Hepimizin gözü barışta

Aynur Polat

Aynur Polat

  • Henüz 14 yaşındayken gözaltına alınıp işkenceden geçirildikten sonra tutuklanan Melek Kartal’ın Panos'ta yaşayan annesi Aynur Polat, "Artık devletin adım atması gerekiyor. Hepimizin gözü bu barışta" dedi.

Tutsak Melek Kartal’ın yaşadığı hukuksuzluklara dikkat çeken annesi Aynur Polat, “14 yaşındaki kızımı karanlık hücrelere koydular; biz artık bu topraklarda barışın sağlanmasını ve tüm kadın tutsakların özgürleşmesini istiyoruz” diye konuştu.

Türk cezaevlerinde sayıları 15 bini aşan siyasi tutsağın bulunduğu ve İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre 651’i ağır olmak üzere bin 517 hasta tutsağın tahliye beklediği bir süreçte yasal adımların atılması kamuoyunun en temel gündemi olmayı sürdürüyor. Henüz 14 yaşındayken Agirî’nin Panos (Patnos) ilçesinde polis baskınlarıyla gözaltına alınan ve yıllardır cezaevinden cezaevine sürgün edilen Melek Kartal’ın yaşadıklarını, Jinnews'ten Büşra Turan'a anlatan annesi Aynur Polat, "Evin etrafını kuşattılar. Sadece 14 yaşındaki kızım Melek için. Sanki Melek kimdir? Alıp götürdüler, ben de zorla onlarla gittim. Tek başına karanlık bir hücreye koydular. Polisler, sorgulamak için yanına gitti. Vurdular, ağızlarına ne geldiyse söylediler. Melek de küçücüktü, dayanamadım kendimi o odanın kapısına attım. Bu olaydan sonra savcı talimatı ile tekrar evimin aranması gerektiğini söylediler. Beni alıp getirdiler, arama yaptılar. Bir şey çıkmadığını söyleyip Melek'i bıraktılar ama bir hafta sonra tekrar baskın yaptılar. Dört tane küçük çocuğum evdeydi. Başıma silah dayadılar. Çocuklarımın ayaklarına vurdular. Melek'i tekrar gözaltına aldılar.”

Eşinin de KCK davasından tutuklu olduğunu dile getiren Aynur Polat, şöyle devam etti: "Melek şimdi Ankara Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu. Maddi imkansızlıktan en son geçen yıl gidebildik. Hepsi suçsuz yere orada tutuluyor. Biz barış istiyoruz. Türk anneleri de ağlamasın, Kürt anneleri de ağlamasın. Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Artık devletin adım atması gerekiyor. Umutluyuz ki bu barış sağlansın. Hepimizin gözü bu barışta. Yeter artık, ölüm olmasın. Devletin artık hukuksal bir adım atması gerekiyor.” AGIRÎ

 

* * *

Tutsakların yazdıkları alınıyor

Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tutulan İsmail Tüzün, "Aramalarda tüm eşyalarımız dağıtılıyor, yazılarımıza el konuluyor" dedi.  

Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tutulan İsmail Tüzün, cezaevinde yaşanan ihlalleri mektup yoluyla insan hakları savunucusu Nuray Çevirmen Aykol'a gönderdi. Tüzün, yönetmelikteki haklardan yararlanamadıklarını, onur kırıcı uygulamalarla tedavi haklarının engellendiğini belirtti. Tüzün, şunları paylaştı: "Tek kişilik hücrelerde kalmaktayız. Günde bir buçuk saat havalandırmaya çıkmak dışında hiçbir faaliyet bulunmamakta, mevzuatlarla tutsaklara tanınan haklardan yararlanamıyoruz. Onur kırıcı bir uygulama olan ağız içi aramalardan dolayı hastaneye gidemiyoruz. Tedavi hakkımız engellenmekte, var olan hastalıklarımız ağırlaşmaktadır. Cezaevinde günde bir kaç saat soğuk suya ulaşabiliyoruz, sıcak su ise çamur olarak akıyor.

Mahkeme kararı olmadan avukat görüş yeri kameralar ile izlenmekte ve cezaevi personeli tarafından fiili dinleme yapılmaktadır. Tahliye olması gereken tutsak arkadaşlarımızın tahliyeleri keyfi olarak engellenmektedir. Ziyarete gelen ailelerimize adeta ziyarete gelmemeleri için baskı kurularak aramalardan geçirilmektedir. Disiplin soruşturmaları ile hücre cezaları verilmektedir.

Yaşadığımız hususlar hakkında birçok yere dilekçe yazmamıza rağmen aleyhte kararlar veriliyor. Ayda 3-4 defa oda aramaları gerçekleştiriliyor, tüm eşyalarımız dağıtılıyor, yazılarımıza el konuluyor. Tutsak arkadaşlarımıza kitap gönderemiyoruz, cezaevinde kişi başı 24 kitap dışında bulundurmak yasaklanmıştır."

* * *

İşkence ve ihlal başvurusu

Şirnex Milletvekili Mehmet Zeki İrmez, Samsun Çarşamba S Tipi Cezaevi'ndeki hak ihlalleri, kötü muamele ve işkenceyi  Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na taşıdı.

