Bilindiği gibi İslam kültür ve geleneğinde belli günler geceler ve ayları ibadet ve taat içerikli bir takım fiilleri ihya âdeti vardır. Gerçi bu adet bir yönüyle hadislere dayanır veya dayandırılır. Ne varki geleneksel algı ve anlayış burda bir bakıma fırsatçılık olarak kavramsallaştırılmıştır. Bilhassa modern dönem halk kitlelerinin mübarek gün ve gecelerdeki yoğun dini ilgileri ile sair zamanlardaki ilgisizlikleri kabaca mukayese edildiğinde fırsatçılıkla ne kastettiğimiz daha iyi anlaşılır. Ramazan ayının bu minvalde yeri ve önemi ortadadır. Hemen hemen her televizyon kanalında boca edilen hurafe menkıbe hikayelerden bıkmış usanmış durumdayız.
Hocalardan kimisinin sanki Firavun veya Nemrut’un sarayında canlı yayın yapar gibi bir üslup ve edayla binbir çeşit masal ve hurafe anlatması kimisinin Bedir, Uhud ya da Hendek savaşlarına katılmış bir sahabi edasıyla konuşması. Bazılarının ise ehli sünnet muhalifi olan tüm dini görüş ve anlayış sahiplerine iki de bir parmak sallayıp ayar vermeye çalışması ve bir o kadar garip olan seyirci kitlesinden akla mantığa sığmayan sorular sorulması halkın dinlediği hocaya sorduğu sorularda aslında tüm gerçeklik açığa çıkıyor. Mikrofonu eline alan ‘Hocam sakız orucu bozar mı?’, ‘Hocam tesettürün üstüne gözlük takmak caiz mi?’ ya da ‘günahımın cezası kaç gram’ gibi sorular ile Ramazan’ın anlam ve önemine yapılan darbelerle geçmektedir.
Ramazan dik duruştur
Oysaki Ramazan ayı, Kur’an ayıdır. Kur’an’ı anlamak yaşamak ibadetken, anlamadan okumak ibadet haline geldi. Bakara Sûresi, 185’inci ayeti okumak kafidir. Bu ayette Ramazan ayının öneminden öte, Kur’an’ın insanlar için rehber olması, bu rehberliğe ilişkin açık deliller ile doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırt etmeyi mümkün kılan ölçütler sunması gibi ayırt edici özelliklerden söz edilir. Oruç toplumdaki umumi manzaradan gözlemlendiği kadarıyla salt yememe ve içmemeye indirgenmiş bir ritüel ayin gibi eda edilmekte, haliyle Ramazan da.
Ali Şeriati’nin dediği gibi, ‘belki sadece yeme içme saatleri değişmektedir.’ Genel olarak din, özel olarak ibadetler alanında neyin ne olduğunu yeterince bilmemize rağmen bildiklerimizi tutum ve davranış olarak sergilememiz tıpkı sigaranın zararları hakkında yeterli bilgi sahibi olduğumuz halde tiryakilikten bir türlü vazgeçememiz gibi bir tutumdur.
Burada çözmemiz gereken sorun; bilgi kifayetsizliğinden öte azim ve dirayet eksikliği, zaaflarımızın aklımız, fikrimiz ve vicdanımıza hükmetmesidir Ramazan’da aslolan zalimlere meydan okumaktır. Dik ve diri durarak fiziken ya da metafiziken iman sağlamlığımız ne kadarını gerektiriyorsa elimizden geleni değil vicdanımızın bize fısıldadığı merhamet ve rahmet dimağlarımızla, zalimlerin zulmü karşısında set olmalıyız. Zalimler korkak olur ama zalimler istiyor diye yiğitler bitmez. Çünkü mazlum, necip milletimiz, halkımız ve İslam aleminin yaşam sürdüğü coğrafyada sahuru kan ile iftarını gözyaşı ile yapan Müslümanlar var.
El uzatacak kimse mevcut değildir
Bunca zulme rağmen hiçbir şey olmamış gibi başımızı kuma gömerek olan biten haksızlıklardan muaf olamayız. Çarşı pazardan yiyemeyeceğimiz kadar şeyi almakla geçirilecek bir ay değildir Ramazan ayı. Bilhassa bir nevi halkımızın yaralarına bir miktar bile olsa merhem olunmalıdır. Üç maymunu oynayan, güya din kardeşi kisvesi ile bize bakanların rollerinden gelse bir yudum suda bizi boğmaya azmettiklerine defalarca şahit olduk ve bu zorlu süreçte yaşayan Kürdistan halkına yine kendinden başka el uzatacak kimse mevcut değildir. Dini ananeleri de göz önünde bulundurarak fitre zekat ve sadakalarımızın Civaka İslamiya Kurdistan (CİK) vasıtası ile değerli mazlum halkımıza ulaştıralım.
* CİK Şûra Üyesi