AKP/Saray iktidarı, geçtiğimiz hafta bir kez daha Gündem gazetesine yöneldi. Özellikle son 3-4 aydır soruşturma kuşatmasına alınan gazete, nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyası başlatarak, soruşturmalara karşı bir dayanışma duvarı örmüştü. AKP/Saray yargısı bu kez, dayanışmacılara yönelmiş, Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’i tutuklamıştı. Ancak devam eden dayanışma ile 3 kişi, kısa sürede özgürlüklerine kavuştu. Her ifade günü, adliye koridorlarında destek için gelen gazeteciler beklemeye başladığında bu kez de “İfadeler savcılıkta değil, karakolda alınacak” politikası devreye sokuldu. Tam da o arada darbe girişimi oldu. AKP/Saray iktidarı, 15 Temmuz darbe girişimine, yeni bir darbe ile yanıt verdi, OHAL ilan etti.

OHAL’in sadece darbecilere karşı ilan edilmediği açıktı. Gündem gazetesinin kapatılması ve ardından gazete binasının basılarak çalışanlarının işkence ile gözaltına alınmasıyla bu fikrin, solcuların, Kürtlerin abartması, uydurması olmadığı ortaya çıktı.

Baskın günü gazete binasındaydım. Gazetenin kapatıldığı haberini, havuz medyasından okuduktan sonra, “Ne yapabiliriz?”i konuşmak için gazeteye gitmiştim. Arkadaşlar, “Gazeteyi bugün çıkartacağız” demişti. Ardından da özgür basın nöbeti başlatıldığı duyurulmuştu. Nöbet başlar başlamaz da, bina özel harekat polisleri, sivil ve çevik kuvvet polisi tarafından basıldı. Gündüz gözüyle yaptıkları baskında, kapıları kırmakta kullanılan “koçbaşı”nı bile getirmişlerdi. Binada aramaya yapmaya değil, talana geldikleri girişlerinden belliydi. 24 gazeteciyi döverek gözaltına aldıktan sonra geride bıraktıkları binanın halini tahmin etmek zor değil. Bunun bir kısmına avukatlar tanık oldu. Sonra binayı mühürleyip ayrıldılar. Ben ve birkaç gazeteci, baskın sırasında binadan çıkabildik.

Bina hala mühürlü. Ancak günlerdir gazetenin çalışanları ve okurları her sabah binanın önünde toplanıyor. Günlük haber toplantısını yapıyor. Çünkü gazete, AKP/Saray iktidarının planının aksine çıkıyor. Daha önceki baskınlarda olduğu gibi dayanışma ruhu hızla harekete geçti. Özgür Gündem, Atılım’ın özel sayısı olarak okurla buluşmaya devam etti.

Gazetenin hazırlanmasındaki ilk günkü heyecan görülmeye değerdi. Baskın sırasında dışarıda kalan Gündem emekçilerinin ve dostlarının aklındaki fikir şuydu: Bu gazete muhakkak çıkmalı. Bir yandan gazetenin önünde bekleyiş sürerken, diğer yandan gece saatlerine kadar gazete yayına hazırlandı. Çarşamba günü gazete, gözaltındaki arkadaşların, kapatma kararına ilişkin belirlediği manşetle çıktı: Boyun eğmeyeceğiz.

Gazete, birkaç gün daha devrimci dayanışmayla çıkacak. Ki sadece dayanışma değil, direnişin birleşik halinin hayattaki yansımasının nasıl olması gerektiği örneğidir. Yok sayılan bir ulusun özgürlüğünün ve eşitliğinin sağlanamadığı hiçbir durumda kimsenin özgür olamayacağı gerçeğidir.

1999 yılında çalıştığım Özgür Radyo kapandığında, Atılım gazetesinden üç arkadaşım ile birlikte, o günlerde Özgür Bakış adıyla çıkan, Gündem önceli gazetede çalıştım. Mesleki bakımdan gazeteciliği öğrendiğim yerdir Gündem. Ancak sadece bu da değil. Kürt halkını ve Kürt basınını tanıdığım bir yer oldu. Gazetenin çalışanlarından, dağıtımcılarından dinlediğim, 1990’lı yıllara ait anlatılar, yıllar sonra Press filmiyle ekrana taşındı.

1999 yılı da zor bir yıldı. Abdullah Öcalan, Türkiye’ye teslim edilmiş, İmralı yargılamaları başlamıştı. Herkesin Kürtlerden kaçtığı, sokakların linççi güruhlarla dolduğu “Gündem gazetesi muhabiriyim” demenin İstanbul’da bile oldukça risk taşıdığı günlerdi. İşte o günlerde, bir yandan gazeteciliği öğrenirken, diğer yandan da Gündem’deki her kelimenin, her sözün, bu coğrafyanın hakikati olduğunu fark ettim. Bu hakikat, Türk ve Sünni bir ailenin ferdi olarak beni fena halde çarpmıştı. Elbette Gündem’e geldiğimde, kendimi sosyalist gazeteci olarak tanımlıyordum. Ancak bir siyasi fikir olarak Kürtler’i tanımak ile günlük hayatta tanımak ve hikayeleri yaşayanlardan dinlemek başka bir şeydi. Gazetenin arşivinde eski sayılardaki haberleri okumakla geçirdiğim günler hiç de az değildi.

Sonra Özgür Bakış kapandı, 2000’de Gündem çıktı. O kapandı diğeri geldi. Gelenek sürdü gitti. Taksim’deki binanın toplantı katının bir duvarında kapatılan gazetelerin ilk sayılarının birince sayfası asılı. Diğer tarafında ise öldürülen çalışanların fotoğrafları. O odada geçirilecek birkaç dakika bile, uzun söze gerek bıraktırmıyor. Gündem, öyle ya da böyle okurla buluşuyor; son baskında olduğu gibi.

Sebebi çok açık; Gündem bu toprakların hakikati ve hakikat karartılamaz.

Ancak siyasi iktidar, Gündem’i susturma planından vazgeçmiş değil. Bunun için de, Gündem’in etrafındaki desteği ortadan kaldırmak istiyor. Gazetenin Danışma Kurulu Üyesi Aslı Erdoğan’ın tutuklanmasının başka hiçbir açıklaması yok. Daha önce 3 dayanışmacı genel yayın yönetmenin tutuklanmasında olduğu gibi.

Öyleyse, Gündem’in etrafındaki dayanışmayı büyütmekten, sağlamlaştırmak başka yol yok.


Arzu DEMİR