KANDİL İZLENİMİ - 4


“Gerillamızın kuzeyden Medya Savunma Alanlarına doğru gerçekleştirdikleri demokratik çözüm yürüyüşü tarihsel önemdedir” diyen HPG Komuta Konseyi Üyesi ve PKK Meclis Üyesi Süleyman Şahin (Bawer Dersim), gerillanın bu yürüyüşü, özgürleştirme yürüyüşüdür, vurgusu yaptı. Bawer Dersim ile içine girilen yeni süreci görüştük.

Başlayan bu yeni süreci HPG nasıl görüyor?

Bu süreç yeni özellikler içermekle birlikte esas itibariyle yirmi yıllık bir süreçtir. 1994 yılında Turgut Özal döneminde yürütülen görüşmelerle başlayan daha sonra Erbakan, Ecevit hükümetleriyle devam eden, yine İmralı sürecinde çeşitli aşamalar kazanan bir sürecin biraz daha yoğunlaşmış bir ifadesidir. Bu açıdan sürece yabancı değiliz. HPG olarak da geçmiş süreçler içerisinde bizimle bağlantılı olan ateşkes ilanları nedeniyle sürecin içinde aktif olarak yer aldık. Daha önce sekiz kez ateşkes ilan edilmişti. Bu, dokuzuncu oluyor ve daha farklı bir durumu ifade ediyor. Dolayısıyla HPG olarak da biz süreci anlamak ve gereklerini yerine getirmek için çaba içerisindeyiz.
Önderliğimizin başlattığı demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa etme hamlesine HPG olarak yüksek değer biçiyoruz. Tarihi bir süreç. Kürtler de dahil olmak üzere tüm Ortadoğu halkları açısından bütün kimlikler, inançlar, kültürler açısından, bütün demokrasi güçleri açısından önemli bir süreç. Biz bunun farkındayız. Bunun sorumluluğu ve ciddiyetiyle hareket ediyoruz. Demokratik kurtuluş hamlesi HPG ile sınırlı değildir. Toplumun tüm kesimlerini, gençliği, kadını, emekçileri ve tüm diğer ezilen kimlikleri ve inançları ilgilendiriyor.

Daha önce Oslo görüşmeleri ve Habur’dan girişler oldu. Sonra kesintiye uğradı. Şimdiyse yeni bir süreç var. Bu süreci başlatmak için karşılıklı jest adımlarının atılması gerekiyordu. İlk adımlardan bir tanesi esir askerlerin serbest bırakılmasıydı. Peki, esir askerlerin bırakılmasından sonra hükümetten bir yumuşama, adım atma anlamında bir karşılık oldu mu?
Oslo sürecinde masayı deviren taraf biz değildik. O süreci sabote etmeye dönük ileri sürülen çeşitli gerekçeler tabii ki gerçekçi değildi. Bu yeni sürecin sağlıklı şekilde ilerlemesi için iyi niyetli olarak atmış olduğumuz adımlar da yine bütün kamuoyunun bildiği hususlardır. Esir askerlerin bırakılması, ateşkes ilanı ve güçlerimizin sınır dışına çekilmesi, hiç bir koşul öne sürmeden atmış olduğumuz adımlardır. Biz bugüne kadar Türk devletinden böylesi bir süreci ilerletecek, güven verecek çok fazla pratik adım görmedik. Türk devleti adına iktidarda olanlar, bu sorunu çözmek istediklerini söylüyorlar. Fakat somut adımları atmada belli bir isteksizlik var. Gerekli cesareti göstermeme durumu var. Böylesi yaklaşımlar, sürecin hızlı ilerlemesi önünde bir engel. Oysa bütün bu iyi niyetli adımlarımızın karşılığı daha somut, daha güven verici, demokratik inşayı cesaretlendirecek ve teşvik edecek adımlar olmalı. Mevcut durumda hükümetin tavrında çok ciddi yetersizlikler olduğunu ifade edebiliriz.

