Adorno’nun "yanlış hayat doğru yaşanmaz” ünlü tespiti günlük yaşamın her yerinde kendisini ispatlamaya devam ediyor.
Sorunların doğru çözümü de tıpkı bu belirlemede olduğu gibi ancak doğru tespitler yapmakla başlar. Defalarca yürüdüğümüz ve bizi hep çıkmaz sokaklara götüren yollardan çıkış yolu bulacağımızı sanmamız beyhudedir.
Güney Kürdistan’da iki yıldır yaşanan siyasi ve ekonomik kriz tamamen bu yöntemin "bilinçli tercihinden” dolayı çözüm getirmesi bir yana giderek sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Çünkü yapılan, sorunların nedenlerinden tümüyle soyutlanmış çözüm yöntemleriyle kalıcı çözümler aramaktır.
Bir de sorunların çözümü ancak gerçekten çözme kararlılığıyla mümkündür. Güncel, konjonktürel çıkarlara, parti çıkarlarına, iktidar hesaplarına bağlanmış politik saiklerle hareket ederek bunun gerçekleştirilemeyeceği, aksine giderek sorunu daha da kaotik bir duruma getireceği defalarca ispatlandı.
Son bir haftadır güya krizin çözümü için KDP tarafından oluşturulan heyetin siyasi partilerle yaptığı görüşmeler yukarıda yaptığımız tespitten kaynaklı olarak olumlu sonuç vermesi zor.
Biraz daha açalım. Güney Kürdistan’da iki yıldır yaşanan krize halen ortak bir tanım konulabilmiş değil. Herkes birbirini suçluyor. Sorunların tespitinde ölçü, yasa ya da anayasa olmaktan ziyade, yönetim erklerini elinde bulunduranların kendi koltuklarının selameti üzerinden yaptıkları tespitler üzerinden kabul görüyor.
Parlamento işlemiyor. Yasama, yürütme ve yargının esamesi okunmuyor. Ekonomi dibe vurmuş, yolsuzluk almış başını gidiyor. Toplumsal gelir her gün düşerken milyarlarca dolar petrol gelirinin nereye, kime, ne amaçla gittiğini kimse ne sorgulayabilir ne de bunun hesabını veren var ortada.
Bu gerçekler ortada dururken KDP heyetinin geçtiğimiz hafta başı partilerle başlattığı "siyasi çözüm” görüşmelerinden, ‘çözüm’ beklemek pek de muhtemel görünmüyor. Görüşmek olumludur ancak, bu görüşmelerde tarafların birbirlerine sundukları hiçbir çözüm projeleri de yok.
Bir de aynı filmi daha önce defalarca izlemiştik ve filmin sonunda kriz daha da derinleşmişti. Çok değil. Bundan bir iki ay önce yine KDP, bölge başkanlık divanı başkanı Fuat Hüseyin başkanlığında oluşturduğu heyetle tüm partileri ziyaret edildi. Peki sonuç ne oldu? Neden bu görüşmelerin sonucu kamuoyuyla paylaşılmadı? Anlaşmazlık konuları nelerdi? Hangi taraf çözüme gelmedi? Toplumu; psikolojik depresyona sürükleyen, ekonomik krizi, açlığı, çaresizliği bir kader gibi dayatan kim?
Fuat Hüseyin’in yaptığı görüşmelerde de görüş alış verişinde bulunuluyordu, KDP politbüro sorumlusu Fazıl Mirani’nin bugünlerde yaptığı görüşmelerde de "görüş alış verişinde bulunuyoruz” deniliyor. Peki tarafların çözüme dönük bu toplantılarda sunduğu görüşleri neler? Bu görüş alış verişlerinde ortak payda neden bulunmuyor? Bu görüş alış verişleri nereye kadar sürecek?
Özcesi bu görüşmelerden sonuç alınacağına dair iyi niyet oluşturacak tek bir emare, veri yok. Peki neden temcit pilavı gibi aynı yöntem önümüze sürülüyor? Aslında en önemli soru bu.
Çünkü herkesin kendine göre bir hesabı var. Toplumsal baskı arttıkça yeni bir umut aşılamak gerekiyor. "Bakın biz çözüm arıyoruz” denilerek tabandan gelen baskı ve tazyikin önüne geçiliyor. Çünkü bölgeyi siyasi, idari ve ekonomik olarak aralarında paylaşan güçler kendi sürekliliklerini bu krize bağlamış durumdalar.
Mesud Barzani 20 Ekim’de yaptığı açıklamada, bir başkan adayının belirlenmesi, yeni bir parlamento başkanının seçilmesi ve parlamentonun aktifleştirilmesini, istedi. Bu açıklamayı hangi sıfatla yaptı? Başkanlık sıfatıyla. Peki yasalara göre Mesud Barzani şu anda başkan mı? Hayır? Peki kimse bunu sorguluyor mu? Hayır. Gerisini siz düşünün.
Birkaç soru daha. Parlamento neden şu anda başkansız? Parlamento başkanı istifa mı etti? Görev süresi mi bitti? Yolsuzluk yaptığı için mahkeme tarafından görevden mi alındı? Hayır hiçbiri. Cevap. Hepimizce malum sanırım.
Devam edelim. Bölge başkanlığı süresi geçtiğinde yasalar gereği yeni başkan seçilene kadar mevcut başkanının yetkilerini Parlamento başkanına devrederek görevden el çekmesi gerekirdi. Ancak bu olmadı. Bu olmadığı gibi bölge başkanlığı ve başbakanlığı elinde bulunduran KDP parlamento başkanını görevden aldı.
Bu görevden alma ve görevi bırakmama siyasi krizin temel nedeniyken, "yeni bir parlamento başkanı seçin” demek ne kadar gerçekçi bir çözüm? Kaldı ki bunlar hep kendini tekrarlayan söylemler. Sanki yeni bir şey söylenmiş gibi alandıra ballandıra propagandasını yapmak sadece toplumu aptal yerine koyup alay etmekle izah edilebilir.
İşin özü kimsenin sorunu çözme derdi olmadığı için doğru tespit koymalarını ve çözüm geliştireceklerini beklemek de beyhudedir. Bu görüşmelerden ortaya çıkacak her hangi bir çözüm olsa da kesinlikle dayatmayla ya da siyasi dengeler gereği olacağı için, ancak pek yakında ortaya çıkacak daha büyük sorunlara temel teşkil edecektir.
Peki iktidarı elinde bulunduran parti böyleyken diğerleri ne yapıyor dersiniz. Hiçbir şey. Çözüm projesi sunan, söylemden öteye gidip elle tutulur bir politika üreten tek bir parti yok. Hepsi aynı kısır döngü içinde dönüp duruyorlar.
Yine Adorno’nun sözüne geliyoruz: "Yanlış hayat doğru yaşantmaz”.