HAVADAN ALÇAKLIK

- Kürt soykırımını hedefleyen AKP-MHP-Ergenekon yönetimindeki Türk devleti, önceki gece Medya Savunma Alanları ile Êzîdî bölgesi Şengal ve Kuzey Kürdistanlı göçmenlerin bulunduğu Mexmûr’a 30 civarında savaş uçağıyla bir saat süren hava saldırısı düzenledi.
Kürt Özgürlük Hareketi, Kuzey’de teslimiyeti; Rojava güçleri, Suriye’de çeteler koalisyonuna dahil olmayı reddedip HDP de barajı aşıp Meclis’e belirleyici bir güç olacak şekilde oy alınca Halk Önderi Abdullah Öcalan ile diyalog sürecini bitirip Temmuz 2015’ten itibaren yeniden savaş açan Türk devleti, 14 Aralık 2017’de kademeli saldırı başlattığı Güney Kürdistan’ın işgali için önceki gece yeni bir aşamaya geçti. AKP-MHP-Ergenekon yönetimindeki iktidar, Kandil’i de kapsayacak geniş bir işgal saldırısı hesabı kapsamında şimdiye kadar şaşaalı isimlerle, asker sayısı ve konvansiyonel silah kapsamını hep genişleterek 29 kez denediği şansını, son üç yıldır kesintisiz bir stratejiyle sürdürüyor. Sadece askeri olarak değil, bunu yanında yerel işbirliği ağını örgütlemekten ekonomik işbirliklerine kadar geniş bir çerçevede; acele etmeyen, fevri hareketten kaçınan, adım adım ihanetini de ihya ederek yol almaya çalışan Türk devleti, önceki gece son yılların en kapsamlı hava saldırısını gerçekleştirdi. 30 civarından savaş uçağı, İHA ve SİHA’lar eşliğinde Medya Savunma Alanları, Mexmûr ve Şengal’i bir saat boyunca bombardıman altına aldı. Bombardıman önceki MİT Başkanı Hakan Fidan’ı Bağdat ve Hewlêr’e gönderen Türk devleti, dün sabah da İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarifi’yi ağırladı.
Êzîdî Kürtlerin bölgesi
DAİŞ’in katliamında kurtulan Êzîdî Kürtlerin yurdu Şengel, önceki geceki Türk saldırısının ana hedeflerinden biriydi. Türk savaş uçakları, Çilê Mêra, Serdeşt, Geliyê Şilo ve Koma Simoqya alanlarını bombaladı. Serdeşt’deki hastane de Türk saldırısından nasibini aldı. Yaralıların olduğu bölgede, maddi hasar da oluştu.
Mültecileştirilen Kürtlerin bölgesi
Kuzey Kürdistan’da koruculuğu ve işbirlikçiliği kabul etmedikleri için Türk devletinin zulmüne uğrayan ve köylerin yakılıp yıkıldığı için göç etmek zorunda kalanların yerleştiği Mexmûr da uzun süredir Türk devletinin saldırıları kapsamına alınıyor. Önceki gece Şehîd Rustem Cûdî (Mexmûr) Kampı, Qereçox ve Miştenûr, yoğun bombardımana maruz kalan bölgeler arasındaydı. Bombardıman yapılan bölgelere giden kamp sakinleri de hava saldırısına uğradı.
Bilindiği gibi Türk savaş uçakları, 6 Aralık 2017’de Mexmûr’u bombalamış Bager Boran, Botan Amed, Çekdar Mawa, Dewran Mardîn ve Baz Dijwar şehit düştü. 13 Aralık 2018’deki saldırıda da 73 yaşındaki Asya Elî Mihemed ile 26 yaşındaki kızı Narinç Ferhan Qasim ve 14 yaşındaki torunu Evîn Kawa Mehmûd ile 23 yaşındaki Eylem Mihemed Emer şehit düştü. Türk savaş uçaklarının 18 Temmuz 2019’daki saldırısındaki iki kamp sakini yaralandı. Türk devleti son olarak 15 Nisan’da SİHA’larla saldırdı; üç kadın şehit düştü.
