Bu yazının başlığı, Batı Avrupa’daki göçmen dünyasını yansıtmak için kondu. Ama göçlerin tarihini sadece bu cümleler ifade etmiyor. Bu yazıda, göçmen sayısına ve Avrupa ülkelerindeki dağılımına değinmeyeceğim. Yazıyla göçmenlik kavramını açacak, göçmenliğin tarihine kısaca değinip, göçmenlik tiplemeleri üzerinde duracak, günümüzde göçmenliğe dair sorunları irdeledikten sonra, demografik olarak göçün yol açacağı küresel sorunlara değineceğim.
„Göçmenlik“ günümüzde, özellikle Avrupa kıtası için önemli sorunların başında geliyor. Avrupa’nın „sınırlarını„, AB dışındaki ülkelere ve özellikle de Kuzey Afrika ülkelerine kapalı tutmak için demirden bir kordon oluşturmasına rağmen, Afrika’dan Avrupa’ya göç, „demografik bir saldırı“ olarak gelişiyor. Tüm silahlı güvenlik tedbirlerine rağmen, her yıl binlerce Afrikalı ölüm pahasına İtalya’nın Lampedusa adasına veya İspanya’nın Kanarya Adaları’na ulaşarak iltica başvurusunda bulunuyor. Gelecekleri olmamasına rağmen „altın Avrupa“ya sığınanlar, hayal kırıklığına uğruyor ve geri dönüş ile gelecekteki muhtemel umut cenderesinde takılıp kalıyorlar. Geçmişten gelen, bugünü trajik ya da acılarla yüklü „olası bir dönüş“...

Tarihten örnekler
Bugünü göçmen sayısıyla geçmiştekileri kıyaslamak istemiyorum. Ancak, 213 yıl önce nüfusu 4 milyon olan ABD’nin nüfusu günümüzde 200 milyonu aştı. Nüfus artışının yanısıra, 1820’den 1960’a kadar Avrupa’dan ABD’ye 39 milyon insanın göç etti. Verilere göre, dünyada göç edilen ülkelerinin başında Avustralya, ABD ve Kanada gelmekte. Bu göçler daha çok, „sosyal, işgücü göçü, demografik hareketlilik“ kapsamına girmektedirler.
Zorunlu göçe tarihten bazı örnekler:
Fransız-Cezayir savaşında, 225 bin Cezayirli Fas ve Tunus’a sığındı.
Bir milyon Filistin’li Ürdün, Mısır ve Suriye’ye göç etti.
1933 yılında Nazi Almanya’sından İsviçre’ye sığınan mülteci Yahudi sayısı 2 bin olarak tesbit edildi. 1938’in sonunda bu sayı 10 bine ulaştı.
Kavram olarak göçmenlik, göçlerin nedenleri ve göç edenlerin motiflerine göre biçim alarak gelişti. İnsanların başka bir coğrafyaya gidişleri „göç“ sayıldı. İnsanlığın tarihine hep küçük ve büyük göçler refakat etti. Yüzyıllar önce Avrupa’da Avrupalılar yaşamıyorlardı. Binlerce yıl önce Moskova’nın olduğu yerde Ruslar yoktu. Bin yüz yıl önce, şimdilerde adına Türkiye denen coğrafyada Türkler yaşamıyorlardı. 20. yüzyılın ilk yarısına kadar Batı Avrupa’da bir milyonu aşkın Kürtten bahsedilmiyordu.
Geçen yüzyılın ikinci yarısına kadar „İsrail Devleti“ yoktu ve bugün orada yaşayan milyonlarca Yahudi, başka mekanlarda yaşıyorlardı. Binlerce yıl önce Berlin’de Almanlar yaşamıyorlardı. Son yüzyıl boyunca Amerika kıtasının güneyine, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya gelip yerleşenler, yeni yurt edindiler. Afrika kıtasının büyük bir bölümü bugünkü yoğunlukta bir nüfusa sahip değildi. Tüm bunlar büyük/küçük demografik hareketlenmeler sonucu ortaya çıktı.