PKK’nin bu sorunun çözülmesi için bazı mekanizmaların kurulmasını istediğini biliyoruz. Bir Akil İnsanlar komisyonu, taraflar arasına girebilir. Güney Afrika’daki gibi bir hakikatleri araştırma komisyonu kurulabilir şeklinde. AKP önceden bunu reddediyor, ama daha sonra bir şekilde kuruyor. Bu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz sürecin ilerlemesi için her hangi bir dayatma içerisinde değiliz. Böylesi bir niyetimiz de yok. Biz sadece sürecin sağlıklı bir şekilde istenilen hedefler doğrultusunda ilerlemesi için gerekli olan adımlara dikkat çekiyoruz. Akil İnsanlar heyetlerinin oluşturulmasından tutalım, çözüm sürecini izleme komisyonlarının oluşturulmasına konusundaki önerilerimiz, istemlerimiz tamamen sürecin akamete uğratılmaması içindir. Çözüm için gerekli olan oluşumlar olduğuna inanıyoruz. Sizin de ifade ettiğiniz gibi AKP bunların içini tam doldurmadan, sanki bir şeyler yapıyormuş görüntüsünü veriyor. İşin özünü göz ardı ediyor. Ancak bu tür tutumlar sürece zarar vermektedir. Her şeye rağmen bunları da çok fazla gerekçe yapıp bunun üzerinden süreci yavaşlatma arzusu içerisinde değiliz. Bizim için asıl olan sürecin ilerlemesidir. Bunun gereklerini karşı taraf yerine getirdiği takdirde süreç de kendi mecrasında yürüyecektir.

Geri çekilme tarihinin açıklamasının yapıldığı basın açıklaması müthiş bir ilgi gördü. Dünyanın her yerinden adeta bir medya ordusu geldi. Sonrasında yapılan Obama-Erdoğan görüşmesinde ABD, bu süreci desteklediğini söyledi. AB’de artık size aktivist diyorlar. Bu gelişmeleri bekliyor muydunuz?
Hem küresel güçlerin, hem bölgesel güçlerin, hem de medya kuruluşlarının ilgisi, PKK’nin giderek güç kazanmasından kaynaklanıyor. Bölgede PKK’nin yürütmüş olduğu büyük mücadele, bunun sonucunda ortaya çıkan büyük direniş ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar, yine Rojava’da yaşanan devrim, bütün aktörleri PKK’nin gücü konusunda yeni bir değerlendirmeye götürdü. Gerçekten bugün Ortadoğu’da siyaset yapmak isteyen tüm güçler PKK’yi hesaba katmadan adım atamaz durumdadır. Bu bir realitedir. PKK tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Bütün güçlerin PKK’nin politikalarını bu kadar yakından takip etmesi, ona göre pozisyon belirlemeleri bu açıdan son derece doğaldır.
Kürtler yüz yıl boyunca katı bir inkar ve ret politikasına maruz kaldılar. Yok sayıldılar. Zaten vatanları 1920’lerde Lozan’la birlikte parçalandı. Dolayısıyla siyasetten devre dışı kaldılar. Siyasi aktör olmaktan çıkarılmışlardı. Ancak PKK öncülüğünde Kürt halkının yürütmüş olduğu mücadele Kürtleri 21. Yüzyılda önemli bir aktör haline getirmiştir. Hem günümüz küresel politikalarında hem de bölgesel politikalarda Kürtler gerçekten önemli bir aktör haline geldi.

Önce HPG’lilerin çekilip-çekilmeyeceği üzerine tartışmalar vardı. Sonra dediler ki, Kuzey’den Güney’e geçecek ve oradan da Rojava’ya savaşmaya gidecekler. Oysa Sayın Salih Müslim, bizim böyle bir şeye hiç ihtiyacımız yok, diyor. Bu konuda bir şey söylemek ister misiniz?

