1993 yılını 94’e bağlayan on gün içinde Avrupa’da ilk olarak aydınlar yürüyüşü gerçekleşti. Şu anda aramızda olmayan ama gönlümüzde yaşayan İsmet Şerif Vanlı, Galip Elçi, Şirin Cemgil, Dr. Rodi Demirkapı ve Feqi Hüseyin Sağnıç ve tek tek ismini sayamayacağım, halk aydınları katılımcılar arasındaydı. Kürt halkının tarihi ve kültürel varlığının, inkar ve imha edilmesi devlet terörüne karşı; onurlu, kararlı bir itiraz, bir direniş sergilenmişti. Türkeş, ekibi ve konsolosluk görevlileri, öncesinde Brüksel’de tertipler planlamış ve Kürt aydınları Brüksel’de sayısı bini aşan faşist guruhun saldırısına uğramıştı. Yankısı anında bütün dünyaya yayılmış, CNN dahil tüm dünya medyasının neradeyse gündemi olmuş, mazlum Kürt halkı biraz nefes almıştı. Kürtlerin haklı Özgürlük direnişi, 94 yılına böyle bir coşku ve moral üstünlükle girmişti.
Hatırlanırsa Nusaybin halk direnişiyle başlayan halklaşma süreci, Bonn - Brüksel aydınlar yürüyüşle taçlanmış, halklaşan Özgürlük yürüyüşü, biraz gecikmeli de olsa aydınlarıyla da buluşmuştu. Buna dönem ve özelliği bakımından birinci buluşma da denebilir. Takip eden yıllar da ise bu buluşma, yani aydın buluşması kendisini istenilen düzeyde geliştiremedi. Kürt Öğretmenler Birliği, Kürt Yazarlar Birliği, Kürt Enstitüleri gibi ilgili kurumsal çalışmalar yürütülse de, (görsel ve yazılı basın gibi bazı kurumlar dışında) istenilen ya da beklenilen seviyede olmadı. Yine de kurumsal ve bireysel düzeyde küçük de olsa, değerli çalışmalar yapıldı, eserler üretildi. Bu anlamda belirtmek gerekir ki; sergilenen çaba ve emek unutulmamalı ve gözardı edilmemelidir. Halka ve Özgürlük değerlerine bağlılık ve dürüst yaklaşım konusunda inkar edilemez bir dik durma inadı, sayıları çok olmasa da aydınlar şahsında sergilenmiştir. Lakin aydınlar buluşması gelişerek, başka ulusların aydınları, giderek Türkiye halkarı, emekçileri ile birleşip, büyüyeceğine, küçülmüş ve zamanla heyecanını kaybederek, çekiciliğini yitirmiştir.
Tersinden okunduğunda bu demektir ki; zalim sömürgeci egemenler, Avrupalı ve Türkiyeli aydınlar ve demokratik kamuoyunun ve yine belli oranda Kürt aydınının, Özgürlük direnişi ile buluşmasını engellemiştir. Tamda bu noktada bizden kaynaklı eksikleri de hatırlamalı ve ders çıkararak unutmamalıyız. Yetmez devrimciliğe dayanan kimi çıkarcı ve artniyetli yaklaşımlar da aydınların uzaklaşmasına, savrulmasına sebep olmuştur. Geçmişte bunun birçok üzücü örneği yaşanmıştır. Ve bu günde dikkat edilmesi gereken önemli bir konudur. Bu oyun halk üzerinde de denenmiş, akılalmaz yalan ve oyunlarla, Kürt Halk Önderi şahsında, uluslararası komploya varen tüm saldırılara rağmen istenilen sonuç elde edilememiştir. Yani egemenler; belli oranda Avrupalı, Türkiyeli ve Kürt aydının aklıyla, duyguları ve zaaflarıyla oynayarak (ki bugünde yapılmaktadır.) mücadeleden uzaklaştırmış iken, halkı koparamamıştır. Yılları bulan bu tasfiye ve komplo sürecinin ciddi oranda tahribatı da olmuştur, bunun etkileri (marjinalleştirme ve izolasyon politikaları) kısmen de olsa devam ederken:
