• Bir kişinin istifa etmesi, siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmaz. İstifalar çoğaldıkça siyasi sorumluluk Erdoğan’ın üzerine daha fazla gelecektir. İstifalar, Erdoğan’ı kurtarmaz.

MİHRAC URAL

Türkiye’de yaşananları artık yalnızca borsa hareketleri, bir parti yöneticisinin istifası veya AKP içindeki sıradan görev değişiklikleri olarak okumak mümkün değildir. Ortada daha büyük bir siyasi ve ekonomik tablo vardır.

Ekonomide güven tartışması büyüyor. Borsa İstanbul ağır bir sarsıntı geçiriyor. BIST-100 bir haftada yüzde 8’in üzerinde gerilerken, düzenleyici kurumlar 131 yatırım fonunun tasfiyesi dahil olağanüstü önlemler alıyor. Tam bu ortamda AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya istifasını istedi. Erdoğan istifayı kabul etti. Ardından AKP içerisinden Şamil Tayyar, olağanüstü kongre, MKYK ve MYK’nın yeniden şekillendirilmesi, kabine değişikliği ve bürokraside yenilenme çağrısı yaptı.

Mesele artık yalnızca bir kişinin istifası değildir. Siyasi açıdan asıl mesele, iktidar partisinin üst yönetimindeki bir ismin finansal tartışmaların merkezine gelmesidir. Bu durum denetim, şeffaflık ve siyasi sorumluluk tartışmasına dönüşmektedir. Bir kişinin istifa etmesi siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Tersine, istifalar çoğaldıkça siyasi sorumluluk Erdoğan’ın üzerine daha fazla gelecektir.

 Fatura merkeze kesiliyor

Uzun süre iktidarda kalmanın siyasi sonucu açıktır: Başarısızlıkların sorumluluğu da aynı merkeze toplanır. Karar alma mekanizmalarının Erdoğan’ın liderliğinde yoğunlaşması, bu durumu daha belirgin hale getirmiştir. Ekonomideki sorunlar, kamu yönetimindeki aksaklıklar, parti içindeki çatışmalar, hukuk tartışmaları ve devlet yönetimindeki sarsıntılar sonunda aynı siyasi merkeze bağlanır. Bu nedenle birkaç kişinin değiştirilmesi, Erdoğan’ı tablonun dışına çıkaramaz. Kişiler gider, kabine değişir, bürokratlar görevden alınır, parti yönetimi yenilenir fakat yılların siyasi sorumluluğu ortadan kalkmaz.

Borsa İstanbul’daki ağır düşüş de bu tablonun dışında değildir. Ekonomide güven zedelendiğinde vatandaş yalnızca borsaya bakmaz; dövize, enflasyona, bankalara, emekliliğine ve çocuklarının geleceğine bakar. Sonunda soru siyasete yönelir: Bu ülke kim tarafından ve hangi güven ortamında yönetilecektir?

Temizlik hamlesi yetmez

İktidarın önündeki klasik seçenek, kadro değişikliğidir. Birileri gider, başkaları gelir. Kabine değişir, parti yönetimi yenilenir, bürokratlar değiştirilir fakat sistemik sorunlar kişisel tasfiyelerle çözülemez. İstifalar birbirini izlerse mesele artık “kim gidecek?” olmaktan çıkar ve doğrudan yönetim modeline ulaşır. Bu açıdan Şamil Tayyar’ın olağanüstü kongre çağrısı önemlidir. İktidar partisinin kendi içinde mevcut yapının yeterliliğinin tartışılmaya başlandığını gösteriyor.

Erdoğan artık yalnızca “Fatma Betül Sayan Kaya ne yaptı?” sorusuyla karşı karşıya değildir. Asıl mesele, kendi iktidarı döneminde biriken siyasi ve ekonomik sorunların sorumluluğunun nereye kadar başkalarına aktarılabileceğidir. Üstelik yüzlerce şirkete kayyum atanması tartışmaları ve bu süreçlerin yarattığı ekonomik ve hukuki sorunlar, devlet yönetimine ilişkin güven meselesini büyütmektedir. Kayyum uygulamalarının nasıl yürütüldüğü, malların nasıl korunduğu ve kamu yararının nasıl sağlandığı konusunda şeffaflık zorunludur.

Sonuç değişmiyor: İstifalar Erdoğan’ı kurtarmaz. Görevden almalar kurtarmaz. Kabine değişikliği kurtarmaz. Bürokratik tasfiyeler kurtarmaz. Yılların iktidarı, yılların siyasi sorumluluğunu da beraberinde getirmiştir. Erdoğan bu süreçten kurtulamayacaktır. 

YENİ Parti için sınav

Bu ortamda YENİ Parti’nin önünde önemli bir görev bulunmaktadır. Görev, yalnızca AKP’nin sorunlarını anlatmak değildir. Yeni siyasi hareketler Türkiye’nin önüne somut bir alternatif koymalıdır. Ekonomi nasıl yönetilecek? Hukuk nasıl güven kazanacak? Liyakat nasıl sağlanacak? Kamu ihaleleri nasıl şeffaflaşacak?

 Türkiye’nin asıl tartışması, Erdoğan sonrasında ne yapılacağıdır. Yeni hukuk, yeni ekonomi, yeni demokrasi ve yeni bir devlet düzeni nasıl kurulacaktır?

Bu yeni düzenin önemli başlangıçlarından biri Kürt sorunu ile Hatay davasının demokratik ve federal bir çözümle ele alınmasıdır. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca iktidar kadrolarının değişmesi değil, yeni bir yönetim anlayışının kurulmasıdır.