Güçlerimizi Kuzey Kürdistan’dan meşru savunma alanlarına çekmemiz tamamen başlatılan demokratik çözüm sürecinin bir gereğidir. Yoksa her hangi bir parçadaki ihtiyaçtan kaynaklı değildir. Başta bunu belirtmekte yarar var. Rojava’daki halkımızın da buna ihtiyacı yok. Kuzey’deki gerillamızın niceliği belli. Buna ihtiyaç duymadan da Rojava’daki halkımız zaten YPG sistemi biçiminde savunmasını oluşturmuş durumda. Yürütülen tüm saldırılara karşı önemli bir direniş de sergilemektedir. Kendi oluşturmuş olduğu demokratik yaşam alanlarını savunmakta, her türlü tehdidi bertaraf etmektedirler. Dolayısıyla onların zaten ihtiyacı yoktur. Hareketimizin de böylesi bir planlaması, kararı yoktur. Yeni sürecin birinci aşamasının bir gereği, buraya geliyorlar. Süreç tabii ki bununla sınırlı değildir. Biz süreci üç aşama biçiminde ele alıyoruz.
Birinci aşamayı, ateşkes ve gerilla güçlerinin geri çekilmesi; ikinci aşamayı, yasal ve anayasal reformlar, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki engellerin kaldırılması. Üçüncü aşamayı da özgürleşme ve normalleşme olarak ele alıyoruz. Tüm bu aşamaların sağlıklı bir şekilde gelişmesi için de bir yol temizliğine ihtiyaç var. Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, seçim barajının düşürülmesi, yeni siyasi partiler yasasının oluşturulması, düşünce ifade ve örgütleme özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılması, tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması vb. Daha çok sayabileceğimiz birçok iyileştirici adımın atılması gerekiyor.

