Yeni bir dergimiz var, Ziryab. Dört ayda bir yayımlanacak derginin yayın kurulunda Kürt müziğinin anlamlı isimleri yer alıyor: Harun Elki, Serhat Temel, Gökçe Selim, Ozan Irmak... “Büyük bir emek ve özveriyle üretilen Kürt müziği ve müzisyenlerin sorunlarını her yerde ve her düzeyde, yapıcı bir dil ve geniş bir perspektifle tartışmaya açmak; müzisyenlere ve dinleyicilerine yeni bir ifade alanı açmak istiyoruz” diyorlar.

“Müzisyenlere ve dinleyicilere yeni bir ifade alanı açmak” sorumluluğu ve isteği de bu dergiyle beraber hayatımıza giren yeni ifadelerden. Bir yayının yaptığı işe ve o işi sunduğu kesime karşı duyduğu sorumluluk, tek başına bir amaç zaten. Ve de yüklü bir iş.

Derginin adı ile başlayalım.

Ziryab! Yani Ebu Hassan Ali bin Nafi Ziryab! 7-8. Yüzyıllarda yaşamış ve ilklere imza atmış bir isim.

Mehmet Bayrak’ın hazırladığı ve Özge Yayınlarından çıkan “Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları”nda Ziryab şöyle anlatılıyor:

“Bir başka yetenekli Kürt müzisyeni, Musul’un küçük bir köyünden ve azad edilmiş bir köle olan Ziryab (789-857), Bağdat’ta İshak’ın yanında müzik eğitimine başladıktan sonra bir konservatuar kurduğu Kordoba’da Abder Rahman’ın sarayında, istisnai zekası sayesinde kariyerini geliştirdi, bu konservatuar, sonradan bütün Mağrib’e yayılacak olan Arap-Endülüs sanatına beşiklik etti. Mızrabı icat eden ve ustası İshak El Musuli’nin uduna beşinci teli ekleyen Ziryab’dır.”

Ziryab üstün yeteneklerinden ötürü Bağdat sarayında koruma altındaydı ancak basit bir kıskançlık, müzik tarihinde önemli bir doğuma da neden oldu. Hocası İshak Musuli, bu başarılı gencin daha fazla yükselmesini hazmedemeyerek onu saraydan kovdurdu. Ziryab, bölgedeki birçok ülkeyi ziyaret ettikten sonra İspanya kralı tarafından davet edilir ve bu ülkeye yerleşir. Bu yerleşim, açlık ve kıtlık ve elbette savaşlar nedeniyle yaşanan büyük göç dönemindedir. Hindistan ile Pakistan arasındaki Pencap bölgesi de büyük göç yaşar, İspanya’ya doğru.

Bayrak, kitabında Ziryab’ın Kordoba (Kurtuba)’ya gidişini anlatıyor. Eksik bıraktığıysa Ziryab ile Flamenko ilişkisidir. Şu beşinci tel hikayesi de eksik kalmasın: O zamana kadar dört çift telden oluşan udu beş çift telli yaparak İspanyol müziğinin belkemiği olan İspanyol gitarının prototipini üretmiş.

Kimi kaynaklar Mezopotamya’dan Avrupa’ya temburu/sazı getiren ilk kişi olduğunu da yazar.

İshak’ın kıskançlığı müzik tarihini değiştirdi ve Ziryab’ın kişisel göçü İspanya’da flamenkonun oluşumunu sağladı.  Büyük İskender’in seferleri ile açtığı Hint-Avrupa göç yoluyla Avrupa’ya gelenlerin tenleri esmer olduğu için İspanya’da bu insanları Mısırlı zannederler ve Egyptian (Ejiptiyan) derler, yani Mısırlı! Zaman içinde bambaşka bir forma bürünen kelime, şimdinin Gitano’su yani Gitan/Roman’ıdır.

İspanyolların müziği dendiğinde akla ilk gelen Flamenko aslında İspanyolların değil, bu göçlerin müziğidir.

Ve gelelim Ziryab’ın ilklerine. Müzikteki estetik kaygısı yaşamının her alanında kendini göstermiş. İlk kuaförü açarak erkek saç kesimine yön verdiği yazılıyor.

Yemek kültürü konusunda da zarafeti taşımış bugünlere:

“Ziryab yemek kültürü konusunda söz sahibi bir insandı. Kuşkonmaz sebzesini ve yemeğini çağdaşlarına tanıtmıştır. Yemeğin üç öğün olarak yenmesi, masa örtüsü üzerinde sunulması, sırayla çorba, ana yemek ve son olarak tatlının sunulması geleneklerini de o başlatmıştır.”

Dergiye dönersek yeniden... Kürtçe ilk rock müziği yapan Koma Wetan’ın kurucusu olduğu Kerem Gerdenzeri, Ziryab gibi bir ilkin insanı. Dergi kapağında da o var! Harika bir buluşma. Ve Ziryab, henüz elime alıp okuyamadıysam da, “Müzisyenlere ve dinleyicilere yeni bir ifade alanı açmak” gayesinin ilk adımını güçlü atmış.

Kıskançlık önemli bir mevzu. Ziryab ikinci bir kıskançlığa uğramadan kişisel göçünü toplumla bütünleşerek sürdürür umarım.