Göçmenlik
Genel anlamda, seyahate çıktığınızda, bir sınırı terkedip başka sınırlara geçtiğinizde, bir yerden başka bir yere ‘’göç“ etmiş oluyorsunuz.
Mekansal hareketlilik, bir yerde göç olarak kabul ediliyor.
„İç göç“, „sosyal hareketlilik“, „selektif göç“, „işgücü göçü“, „zorunlu göç“, „eğitim göçü“, „sınır ötesi göç“ gibi kavramlar, göçmenlik tarihindeki tipolojilere konan isimler.
Sosyal Bilimler tarihi açısından göçler:
-  Uluslararası göç : (a) denizaşırı ülkelere; b) bulunulan kıtanın başka ülkelerine;
- İç göç: Dar ulusal alanda;
- Zorunlu göç: 1951’de Cenevre Mülteciler Sözleşmesinde tanımlanan „Mülteci“ kavramına uygunluk arz eden nedenlerden dolayı ülkelerini terkederek, başka devletlere sığınanlar olarak üç kategoriye ayırır.
Bununla birlikte göç edenler iki tipe ayrılırlar:
Zaman açısından sınırlı göç: Göç eden bir yıldan fazla göç eder, ancak bir yerlerde uzun bir zaman dilimi için kalmakta karar vermezler,
Daimi göç: Göç edenler, başka bir ülkede sürekli yaşamayı öngörürler.

Avrupa’ya göç ve göçmenler çevresi

Başlangıçta sadece tek kavram vardı; „Misafir İşçi“. Sonra, demografik (nüfus) sayısı yükselerek, sosyodemografik bir güç haline gelen göçmenler, yaşadıkları ülkelerin sosyal katmanlarını, basını ve üst yapıda egemen olan politik gücü de etkilediler. 1999 yılından bu yana Almanya o döneme kadar var olan misafir işçiliğe dair politikasında değişikliğe giderek, bir „Göçmen ülkesi“ olduğunu kabul etti.
Kavramlar değişti. Günümüzde genelde kullanılan kavramlar; göçmenlik, göçmenler, göçmenlik politikası, göçmen kökenli aileler, göçmen kökenli çocuklar vs olmaktadırlar. Göçmenlerle ilgili politika artık AB’nin resmi ve bağlayıcı politikası olmaya adaydır. Özellikle de mülteciler ile ilgili merkezi Avrupa Birliği politikası ve göçmenler sınıfına girenler için ve tüm Avrupa’da serbest seyahat belgesi olarak geçerli olan, hüviyet ve oturma izni kartlarının ulusal pasaport yerine geçerliliği bunun ortak politikanın ilk verileri olmaktadır.
Yukarıdaki kategorilere rağmen, göç ile ilgili birçok sosyal tanımlama yapılmaktadır. Konuyu bundan sonra Avrupa ile sınırlı tutarak, uygun olarak buraya, göç tanımlamalarından sadece bazılarını aktarmak istiyorum.

İşgücü göçü

60’lı yıllarla birlikte Avrupa’ya işgücünü pazarlamak için göç edenlerin büyük bir kesimi göçmenlerin sayısal çoğunluğunu oluştururlar. Kendilerini klasik göçmen tanımına uygun gören bu kesim, yaşadıkları ülkelerin sosyal ve kültürel yaşamına ayak uydurmak için çaba harcarlar. Diğer göçmen kesimlerine göre daha da varlıklıdırlar. Mülk edinerek, çocuklarına bulundukları ülkelerde gelecek hazırlamışlardır. „İkinci, üçüncü nesil“ bu geleneğin devamıdırlar.
Bu gelenekten gelenlerin bir kesimi de, Batı Avrupa ülkelerindeki, „exclusion“ (dışlama) politikaları ve bağlı oldukları İslami geleneklerin ağır basması sonucu, „paralel toplum“ oluştururlar. Geleneklere bağlı, yaşadıkları ülkelerin topluluklarından kopuk yaşayan kesimi temsil ederler. Zorla evlilikler, namus cinayetleri, eviçi şiddet daha çok bu kesimde görülür. Dinlerine bağlı yaşayan bu kesim, gelenekleri terkettikleri vatanlarından yeni yurt edindikleri ülkelere taşırlar ve buradaki hükümetleri hep yabancı unsur olarak addeder ve vatanlarındaki hükümetleri, uzaktan kumandalı otorite olarak kabul ederler. Geçici bir süre için geldiklerini iddia ettikleri, işgücüne dayanarak yaşadıkları ülkelerde yaşar ve burada doğan çocuklarına yaşam alanı açtıktan sonra, vatanlarına geri dönmeyi hayal ederek yaşarlar. Bu kesim, arkaiktir, taviz vermez, dahil olmayı kabul etmez, başkasını kendisine dahil etmez.
Yaşadıkları ülkelerdeki toplumlar ortalama olarak bu işgücüne dayanan göçmenleri kabul etmezler. Böylece hem kendileri exclusion’un kurbanları olur ve tepki olarak kendilerine komşu yaşayan diğerlerine „inclusion“ (dahilleştirme) kapısını aralamazlar.

