Emperyalistlerin en sevdikleri oyunlarıdır; dini kullanarak halkları birbirine düşürmek.
Aynı topraklarda, ortak bir tarihi yan yana örebilmiş iki halk, bir bakıyorsunuz ki ‘mezhep çatışması’ adı altında, egemenlerce bilerek ve istenerek yaratılan kirli bir iç savaşın, en altında kalan kurbanları olabiliyor.
Cumhuriyetten bu yana TC tarihi, bu mezhep ayrılıklarının, çatışmalara ve katliama varan saldırılara bahane edildiği olaylarla doludur.
Egemenler ve onların hizmet ettiği emperyalist güçler, halkların birliğini engelleme maksadıyla, onları sindirme ve denetim altına alma yöntemi olarak, halklar arasındaki farklılıkları ön plana çıkarıp, kaos ortamı yaratmayı severler.
Dolaylı ve direk müdahalelerle Arap yarım adasındaki ülkeleri, kendi ülküleri ve çıkarları doğrultusunda biçimlendirmeye çalışan ABD ve müttefikleri için Suriye, mezhep savaşı trajedisinin sahnelenebileceği en uygun ülkelerden biri olma özelliğine sahip.
Müslüman olan nüfusun çoğunluğunu Sünni mezhebine ait insanların oluşturduğu Suriye’de, Alevi bir devlet başkanı, yıllardır göze batan ve gerektiğinde kullanılmak üzere ertelenen bir meseleydi Arap dünyasında.
Batılı emperyalistlerin Ortadoğu projesinde, taşları köşelere yerleştirmelerini kolaylaştıracak yönetimleri oluşturmak için Suriye’de „devrim“ yapılaması gerekiyordu.
Özüne ve anlamına uygun olarak, ezilen halkların ülkede devrim yapmaları, emperyalistlerin işine gelmediği için onların hemen ‘mezhep ayrılığı’ tantanasını öne sürerek, halkları birbirine kırdırmayı hedeflemeleri, bize tanıdık gelen bir durumdur zaten.
Şu anda önemli olan; halkların bu oyunun kodlarını en kısa zamanda deşifre ederek, bu savaşta kendilerinin bir çıkarı olmadığını, aksine halklar olarak hem iç savaşın hem de iktidarın saldırılarının en büyük mağdurlarının, yine kendileri olduğunu bilince çıkarabilmeleridir.
Daha önce Irak’a vaat ettiği demokrasi yerine, binlerce ölü ve kocaman bir iç savaş getiren ABD’nin ipiyle kuyuya inilemeyeceğini, Arap halkları hesaba katmak zorundalar. Arap Baharı sürecinde, düzen muhalifliği ve devrim mücadelesinin radikal dinci grup ve örgütlenmelerin önderliğine-inisiyatifine teslim edilmesinin, telafisi imkansız sonuçlar doğurduğu ortada.
Tunus, Mısır ve Libya’da diktatörlerin devrilmesinden sonra herhangi bir halk iktidarı kurulamadığı gibi demokratik bir sistem de tesis edilemiyor. İş, diktatörleri devirmekle bitmiyor. Asıl önemli olan, devrim mücadelesiyle demokratik rejim inşasının eş zamanlı yürütülmesidir.
Burada, biraz da „Hatay’dan Suriye’ye bakış“a değinmek istiyorum.
Şu an süren iç çatışmalar ve olası bir dış müdahalenin, Suriye sınırındaki yerleşimlerin güvenliğini, ciddi anlamda tehlikeye atacağı belli.
Geçen hafta Hatay’da ki sivil toplum örgütleri ve sendikalar tarafından Suriye’ye müdahaleyi protesto eden geniş katılımlı bir miting düzenlendi. Binlerce insanın katıldığı miting, her ne kadar bazı medya kurumları tarafından „Esad yanlısı“ olarak lanse edilmeye çalışıldıysa da miting, tamamen emperyalizm karşıtı ve Suriye halkları ile dayanışma amaçlıydı.
Hatay ve çevre ilçelerde, (özellikle içinde Türkiye’nin de olduğu) Suriye’ye yapılacak bir askeri müdahalenin anlamının savaş olacağını herkes biliyor. Bu yüzden müdahalelere şiddetle karşı çıkılıyor. Ancak Suriye’de rejimin halklara uyguladığı baskılar ve meydana gelen ölümlere de aynı oranda karşı çıkılıyor.
Oradaki sorunun tamamen demokrasi ve özgürlükler sorunu olduğu, bu sorunları aşmanın da demokrasi mücadelesinden geçtiği biliniyor.
Hatay’da sınıra yapılan askeri yığınak ile müdahaleye yorulabilecek militarist hareketlilikten, halk oldukça rahatsız.
„Oralarda havalar nasıl“ basit sorusuna dahi Hatay’lıların; „iyi değil, buralarda savaş havası var“ cevabını vermeleri, bu konuda insanların yaşadığı endişenin belirgin bir ifadesidir.
Ayrıca Hatay’da sosyal medyada dolaşan görüntü kayıtlarında, Suriye’ye yollanmak üzere Türkiye’de eğitilen bir aşırı dinci militanın, „Suriye’deki Alevilerin sonu yakındır, onları bitireceğiz“ şeklindeki konuşmaları, halk arasında ciddi bir infial yaratmışa benziyor.
Bu durumdan, TC Devleti hükümetinin Suriye’ye yaptırım uygulamaya kalkarken, çok iyi düşünmesi gerektiği anlamı çıkıyor.
Böyle bir durumda, sınır boyundaki halkların öfkesini kazanmanın, hükümete ve devlete faydadan çok zarar getireceği hesaba katılmadan, herhangi bir askeri girişimde bulunmak, büyük bir hata olur.
Hatay’dan Suriye’ye bakış