Gerçekte ise içsel bir hesaplaşmanın adıdır, Elif. Üçünüzü de Mıhlarım’da Pervin Par’ın, Kan Su Gibi Akacak’ta Ülkü Özen’in, Çifte Tabancalı Kabadayı’da  Sezer Güvenirgil’in, Kaçaklar’da Fatma Karanfil’in ve Yol’da küçük bir kızın adıdır, Elif.”
Agah Özgüç’ün “Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney” kitabında bu şekilde anlattığı Yılmaz Güney’in kızı Elif Güney Pütün nihayet kendi konuştu. Doğan Kitap’tan çıkan “Bir Odadan Bir Odaya” kitabında çocukluğunu ve babasını anlattı.
Elif Güney Pütün, 1966 yılında İstanbul’da doğdu. Doğduğu gün annesi ona ‘Elif’ dedi, babası ise ‘Güney’ ismini verdi, “Tıpkı kendisi gibi Güney. Sinemadaki kimliği gibi. Bebeğe kendinden bir şey katmak için.” Çocukluğunu önceleri halasının yanında geçiren Pütün, bir süre annesinin yanında kalsa da sonraları babasının isteğiyle Fatoş Güney’in yanında kalmaya başladı. 1981 yılında ailesiyle yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Pütün, 45 yaşında ‘Bir Odadan Bir Odaya’ adlı kitabını yazdı. Kendisine “Yılmaz Pütün’ün kızıyım” dedi. Kitabında bir şiirden bir şiire geçer gibi, yaşadıklarını yazdı.
Ölümünün 28. yılında Yılmaz Güney, Türkiye sinemasının hala aşılamamış bir yönetmeni. Bunun dışında Yılmaz Güney, bir sinemacı olmaktan öte, Türkiye halkı için hala bir efsane. Onunla aynı zaman dilimini paylaşsın veya paylaşmasın, herkesin bir Yılmaz Güney hikayesi vardır. Kimisi kan kardeşi olmuştur, kimisi onunla hapis yatmıştır, kimisi filmini izlemek için okuldan kaçmıştır... Hal böyleyken elbette Yılmaz Güney’in kızının da anlatacağı bir hikayesi vardı. Basında daha öncesinde ‘Babam benim hayatımı mahvetti’ gibi sözlerle çıkan Elif Güney Pütün, sonrasında “Ben bu kitabı efsaneyi yıkmak için değil, küçük Elif’le büyük Elif’i barıştırmak için yazdım” dedi. Kitap ilk çıktığında birçok Yılmaz Güney takipçisi belki önyargılı yaklaştı. Elif Güney Pütün ne anlatıyordu? Yılmaz Güney’in adına halel getiriyor muydu?
Ben fikrimi baştan söyleyeyim: Kitap, Yılmaz Güney’den hiçbir şey eksiltmiyor. Aksine, daha bir insan olarak tanımamızı sağlıyor. Bir küçük kız çocuğunun ve gençliğe adım atmış bir insanın hikayesi anlatılıyor. Şiirsellikle yoğrulmuş hatıralar hiç de yapmacık ve kurgusal değil. Yazar, sanki bir gece masaya oturmuş ve içindeki her şeyi dökmüş. Bir odaya bir günden diğer güne geçer gibi geçen küçük kız, kimi zaman bir isyandan bir isyana, bir boşluktan bir boşluğa, bir unutuştan bir unutuşa geçiyor... 12 Eylül 1980’de demokrasi ve özgürlük mücadelesinde Türkiye bütünleme sınavına kalırken, onun coğrafya bütünleme sınavı vardır. Onun için mühim olan sınavdan kurtulmak iken babası için, kendileri için zor günlerin geldiğinin farkında değildir. Yılmaz Güney’in kızı olarak bunu anlatmaktan çekinmez.
Kitapta, hiçbir kişilik adıyla anılmıyor. Hepsi aile bağı içindeki yerleri ile anlatılıyor. Hepsinin içinde baba Yılmaz Güney ön planda tabii; ama kitapta daha çok küçük bir kızın babasına karşı hissettikleri görünür kılınmış. Fotoğrafta, perdede, kitapta tanıdığı bir baba ile gerçek hayatta tanıdığı bir baba arasında gidip gelen bir kız çocuğu...
Küçük Elif’in hayatında her şey ‘gölge’dir. Anne sevgisini alamamıştır. Babası da ona ait bir baba değildir. Babası için halkı ve idealleri var. Duvardaki fotoğrafına bakınca gurur duyar; yanına gidince bir yakınlaşır ve bir uzaklaşır. Babası ona sürekli Lenin’den, devrimden, sosyalizmden bahseder. Bunlar küçük Elif’in umurunda değil. O istiyor ki babası hep yanında kalsın. Babasına kimi zaman ‘sen’ diye hitap eder. Bazı duvarlar ve duygusal kaçışlar ‘siz’ yapar, babasını.
Yine de başka bir sevgisi vardır babasına karşı. Altın Palmiye ödülünü Yol filmi ile aldığında kardeşi ile kendi aralarında inanılmaz bir sevince kapılırlar. Ölümüne yakın ağır hastalık geçirdiğinde bile Paris Komünü yoldaşlarını sayıklayan babasına şaşarak bakar. Babası öldüğünde de anlattığı acı tarifsizdir. Kitabın sonunda, aslında yıllar sonra hiç de düşündüğü gibi, babası için önemsiz olmadığını daha iyi hissediyor, yazar. “Yıllar sonra onunla konuşabildim. Anladım, zaman aldı ama anladım. Ben senin Yol’unun küçük kızıyım. (...) Bu gece, Benimbabamla karşılaştım. Bu gece, Benimbabam benden af diledi. Ben onu zaten kendi içimde çoktan affetmiştim.” (s.166)

MAZLUM VESEK