Özgürlük direnişi etrafında kenetlenen Kürt halkı, sancılı ve zorda olsa yedi duvele karşı kendisini toparlamış, evlatlarına sahip çıkarak, son seçimlerde zaferi yakalamıştır. Bununla kalmayıp hem kendi örgütlü yapısını koruyup geliştirerek, Demokratik Özerklik’i ilan etmiş, hem de başta Kürt aydınları olmak üzere, Türkiyeli aydınlar ve emek harketiyle yeniden buluşarak, sağlam temelli bir ittifaka giderek, Halkların Demokratik Kongresi’ni kurarak uluslararası komploya ve amansız kuşatmaya, tarihi bir cevap vermiştir. Bu buluşmaya da ikinci buluşma demek yanlış olmaz. Bunun yankıları giderek Avrupa demokratik kamuoyunu ve aydınlarını etkisi altına almaktadır. Ertuğrul Kürkçü’nün seçim sonrasında belirttiği gibi, bu gelişmelerin mimarı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dır. DTK’de ifadesini bulan köy ve mahalle komünleri, kent konseyleri, Halkların Demokratik Kongresi, Kadın özgürlüğü temelinde ekolojik demokratik toplum, Ortadoğu Halklar Konfederasyonu gibi perspektif ve projeleri geliştirerek toplumun ve mücadelenin onunu açmıştır. Bu anlamda yüksek bir öngörü ve direniş sergilemiş, çözüm gücü olmuştur. Bunun karşılığında Öcalan’ın yoldaşları da; üstün bir özveri ve fedakarlıkla kahramanca direnmiş ve bu projelerin hayatla buluşmasını belli ölçülerde sağlamışlardır.
Bu ikinci buluşma daha örgütlü, daha aydınlanmış halk gücüyle kolay kolay geriye düşürülmeyecek bir düzeyi yakalamıştır. Buna birde samimi ve demokrat dindarların halk mücadelesiyle buluşmasının tarihi önemi eklendiğinde, bu seferki buluşma, Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecinde, gerçekten umut vericidir. Bunun karşılığında işbirlikçi zalim egemler, hukuk ve kanunları bir yana bırakarak; aydınlara ve birleşik örgütlü halk ve emek cephesine karşı, faşist devlet terörünü, KCK tutuklamaları adı altında devreye koymuştur. Prof. Büşra Ersanlı’dan başlayıp en küçük bir örgütlü mahalle komününe karşı yürütlen tutuklamalar, faşist devlet terörüdür. Amerikan uşağı Fethullahçılar elliyle yürütülmesi, bu gerceği değiştirmez. Buna; yetmez ama evet politikasını hala sürdüren bazı sözde aydın ve liberalleri ve Kürt Özgürlük mücadelesini ve onun Önderliğini karalayan, şaibe ve kuşku yaratarak, bu görkemli tarihi buluşmayı bozmak isteyen muhtelif karşı-devrimci patron medyasını ve bazı hasta ruhlu Kürtleri de eklemek gerek.
Avrupa’da yaşayan halkımız ve dostları, aydınların da katılımı ile bu sürece Cenevre-Strasbourg Özgürlük Yürüyüşü ile direnerek cevap vermiştir. Bu direniş Strasbourg’da süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemiyle devam etmektedir. Elbette her türlü melanete, zalim sömürgeci egemene karşı, ‘dik durma inadından’ vazgeçmeyen ve her koşulda halkının özgürlük mücadelesinin yanında olan; dürüst, onurlu kadın-erkek Kürt aydınlarını her milliyetten dost aydınları da burada anmak gerekir. Önceki oyunlardan, karşı devrim faaliyetlerinden ders çıkararak ve yetmez devrimciliğin yanılgılı, kaygılı yaklaşım ve rencide eden tahribatlarını aşarak, kapitalist moderniteye karşı, halkımızla mücadele birliği içinde olan devrimci aydınlarımıza ve küçük de olsa hizmet ve eserlerine, sahip çıkmalı, sevgiyle yaklaşmalı, değer vermeliyiz. Unutmayalım ki popülizm, dalkavukçuluk, çıkarcılık ve dedikodu çürütücüdür ve hiyerarşik iktidarcı zihniyetin tezahürleridir ve zalimlerin saldırısı kadar tehlikelidir.
Bu yazı vesilesi ile aydınlandıkça, aydınlatan ve direnen özgür Kürt kadını şahsında, 8 Mart kadın özgürlük direnişini, selamlıyor ve kutluyorum!
İkinci aydın buluşması ve dik durma inadı!