Geçen yıl çok şiddetli bir savaş yaşandı. HPG’nin uzun süreli bir arazi hakimiyetinden bile söz edildi. Oysa, bu yıl böylesi bir süreç var. Siz bir komutan olarak emrinizdeki HPG’lileri kuzeyden güneye çekmekte zorlanmadınız mı? Dahası, Öcalan’ın başlattığı süreci sizler nasıl karşıladınız? Nasıl karar alındı?
2012’de görkemli bir direniş sergilendi. HPG bu süreçte aktif olarak devrimci halk savaşı perspektifiyle önemli bir mücadele gücü ortaya çıkardı. Aslında 2012 sezon sonu tartışma ve değerlendirmelerimizde hem pratiği çözümleyip tartışma durumları oldu. Hem de geleceğe dönük planlamalara gidildi. 2013 yılında HPG olarak, esas olarak var olan süreci daha da derinleştirme arzumuz vardı. Bu süreci daha fazla ilerletme, Türk devletine daha ağır darbe vurma imkanları da vardı. Hem bölge koşulları da buna elveriyordu. Hem Türkiye’nin içinde bulunduğu çıkmaz, önemli fırsatlar sunuyordu bize. Türkiye gerçekten bölgesel çapta izlemiş olduğu hatalı politikalarla adeta bataklığa saplandı. 2011-2012’de savaşın düzeyini kat be kat aşacak bir mücadele yılını 2013 yılında yaşayabilirdik. Bütün planlamalarımız ve hazırlıklarımız buna dönüktü.
Fakat daha sonra Önderliğimizin başlatmış olduğu süreç gündeme geldi. Önderlik, İmralı’ya giden heyetler aracılığıyla harekete çeşitli mesajlar iletti. Mektuplar gelip gitti. Bunun üzerine hareket de Önderliğin düşüncelerini tartışıp kendi görüş ve önerilerini sunup, Önderliğin başlattığı bu sürece aktif katılma kararlaşmasına gitti. Yapımızı bu sürece ikna etmek biraz zor oldu. Çünkü yapımızın çok ciddi kaygıları vardı. Yıllardır devlete karşı savaşıyoruz. Bizim ilişkimiz güven ilişkisi değil, bir güvensizlik ilişkisi. Yıllardır köyleri boşaltan, binlerce faili meçhul cinayetleri işleyen sürekli gerillanın üzerine kimyasal dahil her türlü bombaları yağdıran bir devlete güvenmemiz beklenemez. Dolayısıyla yapımızın bu konuda endişelerini gidermek ve bu süreci kavratmak için hareketimizin önemli çabaları oldu. Yapımız Önderliğimizin başlatmış olduğu demokratik kurtuluş hamlesini büyük bir güvenle ele almakta. Fakat TC’ye karşı olan kaygı ve endişeler çeşitli soru işaretlerine neden olmakta. Bu çeşitli sorular şeklinde bize yansıtılmakta.
Sordukları soru şu: Bu süreci başlatıyoruz ama Önderliğimizin durumu ne olacak? Halkımızın durumu ne olacak? Kürt dili, kimliği, kültürü önündeki engeller kaldırılacak mı? Türkiye demokratikleşme iradesini gösterebilecek mi? Türk devleti bu konuda gerekli adımları atacak mı? Bunun güvencesi var mı? Bunun gibi birçok soru oluyor. Buna benzer diğer birçok kaygı dile geliyor. Ama biz ne çok ucuz bir iyimserlik yaklaşımını, ne de abartılı bir karamsarlık yaklaşımını doğru buluyoruz. Bir de bu süreci biz, mücadelesizlik süreci olarak ele almıyoruz, birlikte mücadelenin daha fazla yükseltilebileceği bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Doğrusu da budur.
Mücadele tarihimizin en güçlü döneminde, böylesi bir süreci, demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa etmek için başlatmış durumdayız. Bu sürecin heyecanı içerisindeyiz. Yeni görevler bizi bekliyor. Yeni yoğun ve yorucu çalışmalar bizi bekliyor. Eskiye oranla daha fazla mücadele etmemiz lazım. Biz süreci böyle ele alıyoruz. Yoksa, artık bir dönem sona eriyor, bundan sonra bize görev düşmeyecek yaklaşımı içinde değiliz. Süreç toplumsal barış sürecidir. Toplumsal demokrasinin, sosyal haklar mücadelesinin ileri bir noktaya taşınmasının hedeflendiği bir süreçtir. Türkiye’nin demokratikleşmesinden yana olan kadınların, gençlerin, emekçilerin özgürleşmelerinden yana olan Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Lazların, Süryanilerin, Arapların, Türklerin vb. diğer tüm halkların kimliklerin, kültürlerin, inançların özgürce gelişimi önündeki engellerin kaldırılmasından yana olan herkesle ortak çalışmaya hazırız. Hareket olarak bunu kamuoyuna defalarca açıkladık.
Gerillanın geri çekilmesinde bir burukluk var. Bu bir gerçek. Reddedemeyiz. Çünkü otuz yıldan fazla Kuzey Kürdistan alanında savaş pratiği yaşandı. Hemen hemen her dağda, her patikada, her arazi parçasında bir tarih gizlidir. Bir direniş gizlidir. İnsanların yeniden filizlenmesinin öyküleri var oralarda. Oralar bizim evimiz gibidir. Her dağ, her arazi gerilla için bir yuva gibidir. O yuvadan ayrılış, bunca emek ve çabadan sonra yüzlerce arkadaşımızın şahadetiyle farklı bir anlam kazanan coğrafyalardan ayrılış beraberinde bir burukluk getirmekte. Çünkü gerillamız orada kimlik kazandı, kişilik kazandı. Orada kendisini var etti. Bununla birlikte duygusal etkenleri göz ardı etmemek gerekir. Bu nedenle bu süreç içerisinde bazı duygusal yaklaşımların ortaya çıkması son derece doğaldır. Bu sadece geri çekilme süreciyle ilgili bir durum da değil. Savaş süreçlerinde de belli bir dönem çalışma yürüten hemen hemen her arkadaşı Kuzey alanlarından Medya Savunma Alanlarına çekmekte her zaman zorlandık.

Demokratik çözüm yürüyüşünün sizin açınızdan önemi nedir?

Gerillamızın kuzeyden Medya Savunma Alanlarına doğru gerçekleştirdikleri demokratik çözüm yürüyüşü tarihsel önemdedir. Hem halkımız, hem Türkiye, hem de bölge halkları açısından büyük bir özgürlük yürüyüşüdür. Herkesin buna bu çerçevede anlam yüklemesi ve gereken katılımı göstermesi hayati önemdedir. Gerillamızın bu yürüyüşü mücadeleyi sonlandırma yürüyüşü değildir, tam tersine mücadeleyi daha da yükseltme yürüyüşüdür. Önder Öcalan’ı özgürleştirme yürüyüşüdür. Bu süreçle birlikte halkımıza, gençlere, kadınlara, emekçilere, sistem tarafından ötekileştirilmiş tüm inançlara, halklara, sosyalistlere ve demokrasi güçlerine daha fazla mücadele alanı açılmaktadır. Söz konusu bu güçlerin yeni süreci bu çerçevede ele alarak mücadeleyi daha da yükselterek demokratik inşa çalışmalarına aktif bir şekilde katılmaları gerekmektedir.

