Atatürk, cumhuriyetin kurucusu ve “ulu önder”di. Hiç bir hata yapmış olamaz, hikmetinden de sual olunmazdı. Bugün bile hikmetinden sual etmeye kalkışanın vay haline. Herhalde dünyadaki tek örnek olarak hala Atatürk yasalarla korunmaktadır.
İsmet Paşa ise “Milli Şef”imizdi. Atatürk’ü de çok arattı. “Memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz, size ne?” diyerek milletin susmasını şart görüyordu.
Ondan sonra seçimle gelen hükümetler demokrat sayıldı. DP, AP, kısa süreli CHP-Ecevit ve ANAP iktidarları bu dönemlerdir. Ama bütün bu dönemlerde “milli konularda milli takım gibi” desteklenmesi gereken politika “Milli Güvenlik Siyaset Belgeleri”yle MGK’de kararlaştırılmış ve kim iktidar ya da muhalefet olursa olsun aynı çizgiye sadık kalınmıştır. Bu politikanın en keskin ve kalın çizgisi Kürt politikasıdır. Şimdi bu çizginin doğal uzantısı olarak AKP iktidardadır. Üç genel seçim kazanan ve 10 senedir tek parti iktidarını sürdüren AKP de cumhuriyetin temel çizgisinde yürümektedir. AKP şeriat getirecek diyenler yanılmıştır. AKP cumhuriyetin temel felsefesi olan Türk-İslam sentezine uygun olarak devletin bekası için İslamiyeti sonuna kadar kullanan-sömüren ırkçı bir partidir. 10 yıllık iktidarında AKP’nin ortaya koyduğu çizgi budur.
Erdoğan son konuşmasında “Bazı partileri ve medyayı terörle mücadele konusunda milletin yanında yer almamakla” suçluyordu. Açık ki Erdoğan da kendisinden önceki bütün liderler gibi kendisini millet olarak görüyor, kendi isteğini milletin isteği olarak görüyor ve buna karşı çıkanları kalleş, hain, namert, terörist, ölü sevici vb. ilan ediyordu. Ağzına geleni-her türlü yalanı söyleyen ve herkese her türlü hakaret etme, iftira atma hakkını kendinde gören Erdoğan eleştiriler karşısında iyice zıvanadan çıkıyor. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Bugüne kadar ister çıkarları için isterse inandığı için kendisini destekleyen bazı liberaller tarafından eleştirilince ya da terk edilince iyice kuduruyor. Bunları bir uyarı olarak ele alıp değerlendirmek yerine çevresinde ve parti içindeki bu “çatlak” sesleri bastırmak için hamle üstüne hamle yapıyor. Dünyaya maskara olan hukuk katili İçişleri Bakanı İNŞ’i kanatları altına alıyor. Roboskî katliamının 1 numaralı siyasi sorumlusu olarak hesabını vermek yerine üstünü örtmeye, faillerini savunmaya kalkışıyor. Bu amaçla kürtajdan sezaryene, 3-5 çocuk doğuruna kadar daldan dala atlıyor. Kaş yapayım derken göz çıkartıyor. İnsan haklarına saygısızlığını pervasızca kusuyor. Roboskî katliamını unutturmak isterken bütün vukuatlarını-ilkelliklerini ortaya çıkartıyor. Ama bunların hiç biri kar etmiyor. Erdoğan-AKP iktidarı geleneksel ırkçı devlet çizgisinde inat ettikçe batıyor. AKP halka vaat ettiği çözüm-barış-demokrasi sözlerine kalleşçe ihanet ettikçe batıyor.
Askerlikte altın yasadır: “Yığınakta yapılan hata telafi edilemez” ya da “Yığınakta yapılan hata savaşın sonuna kadar devam eder.” TC devleti işin başında Kürtlere karşı yanlış ve haksız bir imha savaşı başlattı. Bu haksız savaşı 1924 senesinden beri asker-sivil her hükümet her yolla ve inatla sürdürdü. Bu kirli savaşın çıkmazını görüp diyalog ve barışçı çözüm arayan Özal-Ecevit gibi liderler hemen tasfiye edildi. Erdoğan ve AKP başlangıçta Özal’ın izinden gidip soruna barışçı çözüm bulacaklarını vaat ettiler. Ama kısa sürede kendi sözlerine de ihanet ettiler. Din-iman-din kardeşliği laf kalabalığı arasında geleneksel inkar-imha-tasfiye çizgisinin en gözü kara-en kalleş ve en kahpe sürdürücüsü oldular. Ama bugün bu politikaları iflas etmiş ve gemi karaya oturmuştur.
AKP için deniz bitmiştir. Bundan sonrası gemiyi karada yürütmeye kalkışmaktır ki bu da geminin paramparça olmasıyla sonuçlanacaktır. Bu şartlarda AKP lideri Erdoğan Amed’e gidiyormuş. Bugüne kadar AKP ve Erdoğan’ın vaatleri karşısında umut bağlayanlar bile “Bu ziyaretten bir beklentimiz ya da umudumuz yok” diyorlar. O zaman Erdoğan Amed’e niye gidiyor? Halkın Erdoğan’dan bir beklentisi yok ama Erdoğan’ın hala halktan beklentisi var galiba. Erdoğan yaptığı Roboskî ve diğer katliamlara, süregelen askeri operasyonlara, tutuklu ve tutuklanacak vekillere rağmen, hiç utanmadan seçilmiş binlerce temsilcisini tutukladığı halkın desteğini bekliyor. BDP ve DTK ise halkı sokağa çıkmayıp Erdoğan’ı protesto etmeye çağırdı.
Amed tarihi bir gün yaşayacak ve Kürdistan halkı herhalde sadece AKP’ye-Erdoğan’a değil kendi iradesini tanımayan herkese tarihi bir cevap verecek. Ankara-Brüksel-Waşington üçgeninde yapılan yanlış hesaplar Amed surlarına çarpıp geri dönecek, sahiplerinin suratına tokat gibi çarpacak. Kürt halkının özgür iradesini tanımayanlar hizaya girecek. İşin başında yapılan tarihi hata yeni kanlı hatalarla düzeltilemez. En başta yapılan tarihi hatadan tümüyle vazgeçmek ve Kürt halkının özgür iradesini tanımaktan başka çıkar yol yoktur.