gibi tanımlamalar ile ele almak, yaşanan insanlık suçunu normalleştirmektir. Milyonlarca kadının hayatına mal olmuş bir sorunu hafife almak, bu sorunun vahametini küçük görmektir. “Seks işçisi” terimini geliştiren kesimler, “fahişe” kelimesinin kaba olduğunu, düşmanca olduğunu ileri sürüyorlar. “Seks işçisi” denilince bu kadınlar yine baskıyla, köleleştirmeyle, pazarlanmakla, tecavüzle, şiddetle karşılaşmıyor mu? “Fahişe” kelimesini ortadan kaldırınca bütün bu sorunlar da bitiyor mu? “Seks işçiliği” fahişeliğin entelektüel literatürdeki karşılığı mı oluyor?
Bu kavramı kullanan kesimler aynı zamanda seks işçisi teriminin fuhuş yapan kadınların emeğini açığa çıkaran, mağdur kadınlara saygınlık kazandıran bir terim olduğunu savunuyorlar. Emeğin gerçek sahibi kadınları emek ile buluşturmak için bu tür marjinal kavramlar yaratmak, tecavüz kültürünün meşrulaştırılmasıdır. Kendi cinselliğini pazarlamak zorunda bırakılan bir kadın, yaşamı çalınmış bir insandır. Bu tür kavramlar, bu sorunu muğlaklaştırmaktan öte bir sonuç vermez. Burada önemli olan, kadını köleleştirmenin bin yıllardır devam ettiği ve günümüzde bunun çok daha derin bir şekilde yürütüldüğüdür.
“Seks işçisi”, para karşılığında cinsel hizmet sunan kişi olarak ele alınıyor. Bu kişi doğal olarak bir kadın. Yine seks işçisi tanımı, seks endüstrisinde yer alan striptizcileri, porno oyuncularını da kapsıyor. Bir kere cinselliğin bir endüstriye dönüştürülmesi başlı başına korkunç bir durum. Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi bu kavram, erkek egemen toplumun “fahişe” sözcüğüne yüklediği kötü yan anlamlara ve aşağılamak amacıyla kullanılmasına tepki olarak ortaya atılmış fakat sonuç olarak ortada kadının köleleştirme durumu varken fahişe kelimesi ile seks işçisi kelimesinin içeriğinin ayrı olduğuna inanmak büyük bir gaflet. Yine “sanat için seks işçiliği yapan insanların” emeklerine saygı için kullanılıyormuş. Sanat için seks yapmanın ne demek olduğunu açıkçası anlayabilmiş değilim.
Kendi içinde çok fazla çelişki barındıran açıklamalar ile karşı karşıyayız. Birincisi, bir kadının görevi erkeğe cinsel hizmet sunmak mı? “Cinsel hizmet” kelimesi bile başlı başına korkunç değil mi? İkincisi, fahişe kötü bir anlama gelirken seks işçisi iyi bir anlama mı geliyor?
Seks işçisi kavramının fuhuşa itibar kazandırma, fuhuşun ortaya çıkardığı vahşetin üstünü kapatma için oluşturulduğunu düşünüyorum. Bir kadına, “Sen seks işçisinin, sen de işçi kategorisindesin” deyince bu kadının yaşamı sihirli değnek dokunmuş gibi değişiyor mu? Yaşadığı bütün aşağılanmalar bitiyor, hayatı güllük gülistanlık oluyor heralde! Oysa ona dayatılan “meslek”, kendi başına bir aşağılamadır. Bu kavramla ise fuhuş yap(tırıl)an kadınların yaşadıkları normal görülürken, onları pazarlayan, bu sektörün “patronluğunu” yapanların konumları da normalleştiriliyor. Kadın ticareti normalleştiriliyor. Bu kavram, bir kadın kırımı olan fuhuş sorununu liberalleştiren, kadınların bu batağa sürüklenmesinin asıl nedenlerinin üstünü kapatan, fuhuşun ömrünü uzatan bir bakış açısının ürünü.
