İşgalci Türk ordusunun 16 Mayıs’ta Qendîl’in Xakûrke alanına düzenlediği hava saldırısında şehit düşen HPG gerillası Aslan Kalkan’ın (Yusuf Aslan) kızkardeşi Hanım Kalkan, ağabeyinin çocukluğundan beri insanlara yardım ettiğini belirtiyor. Kalkan, ağabeyinin kaldığı yerleri ve yoldaşlarını görmek istediğini de vurguluyor. MEHMET ZAHİT EKİNCİ /HAMBURG 12 yıl önce eşini kaybeden ve oğluyla Hamburg’da yaşayan Hanım Kalkan, ağabeyinin şehadetinden sonra bazı şeyleri sorguladığını belirtiyor. Hanım Kalkan, ağabeyi Aslan’ın küçüklüğünden beri insanlara yardımcı olmayı çok sevdiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: ”Yusuf üçü kız, üçü erkek ailemizin en büyük çocuğuydu. Evin en büyük çocuğu olduğu için de, ikinci babamız gibiydi. Büyükle büyük, küçükle küçüktü. Sarız’da yoksul ama bir o kadarda mutlu bir hayatımız vardı. Babam çobanlık yaparak bize bakarken, Yusuf ağabeyimde kundura boyacılığı yaparak evin geçimine katkıda bulunuyordu. Kardeşlerini sahiplendiği gibi Sarız’a okul okumaya gelen yoksul insanları da sahipleniyordu. Evde ne varsa topluyor, yoksul öğrencilere götürüyordu. Annem bunun sebebini sorduğunda ise, ‘Anne bizde olan, o insanlarda yok’ derdi. Bizler de yoksulduk ama, gönlümüz zengindi. Evimize sürekli misafir gelirdi. Yörede yaşayan Kürtler kadar Afşarlarda misafirimiz olurdu. Bir günde yedi defa kahvaltı hazırladığımızı hatırlıyorum.” Öğrendiklerini bizimle paylaşıyordu  Ağabeyinin okumaya çok meraklı bir insan olduğunu ve okuduklarını kendileriyle paylaştığını belirten Kalkan, şunları dile getiriyor: ”Çevresinde çok sevilen bir insandı. Kürtler kadar Afşarlar da kendisini çok severdi. Solcu kimliğinin bilinmesine rağmen çevredeki ülkücüler de kendisinden çekinir ve saygı duyarlardı. Ülkücülerle çok kavgaları oldu. Ama asla kimseye haksızlık etmezdi. Solcu ve sosyalist bir kimliği olmasına rağmen yaptıklarını bizden gizlerdi. Okuduğu kitapların özetini, seyrettiği filmleri bize anlatırdı. Tabi, bizler küçük olduğumuz için bu davranışlarına fazla bir anlam veremiyorduk. Yaşadığımız ilçe olan Sarız’a bir memur tayin edilince abim mutlaka gider kendileriyle tanışır,siyasi görüşlerini öğrenmeye çalışırdı. Çok duygusal bir insandı. Unutmuyorum, bir gün kış mevsiminde küçük kızkardeşimin ayakkabısı yırtılmıştı. Yusuf bir yandan ayakkabısını dikerken bir yandan da ağlamıştı. Evin geçimine katkı olsun diye, ayakkabı boyacılığı yapıyordu. Burada kazandığı parasının çoğunu da yine yardıma muhtaç insanlara veriyordu. Hep ‘bizden daha yoksul insanlar var’ derdi. Annem hep bir gün Yusuf abim gözlerinin önünden kaybolur diye çok tedirgindi.” Almanya’da faaliyetlerine devam etti Ailesinin, ağabeyinin daha rahat bir ortamda yaşaması için Almanya’ya gönderdiğini söyleyen Hanım Kalkan, ağabeyinin Almanya’ya geldikten sonra da, devrimci faaliyetlerine devam ettiğini belirtiyor: ”Yusuf abim buraya geldikten sonra DİDİF örgütlenmesi içinde yer aldı. Daha sonra, Kürt Özgürlük Mücadelesi içerisinde yer alanlarla insanlarla tanışmış. ‘Kimliği olmayan bir halkın hiçbir şeyi yok’ derdi. Bize sık sık telefon açarak mutlaka okumamızı isterdi. Haksızlığı asla kabullenemiyordu. Kimden gelirse gelsin buna karşı çıkardı. İnsanlar mal mülk sevdası peşinde koşarken, O çantası omuzunda gece gündüz halkının mutluluğu için çabalardı. Bir derviş gibiydi. ‘Niye para kazanmıyorsun, kendine bir gelecek hazırla’ diyen insanlara gülüp geçiyordu. Özgürlük mücadelesinde yer almak, onun için en büyük zenginlikti. Aile olarak, kalmasını ve siyaseti burada yürütmesini istiyorduk. Ama o kararını çoktan vermişti.” Şehadetiyle bizleri bir araya getirdi Ağabeyinin şehadetinden sonra kendisinde de, ciddi ciddi sorgulamalar geliştiğini ifade eden Hanım Kalkan,Ağabeyi ile ilgili her hatırasının kendisi için kutsal olduğunu dile getiriyor. Ağabeyi ile ilgili şunları kaydediyor: ”15-16 yaşındayken kendisinden ayrılmak zorunda kaldık. 22 yıl boyunca kendisinden hiçbir haber alamadık. Polisler her evimize gelip onu sorduklarında babam, ‘Sizin kolunuz daha uzun. Nerede olduğunu nereden bilebilirim’ diyerek tepki göstermişti. Şehadetinin gerçekliğinin farkındayım ama kabullenmekte güçlük çekiyorum. Birgün çıkıp gelecekmiş gibi bir duyguya kapılıyorum çoğu zaman. Şehadetinin duyulması üzerine tanımadığımız birçok insan taziyeye gelerek, başsağlığı diledi. Şehadetiyle bile bizleri, bir araya getirdi diyebilirim. Şehadetinin duyulması üzerine anne ve babam -her ebeveyn gibi- tepkisel yaklaştılar. Duygusal tepkimeler olsa da ağabeyim, şehadetiyle bize onurlu bir miras bıraktı. Onunla ilgili anlatılan her hatıra, beni çok mutlu ediyor. İmkanım olsaydı onun yaşadığı yerleri görmek, kendisiyle yaşayan insanları tanımak isterdim. ‘Neler yaptı, nasıl yaşadı, bunca sene o dağlarda nasıl yaşadı?’ bilmek isterdim.”