Güzel şeyler anlatmak gerek. Türkülerin yüreğimde bıraktığı izlerin peşinden gideyim diyorum. Dağ rüzgarlarının alıp götürdüğü acıların ardından doğan güneşimsi duyguları dile getireyim bir de. Güzel şeyler diyorum. Güzel sayılabilecek olan nedir yaşadığımız atmosferde? Bir şeyin güzel olabilmesi için, içinde vücut bulduğu mekandan ve zamandan soyutlanması mı gerekir? Güzel olanın, birlikte var olduklarıyla güzel sayıbileceğini düşünüyorum. Ağıtlara, ceset görüntülerine, göklere açılmış yakarılara çıkıyor tüm yollar.
Güzellik kolektif bir algıdır. Bir türkünün güzelliği benim duyuşumla birlikte oluşabilir. Bir çiçeğin ya da rengin güzelliği, kendi varoluşunun anlamının ötesinde benim görüşümle mümkündür. Objenin kendisi ile içine yerleştiği mekan, bir de ikisinin birleştiği an’ın oluşturduğu kolektivite, güzellik algısını oluşturur.
Bu kolektivitenin oluşmadığı zamanlar ise güzellikle birlikte birçok pozitif yaratımın da oluşmaması anlamına gelmektedir. Güzel şeyler yazmak için bu kolektivitenin bir formda kendini var kılması ve bu varlığın da insana görünmesi gerekir.
Yaşadığımız zamanda ne yazık ki güzellikleri anlatmak pek mümkün olmuyor. Çünkü anlatmak istediğimiz güzellik olgusu ne yaşanabiliyor ne de anlaşılabiliyor. Yaşanamıyor, çünkü zamanın mekanla birleşmesinden bombalar oluşuyor. Güzellik yaşanamıyor, çünkü katliamların üzerine bir de vicdansızlığın laneti yağıyor. Yaşanmıyor, çünkü cesetlerden oluşan sıradağlar hala buzdağı sayıp kendini eritiyor. Çünkü ceset sıraları azalıyor, çoğalıyor.
Çünkü ölüm bitmiyor. Kan kızıl akışlar durmuyor.
Katliamı kendine kimlik edinen AKP hükümeti yılın son günlerini dahi ölümlerle doldurdu. İşgalci Türk ordusu cesetlerin parçalanmışlığını kendi kurumsal varlığının temeli olarak ele aldı. Barıştan bir adım daha uzaklaşan hükümet, Hitlervari çılgınlıklarıyla Türkiye’yi bir adım daha geriye attı. Halklar arasındaki kardeşlik bağlarından birini daha kopardı. Halkların tüm kardeşlik, barış, özgürlük ve eşitlik duygularının oluşturduğu enerjiyi toplayıp kendi egemenliğinin uçurumundan fırlatıp attı. Bu katliamlar kardeşliğin, barışın ve demokrasinin intiharıdır Türkiye’de. Türkiye devleti tarihinden de anlaşıldığı gibi sertleşmelerdeki artış sadece karşıtlaşmayı arttırır ve kopuşu hızlandırır. Bunca intiharın, katliamın, ayrışmanın ve ayrışanların karşıtlaşmasının olduğu bir zamanda, mekan kendini güzelliğe açmaz; açamaz.
Evren hiçbir zaman çeşitlik gibi bir seçenek varken tekliği benimsemez. Çoklu yapılar bir alternatif ise, tekli-homojen yapılanmalar hiçbir zaman evrensel akışın tercihi olamaz. Evrenin akışında çeşitlenme, değişme, farklılaşma ve bunlarla birlikte yeniye yöneliş vardır. Homojen yapılanmalar evren akışına ters yönde bir direnç göstererek var olmaktadır. Evrenin bu homojen dayatmalar karşısında bir direnç aralığı ya da bir özgür tercih imkanı yaratma amaçlı zaman ayırdığını düşünüyorum. Evrenin hakikat karşıtlıkları karşısında verdiği yanıtın zamanını kendi algılarımızla ölçemeyiz. Çünkü bize göre erken olan bir gecikmişlik olabileceği gibi, bize göre geç kalmışlık evrene göre fazlasıyla erken olabilir.
Zirveden düşüş başlamışsa, olabilecek şeyler az çok bellidir. Düşüşün hız kazanarak sürmesi de bu belirlenmişlik içinde ortaya çıkmaktadır. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, varolduğu yıllar boyunca onlarca hükümet kendini eskitti. Homojenliğe sıkı sıkıya bağlı olan hükümetler hızla kendi sonlarına doğru gittiler. AKP de mevcut durumda uçurum zamanlarına girmiş bulunmaktadır. Düşme durumunu değiştirecek şeyler çok fazla değildir. Ya çözüm geliştirilecek ya da intihara giden düşüş daha hızlı bir şekilde tamamlanacak. Ve bu hükümet de siyaset tarihinin en kirli sayfalarında yer alarak üzerinden yarım asır geçmeden yargı konusu olacak.
Güzellikleri anlatmak istiyorum ama güzellik bulmak çok zor. Yaşamın acılarından süzmek, süzdüklerini damıtmak ve sonrasında bir sarraf inceliğinde işlemek gerekiyor. Özgürlük özlemlerini nakşetmek gerekiyor yüreğinin ezgileri eşliğinde. Güncelde güzellikleri anlatabilmek için güzelliği öldüren, kan arzusuyla yaşayan, sadece ve sadece öldürmeyi kendi öz kimliği sayan AKP’nin yokolması şart. AKP hegemonyası, güzellikleri yaratacak kolektiflerin engelidir ve tek renkliliği-tek sesliliği aşmak bu engeli ortadan kaldırmakla mümkündür.