CHP’nin tavrı çok tehlikelidir
Bu sürecin ilerlemesinde gördüğünüz zorluklar nelerdir? Kimler engel oluyor?

Elbette sürecin zorlukları var. Ve birçok engel karşımıza çıkarılmak isteniyor. Birincisi siyasi cepheden çok ciddi engeller var. Süreci provoke etmek isteyen, başta MHP ve CHP gibi partiler var. Bunlar biliniyor. Bu her iki parti başta olmak üzere ulusalcı ve faşist kesimlerin süreci sabote etmeye dönük çok ciddi saldırıları söz konusudur. Tabii ki bunlar içerisinde esas önemli olan CHP’nin tavrıdır, ki süreci akamete uğratmak için elinden ne geliyorsa yapmakta. Türkiye toplumuna sürekli korku pompalamaktadır. “İmralı ile görüşülüyor, o halde ülke bölünecek. Gerilla, sınırların dışına çıkıyorsa mutlaka bunun karşılığında Kürtlere bir şey verilmiştir. Kürtler anadilinde eğitim yaparsa ülke bölünecek” vb paranoyalarla milliyetçiliği kışkırtıcı çabalar içinde.
CHP’nin temel amacı kangren haline gelmiş Kürt sorununu çözmek değildir. Tam tersine sürecin nasıl başarısızlığa uğratarak klasik ulusalcı politikalarını nasıl sürdüreceğinin hesabı içindedir. Bu bakımdan CHP ve Kılıçdaroğlu’nun tavırları çok tehlikelidir. Gerillanın geri çekilmesini bile korku durumu haline getirip onu bile topluma bir kötülükmüş gibi yansıtmak istiyor. CHP geri çekilmemizden bile rahatsız oluyor. Savaşmamızdan rahatsızlardı. Geri çekilmemizden de rahatsızlar. Ne istedikleri belli değil.
Zorlayıcı yaklaşımlardan biri, karakolların yapımına hız verilmesidir. Biz bunu provoke edici ve tehlikeli bir adım olarak görüyoruz. Demokratik çözüm süreci başlamışken, kamuoyu süreçten bu kadar umutluyken, inanıp destek vermişken, bu karakolların yapımı soru işaretleri uyandırmaktadır. Halkımız bize sürekli şu soruları sormaktadır. Neler oluyor? Olup bitenler neyin nesi? Hani silahlar susup fikirler konuşacaktı? Hani demokratik siyasetin yolu açılacaktı? Peki bu karakollar neyin nesi? Bu kadar sayıda yeni karakollar yapmanın iyi niyetli bir çaba olmadığı son derece açıktır.
Askeri amaçlı barajlara benzer şekilde hız verilmesi, kaygı uyandıran diğer önemli bir husustur. Ayrıca koruculuk sisteminin güçlendirilmesine dönük yeni korucu alımları da süreci etkileyebilecek bir girişimdir. Koruculuk, JİTEM, Özel harekat, Özel Tim gibi özel savaş yapılarının adım adım ortadan kaldırılması ve bu çerçevede toplumun rahatlatılması gerekirken, tam tersine savaş sürecinde yapılamayanlara bu süreçte yer vermek kabul edilemez bir durumdur. Bunun dışında güçlerimizin hareketini yavaşlatacak insansız hava araçlarıyla yapılan keşifler söz konusudur. HPG olarak bu konularda uyarıcı açıklamalarda bulunduk. Umarız dikkat edilir ve süreç planlandığı gibi hızlı bir şekilde ilerler. YARIN: Geri dönüş yolunda…

HÜSEYİN AYKOL