
Çözüm sürecinin en temel gereklerinden biri de hasta tutsaklara yönelik adımların atılmasıydı. Hükümetin sürece yönelik oyalamacı yaklaşımı cezaevlerine de yansıdı ve şu ana kadar hasta tutsakların serbest bırakılmaları için umut verici bir gelişme yok. Yüzlerce hasta tutsak ölüm riskiyle karşı karşıya. Ağır ölümcül hastalıklarına rağmen hasta tutsaklar dört duvar arasında yaşamını yitirmeye devam ediyor. Sağlık sorunları çok ağır olan tutsakların halen bırakılmamış olmaları ve bir pazarlık konusu yapılmaları, aslında iktidarın ne denli insanlıktan nasibini almamış olduğunu göstermektedir. Elbette bu konuda çok yazılıp çizildiği için, bir diğer bir vahim boyuta dikkat çekmek istiyorum.
Bulunduğumuz cezaevinde, 19.11.2014 günü, "Kurumun güvenliğini yeniden tesis etmek için her türlü basın-yayınların kuruma alınmayacağını ve mevcut olanlarında el konularak inceleneceğini…" belirten anons yapıldı. Gerçekten, bu nedir Allah aşkına? Yani, bir yandan toplumsal barış için silahların susması; düşünce ve fikirlerin konuşulmasından bahsediliyor, diğer yandan ise; güvenliğin tesis edilmesi için her türlü düşünce ve fikirlerin yasaklandığının anonsu yapılıyor.
Şimdi, bu devlet aklı 33 yıldır zindanlardaki devrimci tutsakların yapmış olduğu destansı direnişlerle, asla teslim olmayacağını bilmesine ve de tecrübe etmesine rağmen; neden bu politikaya başvuruyor? Açıkçası bunu anlamak mümkün değil demeyeceğiz; çünkü bunun iki anlamı var. Birincisi, halen devletin içinde "paralel yapı"nın bulunmasıdır.
Devletin bu tür insanlık dışı politikalarla zindanlarda isyan ve büyük direnişlerin önünü açmaya mı çalışmaktadır? Böylece açığa çıkan bu isyan ve direnişlerin sayesinde, Kobanê’deki çocuklarına sahip çıkan kamuoyunu yeniden çocuklarına sahip çıkmaları için alanlara dökmeye çalışıyorlar. Eğer bu doğruysa, hükümet derhal müdahale etmelidir.
Elbette, bu kamu düzeni denilen ucubeyi netleştirdiğimizde (ki son askeri ve siyasi operasyonlara baktığımızda) bunun, devlet için bir toparlanma, güçlenme ve saldırı stratejisi olduğu anlaşılmaktadır. Zira, şu çok açık bir gerçek ki; son 40 yılda devrimci mücadelenin sergilediği çaba ve direniş karşısında ulus-devlet ciddi şekilde kan kaybetme yaşayarak, birçok iktidar alanını halklara kaptırdı.
Bu yüzden de kamu düzeni adı altında, daha fazla iktidar alanı kaybetmemek ve kaybettiklerin geri almaya çalışmakta. Dolayısıyla zindanlarda geliştirilen yeni politika da bundan bağımsız değil ve bunun bir parçasıdır. Zindanlarda devrimci tutsakların olarca yıldır, başta ölüm orucu olmak üzere, verdikleri birçok şahadet, bedel ve direnişle elde ettikleri kazanımları, yeniden ellerinden alma girişimidir. Ancak devrimci tutsaklar, buna karşı asla sessiz kalmayacaktır.
Elbette, Deniz Gezmiş, Kemal Pir, Mazlum Doğan, İbrahim Kaypakkaya ve Dörtlerden almış oldukları direnişçi gelenekle, buna karşı koyacaktır. Ancak temenni edilen odur ki, sonu belli olan yenilgiye düşmeden; tutsaklar üzerindeki baskıya son verilmesidir. Gerçekten, tutsaklar (özellikle de sağlık sorunları ağır olan tutsaklar) üzerinde, bunca baskı ve faşizan uygulamalar varken, daha başka ne demeleri bekleniyor acaba?..
Kandıra Cezaevi