
Metronun soğuk olması...
Henüz çok yeni bir oluşum olan grubun vokalisti Filiz Göze, bir cezaevinde ebru dersi öğretmenliği yaparken, Deniz Yavçin ve Selçuk Yazman gitar dersleri veriyorlar. Çewlîk, Dêrsim ve Elezîzli olan genç müzisyenler, doğup büyüdükleri coğrafyanın ninni ve ağıtlarının, müzikal kültürünün yaptıkları müziğe katkısının büyük olduğunu vurguluyorlar. Kürtçe’nin Kurmancî ve Kirmançkî lehçeleri ile Türkçe dillerinde müzik yapan grup, dünya müziğinden de şarkılar söylüyor; beste çalışmaları yapıyor. En büyük sıkıntılarını da gülümseyerek şu cümle ile özetliyorlar: ‘’Bizim için en büyük sıkıntılardan birisi metronun çok soğuk olması...’’
Müzik endüstrisine karşı...
Gazetemize konuşan grubun vokalisti Filiz Göze, şunları anlatıyor: “Sevdiğimiz şarkıları çalabilme lüksüne sahip bir grup oluşturmak istiyorduk. Lüks diyorum çünkü müzik endüstrisinin dayatma müziklerinin halkasına girdiğiniz zaman para kazanabiliyorsunuz; fakat samimiyetten ve anlamlı bir paylaşımdan uzaklaşabiliyorsunuz. Biz bunu yapamadık. Televizyon ve radyo aracılığıyla dayatılan müzik endüstrisinin hâlâ ele geçiremediği yerler var; biz de bu yerleri tercih ettik. Sokakta ve metro istasyonlarında paylaşmaya başladık müziğimizi. İnsanların hayat telaşı içerisinde koşuştururken orada icra ettiğimiz bir şarkının veya melodinin çok kısa süre bile olsa onların o hayatlarından sıyrılıp bizlerle olan paylaşımına şahit olmak güzel bir duygu. Bizim için sokak en büyük sahnedir.”
Kendi besteleri ve sevdikleri müzikleri bir albüm altında toplamayı tasarlayan grup, yurtiçi ve yurtdışı alternatif etkinliklerde sahne almayı planlıyor. Göze, planlarını, “Kendi kültürümüze ait unutulmaya yüz tutmuş eserleri yeniden gün yüzüne çıkarıp bunları yeni nesil gençlere hatırlatmak ve kendilerini bu eserlerde hissetmelerini sağlamak istiyoruz” cümleleriyle anlatıyor.
SUNA ALAN/LONDRA