Son bir haftadır çok yoğun bir biçimde partilerin seçim bildirgeleri tartışılıyor. Bunlar içinde HDP’nin seçim beyannamesi gündeme damgasını vuran bildirgelerin başında geliyor. HDP’nin on iki başlık altında somutlaştırdığı demokratik ve özgürlükçü Türkiye programı, HDP’nin eşitlikçi, özgürlükçü karakterini, demokrasi ve barış mücadelesinde takındığı ilkesel ve iddialı duruşunu çok güzel ve mükemmel bir biçimde özetliyor.
HDP seçim programında kadına çok özel bir yer ayırdı. Genel seçim bildirgesinde baş sıralarda ve ilk ana başlık olarak kadına yer verirken bununla da yetinmedi, ayrı bir basın toplantısı yaparak kadın seçim bildirgesini açıkladı.
HDP’nin kadın seçim bildirgesi bir devrim programı niteliğindedir. Kadınların her yerde kendi özgün ve özerk meclislerini kurmaları, kendilerine ilişkin tüm sorunları ve ihtiyaçları bu meclislerde tartışmaları ve öz iradeleriyle karara gitmeleri, aldıkları kararları hayata geçirmeleri büyük bir toplumsal devrim demektir. Kendilerine dair sözün, kararın ve eylemin kadınlara ait olması, bunun önündeki tüm yasal ve anayasal engellerin ortadan kalkması, erkek hegemon iktidarın yıkılarak kadın eksenli bir sistemin kurulması demokratik ve özgür bir Türkiye anlamına gelecektir.
Kadın Bakanlığı’nın anlamı esas olarak bu noktada büyük bir önem taşıyor. Doğrudan kadın sorunlarıyla ilgilenecek, erkek egemenlikli toplumsal cinsiyetçiliğin aşılması için mücadele verecek, çözüm üretecek, kadın özgürlükçü politikalar geliştirerek yeni bir toplumsal ahlakın ve kültürün oluşmasına katkı sunacak bir Kadın Bakanlığının kurulması vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.
Özellikle son on üç yılda devlet-erkek hegemonyasının kusursuz temsilini yapan AKP, kadını aile kurumuyla özdeş tutarak ve doğurganlık özelliği ile sınırlı bir kadın algısı yaratmaya çalışarak kadın hareketleriyle müthiş bir savaş yürüttü. Kürtajın yasaklanması, üç çocuk edebiyatı, ‘kadının en önemli kariyeri anneliktir’ söylemleri, tecavüzcüsünü öldüren kadının dahi en ağır bir biçimde yargılanması, tecavüzcülere ceza indirimi getirilmesi, AKP’nin kadını ne kadar alçaltıldığının ve yok saydığının somut örnekleri olurken, aynı zihniyet kalıpları içinde kadının sadece çocuk doğurma makinasına nasıl indirgendiğinin de çok kötü ve tehlikeli politikaları olmaktadır.
Tecavüzcüyü ve katili aklayan erkek hegemon AKP zihniyeti, kadını ancak ve ancak erkeğin hizmetinde ve erkeğin her türlü istismarına açık bir nesne olarak görür. Dolayısıyla yürüteceği siyaset de bu amaç temelinde erkeği ve toplumu kadın karşıtlığı üzerinden şekillendirmeye hizmet eder. AKP sürecinde kadına karşı şiddetin ürkütücü boyuta varmasının altında kadın düşmanı bu siyaset tarzı yatıyor.
Aile Bakanlığı ailede ve toplumda erkeğin egemenliğini, kadının köleleştirilmesini daha etkili ve güçlü araçlarla üretmenin uzman kurumudur. Her iktidar döneminde Bakanlığın başına da bir kadın verilerek, bu kurumun oynadığı uğursuz rol gizlenmek isteniyor.
HDP, Kadın Bakanlığı projesiyle kadın üzerindeki bu sinsi oyunu deşifre ederek boşa çıkarıyor. Tam da bu nokta da Önder Apo’nun şu tespiti büyük önem ve anlam kazanıyor. Önder Apo: "Kadını merkezine almayan bir eşitlik ve özgürlük mücadelesi hakikate erişemez, eşitlik ve özgürlüğü sağlayamaz" diyor. Bu son derece önemli ve değerli bir tespittir. HDP’nin kadın seçim bildirgesi bu tespitin altını çok iyi dolduruyor.
AKP başta olmak üzere tüm düzen partileri Önder Apo’nun ifadesiyle kadınla yaşamın asıl amacını üremek ve çoğalmak olarak ele alıyor. Erkek aklın ucube örneği AKP, kadını doğadaki herhangi bir canlı varlığın derekesine düşürerek egemenlik sistemini ve hegemonyasını ebedi ve ezeli kılmaya çalışıyor. Oysa kadınla yaşamın asıl amacı; eşit ve özgür yaşamı yaratmak, yaşamı coşkulu, neşeli büyük bir anlam deryasına dönüştürmek olmalıdır. Çoğalmak araçsaldır, amaçsal ve anlamsal değildir. AKP’nin kadının doğurganlığına bu kadar anlam yüklemek istemesi, sömürüyle ve kadın köleliliğini derinleştirme amacıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu zihniyet ve davranış tamamen çılgınlaşmış erkek egemen ideolojik bir anlayışın ürünüdür.
HDP’nin en büyük iddialarından biri olan kadın eksenli anayasa, erkek egemen ideolojinin ve siyasetin son bulmasını, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal inşanın gelişmesini güvenceye alacaktır. Toplumsal sorunların temelinde erkeğin egemen, kadının köle tutulmasının, yani kadın erkek ilişkilerindeki sorunsallığın temel rol oynadığı bir gerçektir. Erkek egemen anlayışla çarpık inşa edilen bu toplumsal realite aşıldıkça tüm toplumsal sorunların çözümü de kendiliğinden gelişecektir.
Bu seçimde HDP’nin kazanması kesinlikle kadın özgürlük ve eşitlik mücadelesinin kazanması demektir. Bu seçim bir nevi kadın özgürlük paradigmasıyla erkek egemen iktidar-devlet paradigması arasında yaşanacak büyük bir mücadele ve yarış olacaktır. Bu açıdan bütün kadınlar HDP’nin başarısı için seferberlik ruhu ile çalışmalı, HDP’nin seçim zaferini kadın özgürlüğünün ve eşitliğinin garantisi görmelidir.
HDP, Türkiye’de kadın devrimine giden tüm kapıları açıyor. Bütün kadınlar bu kapılardan içeri girerek özgürlüğe kanat açmalıdır. Sevgili Figen Yüksekdağ’ın ifadesiyle ‘Tüm kadınlar cesaretini alıp HDP’ye gelmelidir!