Reel sosyalizm artığı bir kavram
Kadınların cinsellikleri alınıp satılacak, erkeğe peşkeş çekilecek, erkeğin de düşürülmesine yardımcı hale getirilecek bir olgu değil. Bugün kadına ve topluma uygulanan, bir tecavüz kültürüdür. Fuhuş, tecavüz kültürünün bir parçasıdır. Tüm bunlarla birlikte işçilik, modern köleliktir ve kapitalizmin her zaman yaşattığı bir sınıftır. İşçilik, para karşılığında emeğini satmaktır, sömürülmektir. Reel sosyalizmin yaptığı gibi işçiliği kutsallaştırmak da sosyalizmin çöküşünden sonra yaşanan bunalım ve krizleri görmezden gelmek olur. “Emeklerin yücesi” olarak değerlendiremeyiz. Bu anlamda seks işçiliği de reel sosyalizm artığı bir kavramdır. Sistem insanların emeğini, cinselliğini, haklarını, yarınlarını satın almak istiyor bu tür argümanlarla. Bu yüzden işçiyi de, zorla fuhuş yaptırılanı da, efendiyi de, katili de kendisi yaratıyor.
“Bedenim işimdir” diyerek seks işçiliğinin bir meslek olarak tanınmasını sağlamaya çalışmak, daha çok kadının fuhuş yapmaya itilmesine zemin sunmaktadır. Kadına kendini satmayı bir meslek olarak göstermek, kadın doğasına, kadın kimliğine, kadın emeğine, kadın bedenine en büyük hakaret olabilir ancak.
Fuhuşu gönüllü olarak yaptığını söyleyen kadınlar var; ancak bunun da asıl sebebi sistemin marjinalleştirme politikalarıdır. Kadınlara bir yaşam alanı bırakmaması ile bağlantılıdır. Yine sahte özgürlük anlayışı ve güdüsellik ile bağlantılıdır. Derinlikli bakıldığında bu kadınların kendiliğinden, gönüllü olarak fuhuş yapan insanlar olmadıklarını, sistemin insan güdülerini azgınlaştıran politikalarının kurbanı olduklarını, bunlardan etkilendikleri için fuhuş yaptıklarını görebiliriz. Hiçbir kadın isteyerek fahişelik yapmaz. Bu, insan doğasına aykırı bir durum. Bu açıdan sanki bir işmiş, bir meslekmiş ya da insan haklarıymış gibi anlamlandırmalar ile bu sorunla mücadele etme yollarını muğlaklaştırmamak gerekir. Fuhuş yapmayı, seks işçiliğini cinsel ilişkiye, karşılıklı rızaya dayalıymış gibi ele alan yaklaşımlardan uzak durmak gerekir. Kadınların kimliklerini, kişiliklerini yok etmeye çalışan, fuhuş gibi katliam yöntemlerini normalleştiren değil, buna karşı en radikal karşı koyuşu gerçekleştiren mücadelenin yollarını geliştirmeliyiz. Bütün bu yaşananlar, özgürlük sorunudur; yapılması gereken de özgürlük sorununa nasıl cevap olunacağını bilmektir. Toplumun yaşadığı özgürlük sorununu aştıracak olan, örgütlü ve aktif kadın mücadelesidir.
Bugün Ortadoğu’da faşizmi ve tecavüzü temsil eden DAİŞ ile kadınlar hedef alınmış durumda. Binlerce kadın zorla fuhuş batağına itiliyor, kabul etmeyenlerin kafaları kesiliyor. Ancak buna karşı savaşan, mücadele yürüten binlerce YPJ’li kadın militan var. Kadınların özgür yaşam alanlarını oluşturmak için canlarını ortaya koyuyorlar. Kadınların ve beraberinde toplumun özgürlük sorunu açısından Kobanê’de yürütülen mücadele, bütün dünya için bir örnektir.
ARMANC SARYA / Akademiya Zanista Jinê