İhlaller ölümleri arttırıyor

8 Eylül 2022 Perşembe - 18:30

.

.

  • 12 cezaevinde açlık grevini sürdüren hasta tutsakların taleplerinin karşılanmasını isteyen sivil toplum örgütü temsilcileri, çözümsüzlüğün ihlalleri, ihlallerin ise ölümleri arttırdığını söyledi.

Kırıklar 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan ağır hasta tutsak yazar Zeki Bayhan, Ramazan Çelik ve Yücel Kızmaz, hak ihlallerinin son bulması talebiyle 28 Ağustos’ta süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi başlattı. Denizli T Tipi Cezaevi'nde tutulan ağır hasta tutuklu Ekim Polat, tedavi hakkına erişim için başlattığı açlık grevi 40. gününe girdi. Sincan Cezaevi'nde tutulan Sibel Balaç 264, Silivri Cezaevi'nde tutulan İlker Kızılaltun ise 25 gündür "adil yargılanma" talebiyle ölüm orucunu sürdürüyor. 257 gün ölüm orucunda kalan Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ndeki Gökhan Yıldırım ise 5 Eylül'de infazı ertelenerek tahliye edildi. 

İzmir'de cezaevlerine dair çalışmalar yürüten sivil toplum örgütü yöneticileri açlık grevi ve ölüm orucuna gerekçe yapılan ihlallerin son bulmasını istedi. Ege Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Derneği (EGE-TUHAYDER) yöneticisi Hediye Tekin, tecrit politikalarına karşı açlık grevlerine girmek zorunda kalındığını söyledi. Tekin, "Neredeyse her hafta cezaevlerinde ölümler yaşanıyor. Eğer Kırıklar Cezaevi'ndeki tutuklular açlık grevini sürdürürse diğer cezaevlerine yayılma riski de var” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Cezaevi Komisyonu Sözcüsü Ahmet Çiçek, Kırıklar Cezaevi'nde hak ihlallerinin arttığını belirterek, hak ihlalleriyle birlikte cezaevlerinde ölümlerin de arttığını söyledi. İktidarın bu ölümleri normalleştirmeye çalıştığını kaydeden Çiçek, "Tutukluların sosyal, spor faaliyetleri engelleniyor. Tecrit ediliyorlar. Bu durum, tutukluların psikolojisini etkiliyor, kimseyle paylaşım yapamayan tutuklular intihar ediyor. Bu ölümlerin normalleşmesi daha çok ölümün yaşanmasına neden olacak” uyarısında bulundu. Şu an en az 12 cezaevinde açlık grevinin olduğunu aktaran Çiçek, sorunların hepsinin ortak olduğunu dile getirdi.

İşkence sistemi var

Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) yöneticisi Ümit Akduman ise  düşünceleri nedeniyle tutuklanan insanların, düşüncelerinden vazgeçmesi için çeşitli işkencelere maruz kaldığını ifade etti. Cezaevlerindeki uygulamaları "işkence" olarak niteleyen Akduman, "Tutsaklara, kitapları ve ilaçları verilmiyor. Hastane sevkleri çeşitli bahanelerle yapılmıyor ya da uzatılıyor. 7-8 metrekare olan havalandırmaların üstü örtülüyor. Her yere kamera takıyorlar. Tutuklular için her yeri işkenceye çeviriyorlar” şeklinde konuştu. 

Hak ihlallerine karşı çıkanlara çeşitli cezalar verildiğini söyleyen Akduman, buna karşı açlık grevi eylemlerine başvurmak zorunda kaldıklarını söyledi. Akduman, şunları söyledi: "İktidar, infaz erteleme hakkını uyuşturucu tacirlerine, Çevik Bir’e uyguluyor ama devrimci tutsaklara, muhalif kesimlere tanımıyor."

Adile Salman

Hekimlere emirle rapor

Avukat Adile Salman, ATK hekimlerinin tutsaklara hasta sıfatıyla bakmadığını ve emirle gelen raporları esas aldığını  söyledi.

2022'nin ilk 8 ayında en az 50 tutsak katledildi. Büyük bir bölümü, Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından ağır hastalıklarına rağmen "cezaevinde kalabilir" raporu verilen tutsaklardan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyelerinden Av. Adile Salman, ATK’de çalışan hekimlerin emirle gelen raporları esas aldıklarını söyledi. Salman, “Yaşamını yitiren yüzde 98 engelli tutuklu İbrahim Yıldırım, demans teşhisi konulan Aysel Tuğluk ile 5 kez kalp krizi geçirmiş, 4 kez anjiyo olmuş ve sayısız kronik rahatsızlığı olan 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan için ‘cezaevinde kalabilir’ raporu veren bir kurum. En son 80 yaşındaki hasta tutuklu Makbule Özer’e tercüman desteği sağlamadan ve muayene etmeden, emirle gelen raporu esas alan hekimlerin yer aldığı bir kurum var” dedi. 

ATK hekimlerinin verdiği kararların, hekimlik yeminiyle çeliştiğini söyleyen Salman, cezaevlerinde ölümlerin yaşanmasının "ATK’nin tutuklulara hasta sıfatı ile bakmadığının" göstergesi olduğunu kaydetti. Cezaevlerindeki cinayetlere işaret eden Salman, "Katliam niteliğinde bir veri var karşımızda. Her an her yerde ölüm havası, devletin sessiz kalarak pozitif yükümlülüğünü asla yerine getirmediğini gösteriyor. Verilen disiplin cezalarının sürekliliği ile mahpusların robotik bir yapıyla temel insani değerlerinden uzaklaşmaları amaçlanıyor. İşkence ve tecrit sistemiyle mahpuslar sindirilmeye çalışılıyor. Yakın zamanda Diyarbakır T3 Cezaevi’nin işkence sistemi raporunu açıkladık. Süngerli odalar ile mahpuslar terbiye edilmeye çalışılıyor. Kamera açısına girmeyen alanlar oluşturulup mahpusların fiziki işkenceye maruz bırakıldığı noktalar geliştiriliyor. Ölüm ve açlık grevleri yaşamın kutsallığı ile direnme hakkı ikileminde kalan bir eylemdir. Mahpusların, işkenceye karşı yaşam haklarını hatırlatmak zorunda kaldıkları bir eylemselliktir." 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.