Mexmûr Halk Meclisi Eşbaşkanı Hecî Kaçan, Türk devletinin hava saldırılarına ilişkin açıklamada bulundu. Mexmûr halkının Türk devletinin işgal saldırılarına yabancı olmadığı belirtilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: “Mexmûr halkı yaşamı boyunca çok büyük bedeller ödedi. Bugüne kadar tüm saldırılara karşı direnen halk, hiçbir zaman geri adım atmadı. Asla halkın iradesini teslim alamazlar. Kürt halkına ve dostlarına çağrıda bulunuyoruz, onların desteği ile biz de direneceğiz ve teslim olmayacağız. Düşman ahlaksız yöntemlerle saldırdığı halde halk asla geri adım atmayacaktır. Bu saldırılar Rêber Apo ve şehitlerimize olan inancımızı daha da güçlendirecektir. Bu kirli savaşta Türk devletine destek veren güçleri de kınıyoruz. Kuşatma, ambargo ve saldırılar bizlere geri adım attıramayacaktır. Mexmûr halkının direnişi kazanacak.”
Medya Savunma Alanları
Türk savaş uçaklarının Temmuz 2015’ten beri rutin hale getirdiği Medya Savunma Alanları’na hava saldırıları, önceki gece de gerçekleşti. Mexmûr ve Şengal ile eşzamanlı olarak Kandil bölgesinin Nasir, Direbiyê, Kozînê ve Balayan alanları; Xakurkê, Hefteîn, Bradost’ta birçok alanı bombaladı. Bombardımanla ilgili dün saat 12.40’a kadar herhangi bir bilgi alınamadı. Ayrıca Türk ordusu, bombardımanın ardından gece yarısından itibaren Bradost’un Çiyadol hattına yeni özel birlikler, askeri araçlar ile yol yapımında kullanılacak iş makineleri takviye etti.
Saldırı diplomasisi
Türk devleti, bu kapsamlı saldırı öncesi zaten hem Güney’de işgal ettiği alanlarda ilerlemeye çalışıp hem de hava saldırılarını kesintisiz sürdürdü. Zînî Wertê bölgesine KDP güçlerinin yerleştirilmesi de olası karadan saldırının ön adımıydı. Hava saldırısı öncesi Rusya’ya yakın bir haber ajansının aktardığına göre MİT Başkanı Hakan Fidan, Bağdat’ı ziyaret etti ve yeni hükümet ile görüştü. Bir günle sınırlı olmayan görüşmeler Hewlêr’de de devam etti. Irak ve Güney Kürdistan’ın (Mexmûr ve Şengal de dahil) hava sahası üzerinde söz sahibi olan ABD de onay verdi. Saldırının hemen ertesi sabahı ise İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarifi, İstanbul’da ağırlandı ve mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile biraraya geldi.
Buna da bir isim koydular
Türk devleti, 1983’ten itibaren PKK’yi hedef alan ama giderek tüm Kürtleri kapsamına alan “sınır ötesi” operasyonlar yaptı, hepsine şaşaalı isimler verdi ve hiçbirinden de umduğunu bulamadı. İlk “sınır ötesi” denemesini 1983’te dönemin darbe lideri Kenan Evren ile Bağdat arasında imzalanan “Sınır Güvenliği ve İşbirliği Anlaşması”nın ardından yaptı. 25 Mayıs 1983’te başlayan operasyona 7 bin asker katıldı.
- PKK’nin Kuzey Kürdistan’da silahlı eylemleri başlatmasının ardından Ekim 1984’te yapılan ikinci operasyonda da sonuç alınamadı.
- 3. operasyon, 12 Ağustos 1986’da yapıldı ve PKK’nin yanı sıra KDP kampları da hedef alındı. Aralarında sivillerin de olduğu çok sayıda pêşmerge şehit düştü.
- “Süpürge” adı verilerek 1991’de yapılan “sınır ötesi” operasyon, adıyla kaldı.
- Aynı yılın Ekim ayında KDP ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (YNK) desteğiyle iki operasyon daha yapıldı. İşte bu operasyonlar sonrası Güney Kürdistan’da Türk devletinin istihbarat kampları kuruldu.
- Türk ordusunun gerilla karşısında ağır darbeler almasının ardından dönemin Türk Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Öcalan’a “Savaşın yoğunluğunu düşürün” mesajı gönderirken Türk ordusu başka hesaplar yapıyordu. Mayıs 1992’de “Sızma” isimli bir operasyonla 8. kez şansını denedi. 6 Mayıs’ta başlatılan operasyonda sonuç alınamadı.
