İkinci dünya savaşının ortasında, 1940’larda İngiltere’de ortaya çıkan sosyal devlet (Walfare State) bugün ciddi bir krizle karşı karşıya. Siyasetçi William Beveridge tarafından 1942’de ‘Sosyal Hizmet Devleti’ başlığı altında hükümete sunulan proje, bu teorinin temelini oluşturuyor. Düşünce, özellikle 2. Dünya savaşından sonra İsviçre’de ve akabinde Almanya’da Sozialstaat, Fransa’da ‘Etat providence’ olarak siyasette taban bulur.


Ülke kaynaklarının demokratik paylaşımı

Bugün ne hukuki ne de siyasi anlamda teorinin tam bir açıklaması olmamakla beraber, sosyal devlet, hukuk devleti, pazar ekonomisi ve üretim araçlarının mülkiyetinin kabulü üzerine kuruludur. Fakat temel hak ve özgürlükler, insan haklarının sosyal haklar ve adil paylaşımı anlamında korunmasını da esas alır. Özel mülkiyetin gücünü frenlemek ve pazar ekonomisinin devlet tarafından ölçülü oranda denetlenmesini de sağlamayı esas alır. Sosyal politikalar aracılığıyla kamu hizmetlerinin eşit sunulması, sosyal hakların korunması, asgari kamu hizmetlerinin garanti altına alınmasını savunur. Hastalık, kaza, yaşlılık, emeklilik, işsizlik, konut ve barınma gibi sosyal güvenlik hizmetlerinin devlet tarafından karşılanması veya korunmasını sağlamak da sosyal ve hukuk devletinin temel ilkeleri arasında yer alır. Özellikle 1960’lı yılların sonlarından itibaren, eşitlik, özgürlük gibi fikirlerin gelişmiş demokratik ülkelere yerleşmesinden sonra, herkesin sosyal ve kültürel hizmetler, asgari ihtiyaçlardan din, cinsiyet, sınıf farkı olmaksızın eşit şekilde yararlanmasını anayasal güvenceye alır. Ülkede yaşayan herkese, toplumsal statüsüne bakmaksızın iş imkanı sağlanması, grev hakkı, çevrenin korunması, tarımın desteklenmesi, sosyal konut yapımının teşvik edilmesi, ücretsiz zorunlu eğitim ve üniversite hizmetleri de -Avrupa’da ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte- sosyal devletin görevleri arasında sayılıyor. Bir anlamda, sosyal devlet, kamu kurumlarının, ülkede yaşayan herkesin (sadece vatandaş değil) hizmet ve zenginlik kaynaklarından adil yararlanmasını sağlayan siyasal bir kurumdur.


Devletin müdahale alanı

Sosyal devlet birçok alanda siyaset ve ekonomiye müdahale eder. Hukuki alanda, sistem karşısında, çalışma hakkı, kira ve kontrat sözleşmeleri gibi bireysel hakların güçlendirilmesini sağlar. Sosyal alanda, gelir dağılımının demokratik olması, adil bir vergi sistemi, sosyal sigortaların güçlendirilmesi, aile yardımları ve çiftçilere tarım subvansiyonları temin eder. Ekonomi ve kültür alanında, eğitim yoluyla insan kaynakları ve potansiyelinin iyi değerlendirilmesi ve kültürel, sanatsal politikaların geliştirilmesini teşvik eder. Genel yaşam kalitesinin yükseltilmesi, konut, toplu taşıma, halk sağlığı ve çevrenin korunmasına yönelik politikalar belirler.

Bunları yaparken demokratik ve adil bir siyaset yapmak da sosyal devletin ilkeleri arasında yer alır. Devletin sosyal, ekonomik ve siyasi yaşama müdahalesi eşitlikçi olmak ve ‘herkese eşit hizmet’ ilkesine riayet etmek zorunda. Sağlık, eğitim, kültür, spor, emeklilik gibi alanlarda bütün vatandaşlara eşit hizmet vermeyi esas alır.


Toplumsal barışı korumak

Sosyal devlet kesintisiz adil bir düzenin toplumun her kesimi için en geniş şekilde uygulanmasını temin etmeyi hedeflerken, aslında bazı kaygıları gidermeyi ve toplumsal uzlaşıyı garanti altına almayı esas alır. Devlet, bünyesindeki farklı siyasi ve ekonomik yapılar sayesinde toplumun her kesimini uyumlu bir şekilde bir arada yaşamaya teşvik edici politikalar belirler. Fırsat eşitliğinin her alanda uygulanması, özel yaşamın korunması, halk sağlığının denetlenmesi, ekonomiyi riske atacak politikalara müdahale etmek gibi görevleri üstlenir. 

