Veysi SARISÖZEN
Bir arkadaşım beni uyardı: „Sen CHP’ye ve HDP’ye birlikte Meclisi terketme çağrısı yapıp duruyorsun da, HDP’li vekiller değilse de CHP’li vekiller bu kadar büyük bir maaşı, ayrıcalığı kolayca gözden çıkarır mı?”
Doğrusu bunu düşünmemiştim. Arkadaşım haklı. Ne de olsa, „viran olası hanede evlad ü ayal var” beyitinde dendiği gibi vekillerin Meclisi terk etmesi kolay bir iş değil.
Ama sonra mevzuata, yasalara filan baktım.
CHP ve HDP meclisi terkettiği zaman, AKP-MHP çoğunluğu elbette isterse, bu vekillerin „devamsızlığını” gerekçe göstererek onların vekilliğini düşürebilir.
Düşürebilir mi?
Düşüremez. Çünkü o zaman „yeniden seçim” yapmak zorunda kalır. İşte o zaman, „hazır vekilliği kapmışken” hiçbir AKP’li ve MHP’li bu maceraya evet demez. Hatta Saray bile bunu yapamaz. Çünkü Meclisi feshettiği anda, artık yeniden Cumhurbaşkanı adayı bile olamaz.
Buna rağmen Meclisi feshederse, Türkiye yıkıcı bir ekonomik krize yuvarlanır. Erdoğan’ın „seçim tezgahı” böyle bir durumda iş yapamaz. Sistem parçalanır.
Bunları düşündüm. Ve meclisi terkedecek vekillerin „maaşlarının ve ayrıcalıklarının” terketmeye rağmen devam edeceğini anladım.
Arkasından bu düşüncelerimi arkadaşıma anlattım. Düşündü. „Evet, bu durumda kimsenin kaybı olmaz” dedi. Teşekkür ettim.
Demek istiyorum ki, vekillerden talep ettiğim büyük bir „fedakarlık” değil. Maaşlarını alacaklar. Üstelik Meclis komisyonlarında yorulmayacaklar. Gerçi halkın sinesine dönmek bedel ödemeyi göze almaktır. Ama bunu göze alamayan evinde oturabilecek. Ben eminim seçilmiş vekillerin, HDP için yüzde yüzü, büyük kısmı mücadeleyi seçecek.
Ben „TBMM’den çekilin” diye yazdıkça, „bu Sarısözen çok radikal” dendiğini biliyorum. Ama işte görüyorsunuz. Önerim „TBMM’den çekilmek, ihtilal yapmak değil. Maaşlardan, ayrıcalıklardan da vazgeçmek değil.”
Sadece „çekildik” diyeceksiniz. Gözünüz kesiyorsa halkın arasına karışırsınız. Sarıyıldız kardeşimin Suruç’ta yaptığı gibi hasır serer, toprakta yatarsınız, „uygun” değilse, evinizde „sosyal medyaya takılırsınız.” Hepsi başımızın gözümüzün üstüne.
Yeter ki „çekilin”.
Gerisi halkın öncülerine kalmış…
Halkın öncüleri ne yapacak?
Örneğin CHP’li Böke ve Cihaner’le, Uca ve Saçılık kolkola girecek. Maltepe’de toplanan milyonlara „kalalım mi, çekilelim mi” diye soracak. Durmadan yorulmadan, o şehir senin, bu ilçe benim, ter dökecek.
Beş ay, bilemedin altı ay CHP’nin 15 milyonuna, HDP’nin 6 milyonuna hep aynı soruyu soracak.
Halk sözünü söyleyip de „çekilin” dediğinde, CHP ve HDP, bütün kadın örgütleri, STK’lar, demokratik Barolar, seçilmiş vekillerin eşleri, anne babaları, çocukları kuzenleri, hısım akrabaları bir „kurultayda” toplaşacak. Karar alacak.
„Çekilin.”
Atilla İlhan’dan mülhem diyecek olursam:
„Böyle bir çekilme görülmemiştir.”
Ve o gün sokaklarda, alanlarda bir bayram havasıdır, sormayın gitsin.