- Türk ordusu, 12 Ekim 1992’de 15 bin asker, karadan tank, top ve obüs; havadan da helikopter ve savaş uçaklarının desteğiyle yeni bir operasyon başlattı. Ancak gerilla karşısında sadece 20 gün durabildi.
- Akıbetleri, seleflerinden farklı olmayan iki operasyon daha yapıldı; 10 Haziran 1993 ve 28 Ocak 1994’te.
- Türk ordusu, 6 Şubat 1994’te Mezrê ve Kariyêderî bölgelerini hedef aldı ama bu girişimi de hüsranla sonuçlandı.
- Nisan 1994’te aynı bölgede aynı akıbete uğrayan bir operasyon daha yaptı.
- Türk ordusu 1995’te büyük hazırlıkların ardından iddialı bir saldırıya girişti. Kıbrıs İşgal Harekatı‘ndan sonra yaptığı en büyük “sınır ötesi” operasyonunu “Çelik” adıyla 20 Mart 1995’te yaptı. 13 generalin komuta ettiği ve 35 bin askerin katıldığı operasyonun hedefinde Heftenîn vardı. KDP destekli bu operasyon da ancak 45 gün sürdürülebildi.
- Bir yıl sonra iki kez daha yöneldi. 6 Mart’taki ilk operasyonun hedefi Sineht, Heftenîn ve Kelareş hattı oldu. “Atmaca Tokat” adı verilen operasyonda siviller hedef alındı. Aynı yılın Aralık ayının son günlerinde Türk ordusu, yine KDP’nin desteğiyle operasyona başladı.
- Türk ordusu, yıllar geçtikçe asker sayısını ve teknik donanımını arttırdı. 1997’nin ilk operasyonuna ise “Balyoz” adı verildi. 14 Mayıs 1997’de başlayan operasyona bu kez 50 bin asker katıldı. Türk ordusuna ait iki helikopterin düşürülmesi ve komuta kademesinin imha olmasından sonra operasyon fiili olarak sonlandırıldı.
- “Balyoz”dan umduğunu bulamayan Türk devleti, Eylül ayında bu kez 100 tank ve 10 bin askerle yeni bir “sınır ötesi” başlattı. KDP destekli bu operasyonun adı “Çekiç”ti ve “Balyoz”un kaderini paylaştı. Ancak bu operasyondan sonra daha önce 1992 yılında Zaxo başta olmak üzere birçok istihbarat merkezleri kuran Türk devleti, bu merkezleri tank, top ve ağır silahlarla donatarak askeri karargahlara çevirdi. Özellikle Batufa, Kanîmasî, Bamerne ve Şeladizê’ye çok sayıda asker konuşlandırıldı.
- Umudunu yitirmeyen Türk ordusu, bir kez daha PKK’yi yenmeyi murat etti. 1998’in bahar aylarında bu kez 40 bin askerle “Murat” isimli operasyonla Güney Kürdistan’a girdi ama muradına eremedi.
- 1999’a gelindiğinde Türk ordusu, 24. kez “sınır ötesi” operasyondaydı. Adı da öncekilerini aratmayacak kadar iddialıydı. “Sandviç” ismi verilen operasyon da akamete uğradı.
- KDP ile birlikte 4 Mayıs 2000’de Heftenîn’e yönelen Türk ordusu, 4 gün sonra çekilmek zorunda kaldı.
- Türk ordusu 25. “sınır ötesi” denemesini de Aralık 2007’de hava desteğiyle yapmak istedi. Daha çok hava saldırılarılarıya yapılan operasyondan da sonuç alınamadı.
- * Yaşar Büyükanıt’ın büyük bir gösteriyle 21 Şubat 2008’de başlattığı “Güneş Harekatı“ isimli operasyonla Zap bölgesi hedef alındı. Ancak büyük bir direnişle karşılaştı. Onlarca asker kaybeden ve bir helikopteri düşürülen Türk ordusu, 29 Şubat günü zar zor çekilebildi.
- Türk ordusu, 14 Aralık 2017’de başlattığı ve aşama aşama sürdürdüğü işgal saldırılarına da numaralandırdığı “Pençe” adını verdi.