Zorunlu göç

80’li yıllardan sonra Kürdistan’dan, Türkiye’den, İran, Filistin, Irak, Suriye, Hırvatistan, Arnavut, Tamil-Elam, Kosova’dan gelenleri temsil edenler. Savaş, iç çatışma, şiddet, işkence ve tabii felaket kurbanları gettolaşmaya en yakın olan göç çevresi.
Kendilerine tam bir „exclusion“ (dışlama) politikası uygulanan kesim.
Çözüm yolu olarak, içe kapanmayı tercih ederler. Bulundukları kentlerin „uygun“ semtlerinde merkezileşirler. Yaşadıkları ülkelerin toplumlarının tamamen dışında yaşar ve diğer zorunlu göç kurbanlarına karşı rekabet gücü oluştururlar. Ulusal kimlikleriyle ilgili bağnazdırlar ve başkalarını kabul etmekte zorluk çekerler. „Sub-ulusal ve sosyal getto“lar oluşturarak, dışlama politikasına rağmen ayakta kalmayı başarırlar.
Politik Örgüt geleneğinden gelenler ülkelerindeki hareketlerle irtibatlarını kesmez ve „diaspora“ olarak adlandırdıkları ülkelerde, ayakta kalmak için mücadelelerine devam ederler.
AB ülkelerinin büyük bir bölümünde dışlanırlar ve bu ülkelerdeki egemen politika, işgücü göçüne dayalı bu ülkede yaşayanları yedeğine alarak, zorunlu göçe uğrayanları dışlarlar.

‘İllegal göç’

Bu temel motif, yani işgücünü yaşam standardı yüksek bir pazara sunma motifi, Meksika’dan ABD’ye, Kolombiya’dan Venezuela’ya, Kürdistan’dan Türkiye’ye „illegal göç“ün temel nedenini oluşturmaktadır. İşgücünün pazarlanmasıyla ilgili sınırları sınır ihlaline dayanan göç örnek alınırsa, Hakkari’den İstanbul’a göç de „illegal göç“ tür.
Yıllar önce Kürtlerin İstanbul’a girişini engellemek için izin vesikası çıkarılması önerisi, bu „illegal“ ve işgücüne dayanan göçü durdurmak için yapılmıştı. Türkiye’deki hükümet, Kürdistan’ı başka bir ülke ve koloni olarak görmediği için, Kürdistan ve Türkiye arasına sınır çekmemektedir. Fiziki olarak var olmayan ancak demokratik açıdan var olan ve politikaya yansıyan Türkiye-Kürdistan sınırı, Türkiye’deki hükümetleri askeri, eğitim, aile, toplumsal yaşam ve göç politikalarında da olağanüstü tedbirler almaya zorlamaktadır. Böylece Kürtler, 1940’a kadar, isyanların akabinde, eritilmemek için göçe zorlanmakta, ya da illegal göç ettikleri İstanbul, Aydın, Antalya vd Türk kentlerinde, exlusiona kurban seçilmektedirler.

Selektif/eğitim göçü

Yüksek kalifiye eleman tedarik etmek üzere başvurulan yol. Son yıllarda özellikle Almanya’nın kalifiye teknik elemanın göçünü mümkün kılmak üzere başvurduğu kanuni yol. Bu katmana dahil olanlar katılımcı kültürü kabul ederler, tüketicidirler. Sosyal olarak kabul edilmek için çaba gösterirler ve başka kültürleri kabul ederler. Yükselme çabası gösterirler. Sosyal ve kültürel olarak köklerini kaybetmeye adaydırlar.
Kendisini yaratmada üstün çaba harcayan bu sosyal katman, geldikleri kültürle hesaplaşırlar. Yeni yurtlarındaki kültürlerle tanışmaktan korkmazlar. Kendilerini kaybetmek için üstün çaba harcarlar. Çok kültürlü bir çaba harcarlar. Sosyal ve kültürel gelişmeler karşısında eleştirisel davranırlar. Kendilerine ait bir yaşam stili geliştirirler.

