Geçtiğimiz hafta siyasi temaslarda bulunmak için Amerika Birleşik Devletleri'ne giden Türk Başbakanı Binali Yıldırım, ABD Başkanı Donald Trump yerine başkanın varlığında “hiç kimse” sayılan yardımcısıyla görüştü. Görüşmenin ana temasının bir süredir karşılıklı süren vize krizi olduğu söylense de asıl konu, hala devam etmekte olan ve Türkiye için hiç de hayırlı olmayacağı bariz bir şekilde gözüken Reza Zarrab davasıydı. Türk devleti bir süredir Zarrab'ın serbest bırakılması ve Fethullah Gülen'in iade edilmesi için ABD’ye dosya üstüne dosya veriyor, ancak bunlar hiç bir işe yaramıyordu. 

Zarrab'ın adı ilk olarak 17-25 Aralık Soruşturması'nda geçmiş, kilit adam olarak gözaltına alınmış ve 70 günlük tutukluluktan sonra serbest bırakılmıştı.

27 Kasım günü duruşması başlayacak olan İran asıllı Türk iş insanı Reza Zarrab, ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımları delme, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamaları nedeniyle 19 Mart 2016'da tatil için gittiği ABD'nin Miami kentinde tutuklanmış ve hakkında 50 milyon dolar para ve 90 yıl hapis cezası istenmişti. 

Tutuklu bulunduğu 1,5 yıl içinde çok sayıda cezaevi değiştiren Reza Zarrab'ın nakil işlemleriyle ilgili bilgiler Federal Hapishaneler Bürosu'nun resmi internet sitesinde günü gününe açıklanıyordu. Geçen hafta bu sitede önce tutuklu Reza Zarrab'ın tahliye edildiği, bir süre sonra da açıklamanın teknik bir hatadan kaynaklandığı belirtildi. Türk devleti Zarrab'ın ABD ile anlaşıp itirafçı olmasından korktuğu için ondan beş gün haber alamayınca hemen etekleri tutuştu ve son çareyi Amerika Birleşik Devletleri'ne diplomatik nota vermekte buldu. 

4 Temmuz 2003 günü Güney Kürdistan'ın Süleymaniye kentinde ABD askerlerinin 11 Türk askerinin kafasına çuval geçirip 60 saat boyunca alıkoyarak sorgulaması olayına çok sinirlenen Deniz Baykal, TBMM'de “ABD'ye nota vermeyecek misiniz?” diye sormuş, soruya sinirlenen o zamanki Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan; “Nota öyle her kafa estiğinde verilen bir şey değildir. Ne veriyorsun, müzik notası mı?” diyerek karşılık vermişti.

Reza Zarrab'dan beş gün boyunca haber alamadığı için ABD’ye nota veren Türk devleti, uluslararası bir komplo sonucu 19 yıldır İmralı Adası'nda rehin tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde insanlık ve hukuk dışı ağır bir tecrit uyguluyor. Sayın Öcalan 2011 yılından beri “koster bozuk, hava şartları uygun değil, OHAL” bahanesiyle avukatlarıyla 2015 yılından itibaren de ailesiyle görüştürülmüyor. En son Amed ve Strasbourg'ta başlatılan açlık grevleri sonrası kardeşi Mehmet Öcalan Eylül 2016 tarihinde Kürt Halk Önderi'yle kısa bir görüşme gerçekleştirmiş ve kamuoyuna sayın Öcalan'ın barış çağrılarını duyurmuştu. O gün bu gündür Kürt Halk Önderi’nden bir haber alamıyor. Uluslararası komplocu güçler ve sözde kurumları başta olmak üzere Türk devleti sağlığı ve güvenliğiyle ilgili büyük endişeler duyulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında hiç bir açıklama yapmıyor.

19 yıldır Kürt kadınlarının öncülüğünde yapılan “Öcalan'a Özgürlük, Kürdistan'a Statü” eylemleri Ekim 2017'den itibaren kesintisiz eylem sürecine evrildi. 23 Ekim'den bu yana Strasbourg'da bulunan Avrupa Konseyi ve İşkenceyi Önleme Avrupa Komitesi (CPT) önünde kesintisiz oturma eylemi düzenleniyor. Uluslararası komplocu güçler üç maymunu oynamaya devam ederken, Kürt halkı artık Önderliği üzerindeki yoğunlaştırılmış tecridin kaldırılması için değil, O'nun fiziki özgürlüğü için mücadele ediyor ve bunu başarıncaya kadar alanlarda olmaya devam edecek.

Bir yanda bir barış insanı olan Kürt Halk Önderi’ni insanlık dışı ve hiç bir hukuka uymayan koşullarda 19 yıl yoğun tecrit altında tutarak halkla bağlantısını kesmeye çalışan Türkiye, diğer yanda IŞİD tarafından yakılan iki Türk askeri için kılını kıpırdatmadığı halde kendisinden beş gündür haber alamadığı üst düzey para kaçakçısı ve hırsız Reza Zarrab için ABD’ye nota vererek bunun üzerinden kirli siyasi pazarlıklar yapmaya çalışan Türkiye…

Her iki Türkiye de kaybedecek, barış ve insanlık kazanacak!