Bütün dünya bu bayram şölenini hem hayretle, hem de imrenerek seyredecek.
Sonra?
Sonrası biraz zor olacak.
Rejim saldırıya geçmeye çalışacak. Toplanan her kalabalığı amansızca dağıtacak.
Ama her dağıttığında, Meclis kürsüsünden değil, memleketin bütün damlarından „beyannameler” sokakları kaplayacak:
„Faşizm döktüğü kanda boğulacaktır.”
Unuttunuz değil mi? „Kuşlamalar” havalarda uçuşacak. Her evde bir bilgisayar „rotatif” işlevi görecek. Her telefon zorbaları birer birer belgeleyecek. Ajan provokatörler teker teker teşhis edilecek. Bunların resimleri kuytu köşelerde birer afiş olacak: „Tanıyın bunları”.
Düne kadar bir gün bile devlete itiraz etmemiş insanlar, „önlem” almaya başlayacak. Mahalledeki arkadaşlarıyla „gizli haberleşme” yöntemleri icat edilecek.
Her mahallede iletişim ağları devreye girecek. Diyelim ki, eve baskın oldu, baskına uğrayan evin küçük çocuğu evin ışıklarını „SOS yöntemiyle” açıp kapatmaya başlayacak. Çağdaş çocuk bizden iyi öğrenir: „Babam ve annemi alıyorlar, duyun” şifresini kolayca uygulayacak. Derken mahallenin camlarında ışıklar sönüp yanacak.
Tencereler takırdayacak. Sloganlar yükselecek. Düdükler ötecek. Zılgıtlar mı dersiniz, haykırışlar mı, semayı kaplayacak.
Bir de bakmışsınız, yeni zindandan çıkan bir paşa başına kokartlı kepini takmış, üstünde pijamalarla balkondan „İzmir Marşı“nı söylüyor. Bir diğeri karşı balkondan ona „Ey Raqip“ marşıyla tempo tutuyor.
Olmaz mı?
Hele bir „çekilin” olup olmayacağını hep birlikte görürüz. Hele bir çekilin ve dinleyin: Ey Raqip ve İzmir marşı!
Veysi SARISÖZEN
Bir arkadaşım beni uyardı: „Sen CHP’ye ve HDP’ye birlikte Meclisi terketme çağrısı yapıp duruyorsun da, HDP’li vekiller değilse de CHP’li vekiller bu kadar büyük bir maaşı, ayrıcalığı kolayca gözden çıkarır mı?”
Doğrusu bunu düşünmemiştim. Arkadaşım haklı. Ne de olsa, „viran olası hanede evlad ü ayal var” beyitinde dendiği gibi vekillerin Meclisi terk etmesi kolay bir iş değil.
Ama sonra mevzuata, yasalara filan baktım.
CHP ve HDP meclisi terkettiği zaman, AKP-MHP çoğunluğu elbette isterse, bu vekillerin „devamsızlığını” gerekçe göstererek onların vekilliğini düşürebilir.
Düşürebilir mi?
Düşüremez. Çünkü o zaman „yeniden seçim” yapmak zorunda kalır. İşte o zaman, „hazır vekilliği kapmışken” hiçbir AKP’li ve MHP’li bu maceraya evet demez. Hatta Saray bile bunu yapamaz. Çünkü Meclisi feshettiği anda, artık yeniden Cumhurbaşkanı adayı bile olamaz.
Buna rağmen Meclisi feshederse, Türkiye yıkıcı bir ekonomik krize yuvarlanır. Erdoğan’ın „seçim tezgahı” böyle bir durumda iş yapamaz. Sistem parçalanır.
Bunları düşündüm. Ve meclisi terkedecek vekillerin „maaşlarının ve ayrıcalıklarının” terketmeye rağmen devam edeceğini anladım.
Arkasından bu düşüncelerimi arkadaşıma anlattım. Düşündü. „Evet, bu durumda kimsenin kaybı olmaz” dedi. Teşekkür ettim.