Göçmenliğin nedenleri

Yapılan birçok araştırmaya göre, göçmenliğin temelinde ekonomik nedenler gelmektedir. Demografik hareketlenme ve sınırlar ötesinde standardı daha yüksek bir yaşam arayışı daha çok yaşam standartlarının düşük olduğu ülkelerde görülür.
Bu ülkelerde veya geleceklerinde umut görmeyen yoksul dünyalarda, enformasyon dejenerasyonu sonucu, gelişmiş ülkeler veya kentlerle ilgili ireal motifler oluşturulur. Genelde, tarım alanında çalışarak yaşam standartlarını yükseltme imkanı bulamayanlar; işsiz kalarak, sosyal varlık olarak hayatlarını idame etmekte zorluk çekenler göç ederler. Ve kitleler, „taşı toprağı altın“ kentlere veya ülkelere doğru yola çıkarlar. Bulundukları vatanı terkedip, başka kentlere ve ülkelere doğru yol aldıklarında, yaşam sınırlarını aşarak göç etmiş olurlar.
Teorik olarak kriterlerin başında „push“ (çekici) ve „pull“ (itici) nedenler gelmektedir. Gelinen ülkelerde egemen olan „itici“ nedenler ve gidilecek ülkelerle ilgili aktarılan „çekici“ nedenler, göçü devreye sokan temel etmenler olmaktadır.
İnsanlar gittikleri ülkelerde, iş sahasının sunduğu imkanların zengin olduğunu kabul eder, orada mutlu bir yaşam süreceklerini ümit ederler. Bu çıkış noktası da temelde, „düşük“ ve „yüksek“ yaşam standartlarına denk düşen motiflere dayanır.

Sonuç
Ekonomik ve sosyal dengesiz gelişim göçün temel nedeni olarak vardı ve dünyada egemen olan global politika bunun öyle kalacağına işaret ediyor. Üçüncü dünya ülkelerinde „itilen“ kitleler, göç edenler oluyorlar. Göç edenler göç ettikleri ülkelerde bir kez daha „itilenler“ oluyorlar. Böylece, „exclusion“ politikası, dünyada nüfusun çoğunluğunu tehdit eden bir politika olarak yaşama geçirildi. Hem göç edenlerin vatanlarında ve hem de geldikleri yeni yurtlarında egemen olan exlusiona dayanan politika, dünya nüfusunun büyük bir bölümünü gözden çıkaran emperyal politikanın ürünü olarak var oldu ve devam ediyor.
Ancak, giderek bu sosyal dengesizliği sezen yoksullar, „taşı toprağı altın“ „birinci“ dünyalara, kentlere ve ülkelere doğru hareketlendiler. ABD’nin Meksika sınırında, AB’nin İspanya ve İtalya sınırına dayanan ve göç edenlerin yüzlercesi, denizde boğularak, kurşunlara hedef yaşamını kaybediyor. Globalizm eleştirmenleri, geleceğin demografik hareketlenme tarafından tayin edileceğini belirtiyorlar. Egemen ekonomik politikalara karşı yaşama şansından yoksun kalacaklar, merkezlere doğru hareket edecekler ve bu demografik hareketlenme, yani „illegal göç“ geleceği tayin edecek önemli etmenlerden biri olacak. Yoksullaştırılanların kini, ihtiraslı egemen ekonomi ve ona dayalı politikayı ya durduracak, ya da değiştirecek.

SELİM FERAT


Kaynakça:
Empire - Michael Hardt und Antonio Negri, 2001;
Parallelgesellschaften, Schifhauer, Werner, 2008;
Pipers Wörterbuch, 6, Dieter Nohlen und Peter Waldmann, 1987;
Wörterbuch Soziologie, Bernsdorf, Wilhelm, 1969;
Migrationasbericht, Bundesministerium des Innern, 2010;
Das Bundesamt in Zahlen 2010, Asyl, Migration…
Internet sayfaları.