Kars’ın bir köyünden geçen film 10 yaşındaki küçük Rauf’un hikayesini irdeliyor. Abisi dağda olan Rauf, okulu bırakarak, köyde tabut yapan bir marangoz ustasının yanında çırak olarak çalışmaya başlar. Marangoz ustasının 20’li yaşlarındaki Zana adındaki kızına aşık olur. Bundan sonra Rauf için hayat artık çok farklıdır. Bu arada belirli belirsiz mektuplar okuyan Zana’nın sesinden, 'Kadın', 'Özgürlük', 'PKK' ve 'Kuruluş' kelimelerini duyuyoruz, ardından ise dağa gittiğini öğreniyoruz. Kısa bir süre sonra Zana’ın ölüm haberi geliyor. Bu haberle Rauf’un dünyası yıkılır.
Ölüm ve acı temalarıyla dolu olan film aslında oldukça sorunlu. Senaryodaki kopuklar, tam oturamamış hikaye, filmin üzerinde kara bir bulut gibi dolaşıyor. Çünkü ne Zana ne de Rauf'un ağabeyinin neden dağa çıktığına dair en ufak bir bilgi yok. Sadece filmin başlangıcından birkaç silah ve bomba sesi var. Her yönüyle zorlama olan film, seyirciyi de oldukça yoruyor.
Aslında bu durum bize filmin Türkiye Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle yapıldığı için orijinal senaryo ile nasıl oynandığını gösteriyor. Yoksa bu kadar orijinal ve iyi bir hikaye böyle kötü bir dil ile anlatılması mümkün değil...
Zaten Türkiye Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden destek alan bütün Kürt yönetmenlerin filmlerinde bu tür sorunlar karşımıza çıkıyor. Kabul ettirme kaygısı ya da bu kurulun müdahalesi sonucu Kürt orijinli hikayeler, karmaşık bir hal alarak, seyircinin karşısına çıkıyor. Sonuç ise böyle kötü filmler, yapılıyor.
ALİ GÜLER