Akademisyen Dr. Seewan Saeed, Güney Kürdistan Federe Yönetimi’nin 50 yıl sürecek petrol satışı konusunda Türkiye ile anlaştığını ancak bunun kaçakçılık anlaşması olduğu için parasının alınamadığını söyledi. Saeed’e göre Türkiye de, Güney’in yüzünü Bağdat’a dönmesini istemiyor.
Saeed, petrol ve petrol boru hatlarının tümüyle Bağdat’a devrinin de gündemde olduğunu, bunun da Güney’in ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldırıcağına işaret etti. Saeed bir avuç petrol zengininin, ülkenin ve halkın geleceğini umursamadığına vurgu yaptı.
LUQMAN GULDIVÊ
Türkiye üzerinden petrol ihracatı politikası, Güney Kürdistan Federe Yönetimi’nin başarısız politik girişimlerinden biri oldu ve bu durum halen de devam ediyor.
Güney Kürdistan Hükümeti, YNK ve KDP mevcut durumdan hoşnut ancak sürecin böyle devam etmeyeceği de aşikar. Güney Kürdistan’da oluşturulan yeni kabine, Bağdat’a yaptığı ziyaretten sonra ortaya bilgilere göre bundan sonra petrol ihracatı Irak Merkezi Hükümeti’nin onayı ve kontrolü ile yapılabilecek. Yine Güney Kürdistan’daki petrol boru hatlarının kontrolü de tamamen Bağdat’a veriliyor. Bütün bunlar ne anlama geliyor?, Güney Kürdistan Yönetimi ve özellikle de KDP Türkiye’den bağlarını koparabilir mi? Konu ile ilgili sorularımızı Güney Kürdistanlı Siyaset Bilimci Dr. Seewan Saeed yanıtladı. Çin’deki Shaanxi Normal University’de Tarih ve Uygarlık dersleri veren Dr. Seewan Saeed, petrol ve doğalgaz parasıyla zengin olan bir kaç ailenin, Güney Kürdistan’ın geleceğini ve milli kaynaklarının olmamasını önemli görmediğine dikkat çekti.
Saeed, Türkiye ile olan sıkı bağları nedeniyle Güney Kürdistan Federe Yönetimi’nin bu bağları koparıp, yüzünü Merkezi Irak Hükümeti’ne dönebileceği görüşünde de değil.
Irak Hükümeti’nin Haşdi Şabi’ye yönelik kimi yönelimlerinin de göstermelik olduğunu söyleyen Saeed, Bağdat’ın Şii milislerini bertaraf etme gücünün olmadığı ve göstermelik yönelimlerin de muhtemelen İran’ın onayıyla yapıldığını söyledi.
Bölgeden gelen son haberlere göre; Güney Kürdistan yönetiminin petrol ihracatını ve 2014 yılından beri yapılan ihracattan elde edilen geliri, Merkezi Irak Hükümeti’ne devredeceği belirtiliyor. Bunun karşılığında ise Güney Kürdistan’daki memurların maaşları da Bağdat Hükümeti tarafından karşılanacak. Bunun anlamı ne?
Merkezi Irak Hükümeti’nin Güney Kürdistan’dan 2014 yılından beri sattığı pertolün gelirini mi istediği, yoksa bundan sonraki ihracatın gelirlerinin aktarılmasını talep ettiği tam net değil.
Ancak bundan da önemlisi, Güney Kürdistan Yönetiminin Irak Merkezi Hükümeti ve bölge halkına karşı sergilediği muğlak duruştur. Eğer maaşlar Bağdat tarafından ödenirse bunu bir kaç banka çalışanı üzerinden halledebilir. Ancak Güney Kürdistan Hükümeti’nin görev ve sorumluluğu bununla sınırlı değil. Aldığı ağır siyasi yenilgiler ve tavizlere rağmen henüz Güney Kürdistan Yönetimi, Merkezi Irak Yönetimi’ne tamamen boyun eğmiş durumda değil.
Maaşlar üzerinden başlatılacak süreç gittikçe ağırlaşacak ve 2015-2016 yıllarındaki krizlerden daha ağır krizler, baş gösterecek. Acaba Güney Kürdistan Yönetimi gerçekten sorunu çözmek istiyor mu? Bence çözmek istemiyor. Bu muğlaklık ve belirsizlik içerisinde petrol ve gaz ticaretinden elde edilen büyük paralar söz konusu. Özellikle Barzani ve Talabani ailesinin bireylerinin de içinde bulunduğu yeni nesil rantçılar var.
Mevcut süreci geçici bir şekilde ele alıyorlar ve imkanlar ortadan kalkmadan petrol-gaz ihracatından büyük meblağlara sahip olmak istiyorlar. Kürdistan’ın milli değerleri, günümüz ve geleceği için korunması gereken kaynaklar, söz konusu ranta bulaşmış büyük ve erk sahibi ailelerin umurunda değil. Onlara göre Kürdistan büyük bir şirket gibidir ve bu şirketten palazlanabildikleri kadar palazlanmaya çalışacaklar.
Ne zaman koşullar ortadan kalktı, imkan kalmadı o zaman da sırtlarını dönecekler. Güney Kürdistan’da muhalefetin olmaması ya da çok zayıf olması nedeniyle de Güney Kürdistan’da var olan yolsuzluk çarkı dönüyor ve 2003 yılından beri bu erk sahibi aileler, yaşanan durumu farklı göstererek, çarpıtarak bugüne kadar sürdürmeyi başardılar.
Yine Güney Kürdistan’daki petrol ve doğalgaz boru hatlarının kontrolünün de Bağdat’a verileceğine dair haberler var. Bunun gerçekleşmesi durumunda Güney Kürdistan’ın Bağdat nezdindeki siyasi pozisyonu nasıl olacak?
