Önceki gün, Meclis’de Aralık 2013’de ortalığa saçılan ve dört bakanın Yüce Divan’a sevkiyle ilgili bir oturum yapıldı. AKP’li milletvekillerinden 48’i gizli yapılan oylamada, bu konuyla ilgili vicdani davranarak, bakanların Yüce Divan’a yargılanması lehine oy kullandı. Hemen aynı akşam kıyametler kopartıldı; en çok da Başkan’dan daha çok Başkan’cı olarak tanınmışlar tarafından. Yok "içimizdeki ihanet şebekesini bulacağız!", yok bilmem "içimizdeki hainleri tek tek bulup hesap soracağız" vs vs.. Her fırsatta sözcük olarak demokrasiden dem vuran AKP yöneticilerinin konuya bakışının özeti bu! Newroz kutlamasına katıldığı için, basın açıklamasında görüntülendiği için, sokak infazlarını kınadığı için, cezaevindeki evlatlarının peşinden gittiği için halen cezaevlerinde binlerce yaşlı insan, çocuk, genç siyasetçi var. Ve bunların tümünün yerel mahkemelerde verilen cezaları Yargıtay’da onandı. Dayanılan gerekçe, demin bahsettiğim etkinliklerle ilgili tek bir telefon tapesi ya da bir fotoğraf karesi mevcut!
Üstelik bunların içinde ölümcül hasta olanlar da ısrarla tahliye edilmiyor.
Hakikaten, acaba bunlar ihanet sözcüğünün anlamını biliyorlar mı?
Sunulan güveni kendi menfaatleri için kullanma durumu!
Roboskî’de öldürülen çocuklar, okul harçlığı için ölüm yolculuğuna çıktılar! Bir kalem defter parası için!
Milyonlarca doları taşıyacak-saklayacak yer bulmakta zorlanan bakanların, oğullarının ve Reza Zarrab’lar’ın, bu ülkede yoksul olduğu için ölen çocukların kanında parmağı vardır!
Soma’da toprağa gömülenlerin,
AVM inşaatlarından düşen işçilerin,
Tersanelerde, mevsimlik tarım alanlarında ölenlerin kanında da öyle!
Şimdi sorarlar size; ihanet nedir gerçekten?
Peki ihanet şebekesi kimlerden oluşur?
Bu ülkenin geleceğini, hırsızlıkla, sokak infazlarıyla talan edenler midir?
Yoksa bu pislikleri yapanların hesap vermesini isteyenler midir?
40 yıllık savaş boyunca da hep bu ülke halklarının bilincini bulandırmaya çalıştı bu devleti yönetenler; batı yakası, hiçbir zaman bu ülkenin doğu yakasında; Kürdistan’da yaşanan insanlık suçlarından haberdar edilmedi.
Erdoğan, Mart 2014 yerel seçimlerinde meydanlarda Kürt hareketini karalamak için, hiç kullanmadıysa onlarca kez "İstanbul’da belediye otobüsünde yakılan Serap kızımız"dan bahsetti. Oysa ki kirli savaş boyunca binlerce kez yapıldığı gibi, ihanet şebekeleri yine devredeydi ve masum sivillerin canı pahasına Kürt hareketini "kriminal" kılmak için birçok eyleme imza attılar.
Dönemin İçişleri Bakanı ve MİLAD Partisi Eş Genel Bşk. İ.Naim Şahin, önceki gün yaptığı açıklamada, Küçükçekmece’de yaşamını kaybeden 18 yaşındaki Serap Eser olayı için, "otobüsü kundaklayan kişilerin ne yazık ki istihbarat elemanı olduğu bilgisini edindim. Bu kişiler, aynı zamanda istihbarat elemanıydılar" dedi.
Cizre’de bir haftada 6 sivil katledildi; Nihat henüz 12 yaşındaydı. Bu katliamlalar, provokasyon falan değil; düpedüz devlet eliyle işlenen cinayetlerdir ve delilleri karartmak için daha şimdiden dosyalar üzerine gizlilik kararı koymuş durumdalar. Demek ki bir şeyleri gizlemekteler!
İhanetin ne olduğunu halklarımız görüyor; yıllardır ihanet ediyorsunuz zaten gerçekleri gizleyerek, öldürerek, yakıp yıkarak, gerçekleri manipüle ederek! Buna çanak tüten sözde gazetecileriniz de var nasıl olsa!
Ama ne Roboskî'nin, ne Cizre’lerin, ne Serap’ın, ne hırsızlıkların üstüne örtemeyeceksiniz.
Bir gün ama bir gün mutlaka yaptığınız tüm haksızlıkların ve zulümlerin hesabını bu halka vereceksiniz…