Sosyal devlet teorisinin savunduklarına bakılınca, aslında bir uzlaşma projesi olduğu anlaşılıyor. Toplumsal barışın önemi konusunda sürekli kaygılar taşıyan ve tarihin herhangi bir döneminde, grevler, ayaklanmalar ve kurulu düzene itaatsizliklerin gelişebileceğinden, burjuva partileri de savaş sonrası konjonktöründe bu teoriye sıcak baktılar. Liberal ve kapitalist sağ partiler, özellikle iki büyük dünya savaşının yarattığı travmaların da etkisiyle, farklı açılardan da olsa sosyal devleti bir uzlaşma projesi olarak bir şekilde desteklediler. 


İlk tökezlenmeler

Her ne kadar da sosyal demokratlar bu teorinin pratiğe geçmesinde liderlik yapsalar da, özellikle Almanya ve İsviçre’de Hıristiyan Demokratlar ve merkez sağ (liberal) partiler de çeşitli yönleriyle sosyal devleti benimsediler. 1970’lerde Filistin sorunu ve beraberindeki petrol ve ekonomik kriz bir kırılmaya yol açtıysa da, sosyal devlet özellikle çalışma alanında kısa sürede önemli aşamalar katetti. Fakat 1990’ların başında hızla gelişen globalizasyon ve bununla beraber neoliberalizmin ekonomiye hakim olması asıl krizin başlangıcı oldu. Sosyal devleti koruyan bariyerler düşmeye başladı. Zengin Avrupa’nın büyük şirketleri, önce emek gücü ve ham maddenin ucuz olduğu Doğu Avrupa’ya, ardından Uzak Doğu’ya ve Afrika’ya taşınmaya başladılar. Vergilere ciddi bir darbe indiren bu durum, aynı zamanda beraberinde işten çıkarmalara, yeni işsizliklere yol açtı. İşsizlik sigortalarında ciddi çukurlar oluştu. Bunun karşısında devletler orta sınıfa yatırım yapmaya başladılar. Zira vergi veren bu kesim, sistemin ‘orta direği’ haline geldi. 2000’lerden itibaren ülkeler de giderek sosyal devletin alanını daralttılar. 


Krizden çıkış yolu

Liberal ve eleştirel (Marksist) ekonomistleri hemfikir oldukları ortak bir nokta varsa, o da sosyal devletin giderek zayıfladığı ve hatta yıkılmaya doğru gidişidir. Birinci kesim bundan büyük bir mutluluk duyarken, ikinci kesim ve sürekli kemer sıkması istenen halklar mutsuzluk duyuyorlar. Fakat sosyal devletin, sosyal güvenliğin ötesinde bir sistem olduğu da önemli bir fikir olarak siyaset, ekonomi ve akademik alanda hakim. Sosyal devleti korumanın yolu olarak demokrasinin güçlendirilmesi ve bu alanda reformlar yapılması fikri, eleştirel ekonomistlerde ağırlık kazanıyor. Kamu hizmetlerinin herkesin yararlanabileceği şekilde demokratikleştirilmesi, ülke kaynaklarının genel çoğunluk yararına adil paylaşımı ve bunun kamu kurumlarınca garanti altına alınmasının devlet harcamalarını düşürecek, çalışanların ve özellikle orta sınıfın alım gücü sayesinde ekonomi üzerinde bir yaptırım gücü oluşturabileceğini savunuyorlar. Avrupa solu ve sosyal demokratlarının düştüğü hata, neoliberal siyasetler saldırılarını artırdıkça sosyal devleti savunanların taleplerinde çıtayı düşürmeleridir. Sağın popülist ve anti sosyal politikalarına karşı aktif siyaset yerine pasif ve savunmacı politikalar uygulandı. 

Bugün birçok ülkede sol, sosyalist, sosyal demokrat partiler, neoliberalizmin yarattığı bu kaostan en az zararla çıkmanın yolu olarak sosyal sigortaların korunması, halk sağlığı, eğitim alanlarında kazanılmış hakların korunması için reformlar öneriyorlar.


* Sosyolog ve gazeteci 


Kaynakça: 

Alternatives Economiques (Alternatıf Ekonomi), Haziran 2012, no: 314

Dictionnaire historique et social de la Suisse, ‘Etat social’

Le Monde gazetesi, 22 Mayıs 2014

Pierre Rosanvallon, La crise de l’Etat providence, 

2015 (Şefkatli/Kutsal Devlet Krizi)