İrmez’in Komisyon Başkanlığına sunduğu dilekçede, özellikle 26 Mart 2026'da yaşananlar detaylı şekilde aktarıldı. Dilekçeye göre; söz konusu tarihte gardiyanlar tarafından koğuşa baskın düzenlendi. Herhangi bir somut gerekçe sunulmadan “idari karar” denilerek oda değişikliği dayatıldı, tutsakların gerekçe talebi ise karşılıksız bırakıldı. Saldırının bir kısmı kamera kaydına alındıı, kayıt sırasında görevliler daha temkinli davrandı, ancak çekim sonrasında hakaret ve psikolojik baskı sürdü. Koğuş değişikliğine direnen tutsaklar zorla çıkarıldı, bazılarının kolları arkadan bağlandı, enselerinden bastırılarak sürüklendi ve fiziki müdahaleye maruz kaldı. Müdahale sonucu yaralananlar darp raporu almak için başvuruda bulundu. Ayrıca, darbedilen tutsaklar hakkında “görevli memura mukavemet” ve “slogan atma” iddialarıyla disiplin soruşturması başlatıldı.

Dilekçede, yaklaşık bir buçuk yıldır kullanımda olan cezaevinin fiziksel koşullarının da tutsakların yaşamını zorlaştırdığı ifade edildi. İnşaat kalıntılarından kaynaklı yoğun toz ve kirin sağlık açısından risk oluşturduğu kaydedildi.Tutsakların iletişim ve haberleşme haklarının kısıtlandığı, talep edilen gazetelerin verilmediği, sosyal ve sportif faaliyetlerin keyfi şekilde engellendiği de başvuruda yer aldı.

Meclis’e inceleme çağrısı

İrmez, Türkiye Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na bağlı alt komisyonun cezaevinde yerinde inceleme yapmasını talep etti. Başvuruda şu talepler sıralandı:

* 26 Mart 2026’daki olaya ilişkin tüm güvenlik kamerası kayıtlarının incelenmesi,

* Fiziki müdahalede bulunduğu iddia edilen personel ve idareciler hakkında adli ve idari soruşturma başlatılması,

* Mahpuslar hakkında açılan disiplin soruşturmalarının denetlenmesi,

* Darp raporlarının temin edilmesi,

* Cezaevinde hijyen denetimi yapılması,

* Mahpusların yayınlara erişimi ile sosyal ve sportif haklarının sağlanması.

İrmez, Komisyon’un söz konusu iddiaları araştırmasının hem yasal bir görev hem de “insan onurunu koruma açısından etik bir sorumluluk” olduğunu vurguladı.

* * *

Seni motive eden nedir?

33 yıl sonra tahliye edilen Serdar Şitilay, 12 Eylül’ün yarattığı zihniyetin hiçbir zaman ortadan kalkmadığını belirterek,  33 yıl sonra bile Kurul'un ‘Seni motive eden nedir?’ diye sorabildiğini söyledi. Şitilay, yanıtını ise kısa ve net aktardı: "Kürt'üm."

Tahliyesi üç yıl geciktirilerek 33 yıllık tutsaklığını ardından tahliye olan Serdar Şitilay, 1993'te Amed’de tutuklandı ve bir yıl sonra müebbet hapis cezası aldı. Şitilay, sırasıyla Amed, Yozgat, Mûş, Oltu, Gümüşhane ve Elezîz'deki cezaevlerinde tutuldu. Ceza infazını tamamlamasına rağmen farklı gerekçelerle üç yıl tahliyesi uzatıldı. Şitilay, 33 yılın ardından 26 Mart'ta Elazığ 1 No’lu Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. 

Cezaevinde tutulduğu süreçte yaşadığı hak ihlallerinin hiç son bulmadığını söyleyen Şitilay, özellikle Elazîz ve Erzirom'daki cezaevlerinde ağır koşullarda tutulduğunu kaydetti. MA'ya konuşan Şitilay, şunları söyledi: "12 Eylül’ün yarattığı zihniyet hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Mahkemelerde, cezaevlerinde ve ailelere yönelik tutumlarda bu anlayış hep sürdü. Çıktığım kurul bana ‘Seni motive eden nedir?’ diye sordu. Ben de ‘Kürt'üm’ dedim. Kürtçe konuştuğum için çocukluğumdan beri baskı gördüm. Kürtçe kasetlerimiz bile gömülüyordu. Böyle bir ortamda kimliğimi savunmak dışında bir seçenek yoktu.”

Annemin sesini duyamadım

Şitilay, bu süreçte yaşadığı en ağır sürecin annesinin vefatı olduğuna işaret ederek, "2017'de annem ağır hastaydı. Disiplin cezalarıyla telefona çıkmam engellendi. Son kez annemin sesini duyamadım. Annemin vefat ettiğini açık görüşte öğrendim. Bu benim için en ağır acıydı” dedi. 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dikkat çeken Şitilay, şunları ekledi: "Bu süreç cezaevlerine yansımadı. Hak ihlalleri azalmadı, artarak devam etti. Tecrit sistemi genişletiliyor."

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.