- Bu son saldırının adını da “Pençe-Kartal Operasyonu” koydular. Türk Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Pençe-Kartal Operasyonu ile ülkemizi, milletimizi ve hudut güvenliğimizi tehdit eden teröristlere ait barınak, sığınak ve mağaralardan oluşan 81 hedef imha edilmiştir. Uçaklarımız emniyetle üslerine dönmüşlerdir. Bu harekâtta azami oranda yerli ve milli mühimmat kullanılarak terör örgütünün anılan bölgelerdeki varlığına ağır bir darbe indirilmiştir. Harekâtın planlama ve icrasında sivil halkın can ve mal güvenliği ile çevrenin korunması konusunda azami hassasiyet gösterilmiştir.”
Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın saldırı merkezindeki ‘zafer’ edalı fotoğrafları da bu açıklamayla birlikte paylaşıldı. HABER MERKEZİ
Sessizlikten cesaret alıyor
KNK Dış İlişkiler Komitesi tarafından yapılan açıklamada, Türk devletinin işgalciliğini her geçen gün derinleştirdiği; BM, Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası kurumların, bölge devletleri ile ABD ve Rusya’nın bu işgal karşısındaki sessizliği ve tepkisizliğinin, Türk devletinin cüretini artırdığı, cesaret verdiği vurgulandı.
Türk devletinin yıllar önce Kıbrıs’ta yaptığı gibi, Rojava ve Güney Kürdistan’daki işgallerini kalıcı hale getirmek istediği belirtilen Komite açıklamasında, şunlar ifade edildi:
* Türk devleti, AKP-MHP iktidarı eliyle işgal ve ilhak politikasını Kürdistan’ın diğer parçalarına da yaymaktadır. Rojava’daki Kürtlerin özgürleştirilen topraklarına ve demokratik özerk yönetimlerine saldırılar düzenleyerek statü sahibi olmaları engellenmektedir. Kürtlerin El kaide, El Nusra, DAİŞ ve diğer versiyonları gibi terör gruplarına karşı savaşarak koruduğu ve kendi sistemlerini kurduğu Halep’in kuzeyi, Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’nin işgal edilmesi, Türk saldırılarının en pervasız ve açık olanıdır. Rojava’daki Kürtler, DAİŞ’e karşı savaşta, Fırat’ın doğusunda ABD ve Avrupa Birliği ile; Fırat’ın batısında ise Rusya ile fiili bir ortaklık ve koalisyon içinde yer alıyordu. Bu ortaklığa rağmen Türk devleti Fırat’ın batısında kuzey Halep topraklarını ve Efrîn’i, doğusunda Serêkaniyê ve Girê Spî’ye hava ve kara saldırıları düzenlemiş; Kürtlerin ellerindeki topraklar, Türk askerleri ve DAİŞ versiyonu çeteler tarafından işgal edilmiştir.
- Irak topraklarında 15 Haziran günü yapılan saldırılar, önceden hazırlanan bir plan çerçevesinde gerçekleşmiştir. MİT Başkanı Hakan Fidan 11 Haziran Perşembe günü Irak’a gizli bir ziyaret gerçekleştirmiş; bu ziyaretinde Irak ve Güney Kürdistan hükümetleri ile bu saldırılar konusunu görüşmüştür.
- Bu saldırılar konusunda DAIŞ’e karşı Uluslararası Koalisyon ve Rusya’nın önceden bilgilendirildiklerini düşünmekteyiz. Şimdiye kadar sessiz kalmaları ve Irak hava sahasını kullanmalarına karşı çıkmadıkları için bu saldırılara onay verdikleri anlamına gelmektedir.
- Mexmûr’daki kamp, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1998’de kuruldu. Dolayısıyla BM himayesinde ve korumasındaki bir kamptır. BM Teşkilatı’nın kamptaki sivil insanları koruma ve Türk saldırılarını engelleme sorumluluğu vardır.
- Bombalanan diğer bir yer de DAİŞ saldırıları ile trajik kayıplar yaşayan Şengal’dir. DAİŞ saldırıları sonucunda binlerce insanın katledildiği; 5 bin Êzîdî kadının kaçırılarak köleleştirildiği ve satıldığı; binlerce kadın ve çocuğun hala kayıp olduğu bir sivil yerleşim alanıdır. Hala DAİŞ saldırılarının derin travmasını yaşayan Êzîdî Kürtler, kendi yaralarını tedavi etmeye çalışırken bu kez Türk devletinin uçaklarla yaptığı bombardımanlara maruz kalmaktadırlar.