Demek istiyorum ki, vekillerden talep ettiğim büyük bir „fedakarlık” değil. Maaşlarını alacaklar. Üstelik Meclis komisyonlarında yorulmayacaklar. Gerçi halkın sinesine dönmek bedel ödemeyi göze almaktır. Ama bunu göze alamayan evinde oturabilecek. Ben eminim seçilmiş vekillerin, HDP için yüzde yüzü, büyük kısmı mücadeleyi seçecek.
Ben „TBMM’den çekilin” diye yazdıkça, „bu Sarısözen çok radikal” dendiğini biliyorum. Ama işte görüyorsunuz. Önerim „TBMM’den çekilmek, ihtilal yapmak değil. Maaşlardan, ayrıcalıklardan da vazgeçmek değil.”
Sadece „çekildik” diyeceksiniz. Gözünüz kesiyorsa halkın arasına karışırsınız. Sarıyıldız kardeşimin Suruç’ta yaptığı gibi hasır serer, toprakta yatarsınız, „uygun” değilse, evinizde „sosyal medyaya takılırsınız.” Hepsi başımızın gözümüzün üstüne.
Yeter ki „çekilin”.
Gerisi halkın öncülerine kalmış…
Halkın öncüleri ne yapacak?
Örneğin CHP’li Böke ve Cihaner’le, Uca ve Saçılık kolkola girecek. Maltepe’de toplanan milyonlara „kalalım mi, çekilelim mi” diye soracak. Durmadan yorulmadan, o şehir senin, bu ilçe benim, ter dökecek.
Beş ay, bilemedin altı ay CHP’nin 15 milyonuna, HDP’nin 6 milyonuna hep aynı soruyu soracak.
Halk sözünü söyleyip de „çekilin” dediğinde, CHP ve HDP, bütün kadın örgütleri, STK’lar, demokratik Barolar, seçilmiş vekillerin eşleri, anne babaları, çocukları kuzenleri, hısım akrabaları bir „kurultayda” toplaşacak. Karar alacak.
„Çekilin.”
Atilla İlhan’dan mülhem diyecek olursam:
„Böyle bir çekilme görülmemiştir.”
Ve o gün sokaklarda, alanlarda bir bayram havasıdır, sormayın gitsin.
Bütün dünya bu bayram şölenini hem hayretle, hem de imrenerek seyredecek.
Sonra?
Sonrası biraz zor olacak.
Rejim saldırıya geçmeye çalışacak. Toplanan her kalabalığı amansızca dağıtacak.
Ama her dağıttığında, Meclis kürsüsünden değil, memleketin bütün damlarından „beyannameler” sokakları kaplayacak:
„Faşizm döktüğü kanda boğulacaktır.”
Unuttunuz değil mi? „Kuşlamalar” havalarda uçuşacak. Her evde bir bilgisayar „rotatif” işlevi görecek. Her telefon zorbaları birer birer belgeleyecek. Ajan provokatörler teker teker teşhis edilecek. Bunların resimleri kuytu köşelerde birer afiş olacak: „Tanıyın bunları”.
Düne kadar bir gün bile devlete itiraz etmemiş insanlar, „önlem” almaya başlayacak. Mahalledeki arkadaşlarıyla „gizli haberleşme” yöntemleri icat edilecek.
Her mahallede iletişim ağları devreye girecek. Diyelim ki, eve baskın oldu, baskına uğrayan evin küçük çocuğu evin ışıklarını „SOS yöntemiyle” açıp kapatmaya başlayacak. Çağdaş çocuk bizden iyi öğrenir: „Babam ve annemi alıyorlar, duyun” şifresini kolayca uygulayacak. Derken mahallenin camlarında ışıklar sönüp yanacak.
Tencereler takırdayacak. Sloganlar yükselecek. Düdükler ötecek. Zılgıtlar mı dersiniz, haykırışlar mı, semayı kaplayacak.
Bir de bakmışsınız, yeni zindandan çıkan bir paşa başına kokartlı kepini takmış, üstünde pijamalarla balkondan „İzmir Marşı“nı söylüyor. Bir diğeri karşı balkondan ona „Ey Raqip“ marşıyla tempo tutuyor.
Olmaz mı?
Hele bir „çekilin” olup olmayacağını hep birlikte görürüz.