‘Husumet’

Cihan DENİZ yazdı —

4 Ağustos 2021 Çarşamba - 23:00

  • Konya’daki katliam, Êzîdî Soykırımı’ndan bağımsız düşünülemez. Failler ayrı olsa da zihniyet aynıdır; düşmanlık aynıdır.

Kürt halkının yaşadığı acıların, maruz kaldığı katliam, baskı ve zulümlerin hiçbiri tesadüf değildir. Bu acıların, zulümlerin ve baskıların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. 

Dört parça Kürdistan’da neredeyse yüzyıldır kesintisiz bir soykırım saldırısıyla yüz yüze olan Kürt halkının yaşadığı tüm acılar, baskılar, zulümler, katliamlar bu soykırımın bir parçasıdır ve bundan dolayı da bir biriyle ilişkilidir. 

Bugün kim tüm Türkiye’de yaşayan Kürtlerin yaşadıklarının Rojava’daki işgal, talan ve terörden; Güney’deki topyekün savaş ve işgal ve ihanetten; İran’daki baskı, zulüm ve katliamlardan bağımsız olduğunu iddia edebilir? Hatta bir adım daha atıp şunu da sorabiliriz; dört parçada yaşanan tüm bunların İmralı’da Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecrit sistemi ile ilişkisi olmadığını kim söyleyebilir?

Bunları kimse iddia edemez, çünkü çok açıktır ki tek tek her parçada yaşananlar sınır tanımayan Kürt soykırımının farklı yüzleridir ve birbirlerinden bağımsız oldukları asla düşünülemez.  

İki gün önce 3 Ağustos’tu. IŞİD çetelerinin Êzîdîlere karşı Şengal’de gerçekleştirdiği soykırım saldırısının 7. yıldönümü. Bu coğrafyaya hakim tekçiliğin, inkarcılığın, ve farklılıklara tahammülsüzlüğün en tipik örneği IŞİD tarafından gerçekleştirilen Êzîdî Soykırımı’nda yaşamını yitirenleri; IŞİD canilerinin elinde tarifsiz işkencelere maruz kalan, köle pazarlarında satılan, inancına sahip çıktığı için katledilen Êzîdî kadınları saygı ile anıyorum.

Tarih ne yaşanan acıları, ne arkalarına bakmadan Şengal’den kaçarak Êzîdîleri caniler ile baş başa bırakanları ve tüm imkansızlıklara ve engellemelere rağmen canları pahasına IŞİD çetelerini durdurarak çok daha büyük acıların yaşanmasına engel olan bir avuç kahramanı asla unutmayacak. 

Ama 20214 Êzîdî Soykırımı, Kürtlerin maruz kaldığı ne ilk soykırımdır ne de son olacaktır. Soykırımların gerçek bir hesaplaşma olmadığı sürece farklı failler ve farklı biçimler altında varlıklarını sürdürmeye devam ettikleri bu coğrafyanın en acı ve şaşmaz hakikatidir.

Bundan dolayı da, nasıl ki hakim tekçi, inkarcı zihniyetin farklı adlar altında hakim olmaya devam ettiği bu coğrafya da Hrant Dink’in katledilmesi 1915 Ermeni Soykırımı’ndan bağımsız düşünülemezse; 30 Temmuz’da Konya’da Kürt Dedeoğlulları ailesine karşı girişilen ve 7 kişinin katledildiği ırkçı saldırının da, ne üstünden yedi yıl geçmiş olmasına rağmen Êzîdî Soykırımı’ndan ne de bugün dört parçada yaşanmakta olanlardan bağımsız oluğu söylenebilir. Ancak Konya’da yaşanan katliamın tüm bunlar arasında zaman ve mekanı aşan bir bağ vardır. 

Bu bağ, yaşadıkları her yerde Kürt halkının sadece siyasi kazanımlarını, kültürünü, dilini, inancını değil, bizzat varlığını hedefleyen bir “husumettir”. Ama bu “husumet” Konya’daki ırkçı saldırı sonrasında saatlerce süren bir suskunluk sonrasında İçişleri Bakanı’nın katliamın gerekçesi olarak iki aile arasında var olduğunu söylediği husumet değildir.

Evet bu katliamın da Kürtlerin yaşadığı diğer baskı ve katliamların da nedeni “husumettir.” Ama bu “husumet” iki aile arasındaki bir “husumet” değildir; Kürt halkına karşı faşizmin beslediği “husumetin” sonucudur. Diğer bir ifade ile, Konya’da Kürtler, öldükleri sırada bile varlıklarını inkar etmenin bir aracı olarak uydurulan bir husumetin değil, faşist rejimin Kürtlerin varlığına dönük beslediği husumet sonucu katledildiler.

Ve Kürt'e karşı bu husumet sadece Türkiye’ye özgü değildir. Belirtildiği gibi, bu coğrafyadaki tüm tekçi, faşist rejimlerde bulunmaktadır. 

Sonuç olarak, Konya’daki katliam, Êzîdî Soykırımı’ndan bağımsız düşünülemez. Failler ayrı olsa da zihniyet aynıdır; düşmanlık aynıdır. İkisi de aynı Kürt'e karşı aynı “husumetin” sonucudur. Dolayısıyla da Kürt'e karşı bu ortak “husumete” karşı mücadele de, dört parçada ortak olmalıdır.

Êzîdî Soykırımı,’nda Kürt’ün Kürt’e ihanetinin bedelinin ne kadar ağır olduğunu asla unutmadan, Kürtlerin kendi aralarındaki ulusla birliği gerçekleştirerek dört parçada mücadelelerini ortaklaştırmaları tarihsel bir görevdir. Bunun başarılamaması ise her gün benzer acıların daha da ağırlaşarak tekrarlanması anlamına gelecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.