Gulan, Mayıs demek. Mayıs gül mevsimi demek. Gül mevsimi bahar demek. Bahar yenilenmek demek. Yenilenmek direnmek demek. Direnmek özgürleşmek demek. Özgürleşmek yaşamının yüreğinde çılgınca dans etmek demek.
Adı Gulan. Adının anlamı insana, hayata ve aşka dair bütün değerlerin toplamı.
Piranlı…
Piran, kökleri taş devrinden öncesine uzanan kadim bir yerleşim alanı.
Yasak meyveyi yediği için cennetten kovulan Havva anamızın diyarı. Tanrı cezasının infaz mekanı. İnsanın yeryüzündeki  anavatanı.
Piran tanrının infaz mekanıdır ancak, cennet özlemiyle yanan ateşin de bir türlü küle dönmediği bir direniş diyarıdır.
Herşeye hükmettiğini sanan tanrıya direnen insanın kendi iradesiyle özgür bir dünya kurma çabasının adıdır Piran.
Onu geçmişten günümüze ulaştıran bu çabadır. Piran’ı geleceğe taşıyan, hayatın yeryüzündeki yeniden doğuşuna zafer kazandıran da bu çaba olacaktır.
İsminin anlamı erdemli değerlerin toplamı olan Gulan’ın, insanın yeryüzündeki anavatanı Piran’da doğmuş olması hayatın ona verdiği bir armağan anlamına geliyor.
Ve Gulan, bugün bu armağana sahip olmanın bedelini ödüyor!
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm öğrencisi Piranlı Gulan Kılıçoğlu, aslında yasak meyveyi yediği için cennetten kovulan Havva ananın kaderini paylaşıyor!
Adının anlamı ve toprağının erdemleri onun kaderine dönüşmüş bulunuyor. Yeryüzü tanrısı Gulan’ı bu özellikleri yüzünden hayattan kovmaya çalışıyor!
Gulan’sa buna karşı direniyor.
Siirt Cezaevin’de arkadaşlarıyla birlikte hayata tutunmak, ona özgürlük içinde bir anlam kazandırmak amacıyla 43 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi sürdürüyor! 
Arkadaşları gibi onda da mide bulantısı, göz kararması, üşüme, baş dönmesi gibi belirtilerin başladığı söyleniyor.
Kaldı ki gün geçtikçe ölüm riski de artıyor. Gulan her geçen gün bir adım daha ölüme yaklaşıyor.
Kamuoyunun daha önce tanımadığı hatta, varlığından bile haberdar olmadığı Gulan, bugün insanların bakan ancak, görmeyen gözlerinin önünde ölüme doğru gidiyor.
Gulan’ın açlık grevi eylemi PKK lideri Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması, anadilde eğitim ve savunma hakkının tanınması amacını taşıyor.
Kamuoyu geç de olsa onun neden açlık grevinde olduğunu  biliyor ama, neden hapiste olduğunu ailesi, yakınları, mücadele arkadaşları ve bir avuç duyarlı insan dışında kimse bilmiyor.
İşin bu yanı çoğu insanın ilgisini çekmiyor. Çekmiş olsaydı zaten, iş bu aşamaya varmaz, Gulan ve arkadaşları ölüme kucak açmazlardı.
Gulan Kılıçoğlu, 1 Nisan 2010 günü gözaltına alınıyor.
Polisin elinde onun gözaltına alınmasını gerektirecek maddi bir delil yok ama, yine de alıyor. Gözaltında itirafçı bir bayanın aleyhinde ifade verdiği söyleniyor. Gulan itirafçı bayanla yüzleşme talep ediyor ama, polis kabul etmiyor!
Gözaltı sonrası mahkemeye çıkarılıyor. Örgüt üyesi olmakla suçlanıyor. Mahkeme iki sene sürüyor. Mahkeme Gulan’ın örgüt üyesi olduğuna dair herhangi bir kanıt bulamıyor.
Bu durumda beraat etmesi gerekiyor ama, tersi oluyor. Mahkeme bu yılın Mart ayında Gulan’a 6 yıl 3 ay hapis cezası veriyor.
Mahkemenin ceza gerekçesi 1 Nisan şakasını andırıyor!
Gulan uluslararası ilişkiler son sınıf öğrencisi. Uluslararası ilişkilerin yoğunlaştığı ve birbirine karıştığı günümüzde konusuyla ilgili araştırmalar yapıyor.
Ezberin, taklitin ve başkalarından aşırmanın ‘trend’ olduğu Türkiye’de okuyarak ve araştırarak kendini geliştirmeye, geleceğe hazırlamaya çalışıyor.
Araştırma yapmak amacıyla Güney Kürdistan’a gidiyor. Orada saha çalışması yapıyor. Selahaddin Üniversitesi’nde çalışmalar yürütüyor.
Bunları da mahkemede belgeleriyle ispatlıyor!
Buna rağmen mahkemenin sözde hakim olan başkanı, Gulan için ‘araştırmak yapmak amacıyla Ankara’yı bırakıp Erbil’e gitmesi hayatın akışına aykırıdır’ diyor!
Sözde hakim hayatın akışına aykırı olanın Ankara’nın ilkel sistemine takılıp kalmak olduğunu bilmiyor.
Ve Gulan’a salt bu yüzden 6 yıl 3 ay hapis cezası veriyor!
Mahkeme bu kadarla da kalmıyor; Gulan’a anadilinde savunma yapma hakkı da vermiyor.
Türk Adaleti, Gulan’a suçlamalar karşısında kendini savunma hakkı vermeden ceza yağdırıyor.
Gulan’ın söyledikleri, ‘Kürtçe olduğunu düşündüğümüz bir dilde konuştu’ cümlesiyle zapta geçiyor. Mahkeme bundan ötesine yer vermiyor. Kürtçe söz sayılmıyor.
Mahkeme Gulan’ı Ortaçağ’ı aratmayan bir ‘yargılamayla’ salt araştırma yaptı diye 6 yıl 3 aya mahkum ediyor!
Gulan şimdi mahkemenin mahkum ettiği mapusta ölümüne bir direniş sergiliyor. 

 Gulan, Mayıs demek. Mayıs gül mevsimi demek.Gül mevsimi bahar demek. Bahar yenilenmek demek. Yenilenmek direnmek demek. Direnmek özgürleşmek demek.
Özgürleşmekse yaşamının yüreğinde çılgınca dans etmek demek.
Gulan dans etmeyi ve şarkı söylemeyi seviyor. Bugünlerde internette bir videosu dolaşıyor!
Onun Piran’ın ruhunu taşıyan sahici ve samimi sesini; mecalsiz ve ölümle örtüşmeye mecbur kalmış melodilerini dinleyen herkese özgür geleceğin nefesini veriyor.