
Özgürlük Hareketi henüz yaşanmamış doğru bir yaşamı inşa etme, 'altın çağ’a varma ve "mükemmel" insanı yaratma adına muhteşem bir yürüyüşle ruhsal ve düşünsel dünyasını oluşturmuş ve bu oluşum zamanında muhteşem insanları, kadın ve erkekleri, çocuk ve yaşlıları bağrında toplamıştır. En güzel insanla, en terbiyeli kadın ve erkekle kendi felsefesini yaratmıştır. Hakikatı oluşturmak için hakikata en çok yakın olan kadını, özgürlüğe en fazla açık olan erkeği ile ideallerini çizmiştir.
Özgürlük Hareketi her şeyi olduğu gibi, insanı da, kadın ve erkeği de adeta sıfırdan yaratmıştır. Önce ideolojik ve ahlaksal dünyasını, sonra da yeni insanı yaratmıştır. Kendini sadece gençlerden, genç kadın ve erkeklerden yaratmamış, toplumun her kesiminden olan insanla, kadın ve erkekle kendini yoğurarak var etmesini bilmiştir.
İşte o insanlardan, o kadınlardan, o analardan birisi de Hatice anadır. Hatice ana bir marontoncu gibi bıkıp usanmadan, yılıp yorulmadan ve ama o güzel insanlığından, o kararlı duruşundan, o temiz ruhundan, o hep ama hep dik duran halinden bir şey kaybetmeden, o günden bugüne hep ama hep koşarak zafer ipini göğüsleme özlemini taşımıştır.
Kürt'ün idam fermanının çıkartıldığı, Kürt çocuklarının asimilasyon kırımından geçirilmesi için karar mekanizmasının harekete geçirildiği, Kürt kadının ruhunun elinden alındığı Ankara’da, Başkan Apo’yla tanışmış ve o günden bugüne kadar verdiği ilk sözün gereklerine bağlı olarak Kürt'e ve insanlığa düşman olan her şeye ve herkese düşman olmayı bilmiştir.
Apocularla tanıştığı andan itibaren onları öz evlatlarını gibi sevmiş, daha sonra evini, çocuklarını, oğul ve kızlarını, daha sonra torunlarını özgürlüğe adamış ve giderek artık kendisi de halkının özgürlüğü için kavgaya atılmaktan tereddüt etmemiştir. Hatice Ana artık gerektiğinde evini özgürlük yürüyüşçülerine açan bir 'barınakçı’, gerektiğinde bir kurye, gerektiğinde bir propagandacı, gerektiğinde ise dağlara çıkan bir ANA...
Hatice Ana, Türk devletinin Kürt halkına uyguladığı uygulamaları artık "normal" görüyor, işkenceyi onun doğal bir görevi olarak yorumluyor, gerçekleştirdiği katliamları sürekli gündeminde tutarak, var olmanın en derin halini yaşıyordu. Bir millitan gibi sınır tanımıyor, korku nedir bilmiyor, nerede ne zaman ve nasıl konuşacağını artık çok iyi biliyordu. O artık 12 Eylül zindanlarında bir adalet arayışçısı, 6. ve 7. Kolordu zindan kapılarında zulme karşı boyun eğmeyen bir intikam kılıcıydı. Düşmanına göre bir kılıç artığı, kendisine göre ise düşmanla son muharebeyi gerçekleştirme çabası içerisinde olan bir kılıç ustası.
Özgürlük Hareketi’nin kadrolarının boğdurulmak istendiği Adana, Antep, Hatay gibi zindanlarda kalan tutsakları yalnız bırakmayan Hatice Ana, Diyarbakır 5 No’lu zindanını adeta bir direniş mekanı olarak görmüş ve sürekli orada olmuştur. Artık ruhu, kalbi ve bedeni Diyarbakır zindanındadır. "Sakın ha düşmanınıza boyun eğmeyin, teslim olmayın" diyerek, PKK’li tutsaklarla birlikte olmuştur hep. Artık ruhunun yarısı dağlarda diğer yarısı zindanlardadır Hatice Ana'nın.
Ve Hatice Ana Ankara ve zindanlardaki direnişini Avrupa’ya taşımıştır. Hatice Ana sürgündeydi, ama sürgün olanların ruh halini yaşamıyordu, tam tersine her zaman olduğu gibi burada da direniş ruhundan bir şey kaybetmemişti. Eylemlerin en başında, mitinglerin en önünde yer alan Hatice Ana, son yıllarda hastalanmış ve bir daha konuşmaz olmuştu.
Ve bu yiğit kadın, devrimcilerin, Apocuların, özgürlük için kavga edenlerin anası olan bu büyük devrimci insan, bundan beş gün önce Almanya’nın Köln kentinde hayata gözlerini yumdu. Çok iyi biliyoruz ki Hatice ana sadece gözlerini yummuştur, o bizimle olacak her zaman. Daima anamız, yoldaşımız, koruyucu meleğimiz olarak bizimle olmaya devam edecek...
Ruhu şad, toprağı bol, yeri cennet olsun...
Seni asla unutmayacağız Hatice Ana, sen rahat uyu, ideallerin gerçek oldu, yaşam oldu, ruh oldu Rojava’da ve binlerce kızların ve oğulların şimdi ideallerinin hayat bulduğu bu kutsal yeri bir armağın olarak canlarının pahasına koruyorlar.
FUAT KAV