- Türk devleti Suriye ve Irak’taki saldırılarından başta BM olmak üzere, ABD, Irak hükümeti, Güney Kürdistan Federe hükümeti ve Avrupa Birliği müştereken sorumludur.
- Türk devleti Suriye ve Irak topraklarını hem karadan işgal etmiş hem de hava sahasını dilediği gibi kullanmaktadır. Bu durum BM’nin kabul ettiği self determinasyon (kendi kaderini tayin hakkı) ve devletlerin egemenlik hakkı ilkesinin açık ihlalidir. Uluslararası hukuk, devletlerin egemen eşitliğinin bir sonucu olarak, iç işlerine karışma ve kuvvet kullanma yasağını getirmiştir. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler Şartı, bir ülkenin saldırgan tutumunun dünya barış ve güvenliğini tehlikeye düşürdüğü durumlarda, önce ekonomik ve diplomatik, sonra da askeri yaptırımlar uygulanmasını öngören bir prosedür içermektedir. Bütün bu ilke ve prensiplere rağmen Türk devleti Suriye ve Irak topraklarını işgal etmekte, her iki ülkenin hava sahasını dilediği gibi kullanmaktadır
- Türkiye ile ikili ilişkileri olan ve saldırılara sessiz kalan bu devlet ve kurumlar, saldırıların ve meydana gelen zararların sorumlularıdır. Dolayısıyla, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki pervasız saldırılarına ve bombardımanlarına karşı çıkması gerekenler de bu güçlerdir.
- Türkiye bu yaptıkları ile savaş ve insanlığa karşı suçlar işlemektedir. Türkiye’nin işlediği savaş ve insanlığa karşı suçlarına daha fazla müsamaha ve taviz verilmemeli; Suriye, Irak ve Libya’da, insanlık düşmanı cihadist teröristlerle birlikte gerçekleştirdiği işgale ve insanlık dışı uygulamalara karşı çıkılmalıdır.
- Türkiye, Kürt halkını, Kürdistan’da yaşayan herkesi, Kürdistan coğrafyasını hedeflemektedir. Kürt, Asuri-Süryani-Kildani, Hristiyan, Êzîdî, Müslüman, tüm etnik ve inançları ile Kürdistan halkı soykırım tehdidi altındadır. Haktan ve hukuktan yana olan herkesi ve dünya demokratik kamuoyunu Kürdistanlılarla dayanışmaya ve saldırılara karşı durmaya çağırıyoruz.”
HPG: Kaybımız yok
HPG Basın İrtibat Merkezi (BİM) de dün saat 13.40’ta yaptığı açıklamada, Medya Savunma Alanları, Mexmûr ve Şengal’e hava saldırılarını teyit etti. Türk devletinin, kendi topraklarını koruyan sivil halka ve kendi oluşturdukları savunma güçlerine karşı yaptığı saldırıyı çarpıtarak, yapacağı katliamların üzerini örtme çabası içerisine girdiğini belirten BİM, “Mexmûr’daki mülteci halkımız ile Şengal’de Êzîdî halkımıza yapılan bu saldırılar ile gerçek katliamcı yüzlerini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Hiçbir yerde Kürt’e ait tek bir değeri ve kazanımı kabul etmeyen katliamcı sömürgeci TC devleti, çeşitli bahaneler üreterek alçakça saldırılar gerçekleştirmektedir.
Sözü geçen alanlarda HPG güçlerimizin herhangi bir hareketliliği ve aktivitesi bulunmamaktadır. İşgalcilerin Kürdistan’ın herhangi bir parçasında Kürt halkına ve kazanımlarına karşı yaptığı ve yapacağı her saldırıya yönelik güçlerimiz, en sert bir şekilde cevap verecektir.
Türk savaş uçakları, Zap bölgesine bağlı Sida ve Şehit Rüstem; Avaşin bölgesine bağlı Werxelê; Xakurkê bölgesine bağlı Sininê ile Kandil bölgesine bağlı Şehidan ve Zergelê alanlarını da bombaladı. Gerçekleştirilen bu bombardımanlarda herhangi bir kaybımız yaşanmadı.”