Kerkük petrolünün bir kısmı -resmi olarak günlük 10 bin varil olduğu iddia ediliyor- Ürdün sınırı üzerinden merkezi Bağdat Hükümeti’nin kontrolünde satılıyor. Bundan da ötesi tüm petrol ve doğalgaz hatlarının merkezi Irak yönetimince kontrol edileceği bilgileri paylaşılıyor. Petrol mevzusu, boru hatlarının kontrolünü kat kat aşan bir sorun ve çok karmaşık. Londra ve Paris’te Güney Kürdistan yönetimine karşı açılan davalar var ve biz onlarla ilgili çok az bilgiye sahibiz. Güney Kürdistan Yönetimi yıllarca petrol sattı ve hala 21 milyar dolar borçtan bahsediyor. Siyasi olarak bu ne anlama geliyor? Bağdat Hükümeti, Güney Kürdistan’ın bağımsız ekonomi politikasında başarısız olduğunu ve bu yüzden de merkezi hükümete dönmek zorunda kaldığını göstermeye çalışacak. Ve eğer bu sorunu çözmek istiyorlarsa, tek yolları olduğu söylenecek. Bu da Güney Kürdistan’ın tekrar merkezi hükümetin kontrolüne girmesi ve son yıllarda sürdürdüğü siyasetten başarısızlıkla çıktığını itiraf etmesi ile mümkün olur. Bu da Güney Kürdistan Yönetimi’nin ağır bir yenilgisi anlamına geliyor, bu ağır yenilgi ise merkezi Irak yönetiminin bir nevi zaferi oluyor.
Güney Kürdistan Yönetimi’nin Türkiye’ye sattığı petrolün parasını alamadığı iddaları da ortaya atıldı. Bu yüzden de merkezi hükümete başvurduğu şeklindeki yorumlar gerçeği ne kadar yansıtıyor?
Türk hükümeti ya da AKP devleti yasal olmayan ama uluslararası boyutu olan ve 50 yıl sürecek olan Kürt petrolü üzerinden kaçakçılık anlaşması yaptı. Bu doğrudur. Resmi hiç bir güvencesi olmayan bu anlaşma ile satılan petrol paraları Türkiye’de Halk Bankası’nda tutuluyor ve Güney Kürdistan Yönetimi gayrimeşru anlaşmadan ötürü bu paraları alamıyor. Merkezi Irak Yönetimi de bu anlaşmayı devre dışı bırakarak SOMO hesabına dönmeye çalışıyor.
SOMO Bağdat Yönetimi’nin ülke içindeki bölgelere yönelik resmi petrol anlaşmasıdır. Hesaplar konusunda net bilgiye sahip değilim ancak Merkezi Irak Yönetimi, SOMO anlaşmasına dönülmesi durumunda Kürt petrolünün satışında ortaya çıkan mevcut sorunların tümünü aşmayı vaat ediyor. Bunun olmaması için ise Türk devleti yoğun çaba sarfediyor. Güney Kürdistan Yönetimi’nin, özellikle de KDP’nin Bağdat ile yakınlaşmasını engelleyerek Irak Merkezi Hükümeti’nin Türkiye’ye açtığı davaları sabote etmeye çalışıyor.
Masrur Barzani başbakanlığındaki yeni kabine Bağdat’a giderek Türkiye ile ilişkilerini sınırlama ihtiyacı hissetti. Ancak Türkiye her şekilde bağlanan KDP için bu pek de kolay olmayacak. Özellikle de Türkiye bağımlısı Güney istihbaratının, Güney Kürdistan’ın petrol ve gaz ihracatıyla ilgili tüm karar aşamalarında önemli oranda söz sahibi olduğu düşünüldüğünde durumun çok da içinden kolay çıkılır olmadığı anlaşılacaktır.
ABD ve İran’ın onayı var
Irak’ta Haşdi Şabi bürolarının kapatılması ve dronlarla kimi bürolara saldırı da gündeme geldi. Bunda ABD’nin Irak hükümetine İran’a karşı tavır alması konusunda yaptığı baskının etkisi var mı?
Dr. Seewan Saeed: Açık olan şu ki, Irak hükümetinin özgür bir iradesi yok. Alınan karar ve çalışmalarda ABD, İran ve kimi bölgesel aktörlerin önemli bir etkisi var. Yine Şii lider sınıfının politika üzerindeki etkisi çoğu zaman Irak devlet ve hükümet kurumlarının etkisinden fazladır. Bir şekilde Irak Hükümeti ABD’nin çizgisinde olduğunu ve Haşdi Şabi’nin uzun kollarını kesebileceğini göstermek zorundaydı. Ancak yaşananlar medya üzerinde propagandadan ibarettir. Irak Hükümeti, Haşdi Şabi ofislerini kapatmadı ve kapatmaya da gücü yoktur. Yani İran hegemonyası ve onun Irak’taki milislerini tasfiye etme gibi bir gücü yok.
Haşdi Şabi’ye ait kimi yerler ve silah depoların bombalanması ABD’nin onayı, hatta İran’ın da onayıyla yapılmış olabilir. Haşdi Şabi’nin bazı gruplarının İran’dan memnun olmadıkları ve ona bağlı olmadıkları da bilinen bir gerçek. Bu da Irak’taki Şii siyasetinin parçalanmışlığına bariz bir örnek oluşturuyor. Eğer bombalamalar devam ederse bu da meselenin İsrail ve Hizbullah arasında Lübnan’da yaşanan çatışma ve gerginliğin bir uzantısı olarak da sirayet edebilir. Irak’taki güçlü Şii milislerin sorununu iktidar ve ve siyasi güç ile Şii-Sunni karşıtlığı, Batı taraftarlığı ve karşıtlığı bağlamında değerlendirilebilir.