EREM KANSOY / LONDRA


İngiliz parlamentosu May hükümetine "Türkiye'ye tutumunu sertleştirme" çağrısında bulundu. Vekiller, Başbakan May’in Türkiye’deki insan hakları ihlallerini gözardı ederek Erdoğan ile silah anlaşması yapmasına da tepki gösterdi. 

Türkiye’deki gelişmeler 4,5 yıl aradan sonra ilk kez İngiliz Parlamentosu’nun gündemine geldi. Parlamento’nun Westminster Salonu’nda 16 Nisan referandumu öncesinde Türkiye’deki son durum ve insan hakları ihlallerinin tartışıldığı bir oturum gerçekleşti. İşçi Partisi Milletvekili Joan Ryan’ın meclis bünyesindeki Alevi Sekreteryası ile birlikte sunduğu önerge sonucu Perşembe günü gerçekleşen oturum 1,5 saat sürdü. 

Öncelik insan hakları olmalı

Açılış konuşmasını yapan Ryan, Başbakan Theresa May’i Ankara ziyareti sırasında silah anlaşmasına imza atarken, insan hakları ihlalleriyle ilgili konularda sessiz kalmakla eleştirdi. İşçi Partili milletvekili, "Ticaret anlaşmaları asla insan haklarının yerini alamaz. Hükümet, Türkiye ile ilişkilerinde insan haklarını gündemine almıyor" dedi. Zira May, Ocak ayında Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara'da yaptığı görüşmede, savaş uçağı geliştirilmesi için 100 milyon Sterlin’lik bir savunma anlaşmasına imza atmıştı. İki ülke arasında şu anda 16 milyar Sterlin olan dış ticaret hacminin de 20 milyar Sterlin’e çıkartılması hedefleniyor.

Silahlarımız sivillere karşı kullanılabilir 

Galler İşçi Partisi'nden Ann Clwyd ise Türkiye’deki hükümetin, İngiltere’den aldığı silahları "eninde sonunda kendi halkının üzerinde kullanacağını" söyledi. 

Türkiye’de olanlar çok saçma

İktidardaki Muhafazakar Parti Milletvekili Sir Edward Garnier de Türkiye’de yaşananların komik olmaktan saçma olmaya doğru evrildiğini belirtti. 

OHAL uluslararası hukuka aykırı

Milletvekili Fabian Hamilton ise konuşmasında, 15 Temmuz darbesi ardından ilan edilen OHAL’in Ocak 2017’de uzatıldığını ve sürenin belirsiz olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve uluslararası sözleşmelerden saptığını kaydetti. Hamilton, "Türkiye hükümeti muhaliflere acımasız bir darbe indirmeyi seçti" diye konuştu. 

Demokrasinin sadece adı var

Oturumda konuşma yapan bir diğer İşçi Partili Milletvekili ise David Lammy oldu. Lammy konuşmasında bazı istatistiki rakamlar vererek, Türkiye’de darbe girişimi sonrasında tutuklanan gazeteci ve akademisyenlere dikkat çekti ve ekledi: "Türkiyede demokrasisinin sadece adı var, bunca insan haksız yere tutuklu iken demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Erdoğan, klasik bir diktatörün sözleriyle  denetime el koyuyor. Umarım İngiltere önümüzdeki günlerde doğru şeyi yapar ve doğru şeyi söyler. Durum çok ciddi!"

Referandum bu koşullarda yapılamaz

Oturum sonrasında gerçekleştirilen basın toplantısında Joan Ryan, David Lammy ve Ann Clwyd kısa birer konuşma yaptı. Basın toplantısı sonrası İşçi Partili Ryan gazetemizin sorularını yanıtladı. Türkiye’yi diktatörlük rejimine sürükleyecek anayasa taslağının oylanacağı 18 Nisan’daki referanduma dair Ryan, "Türkiye’de yaşananlara bakarak demokratik çerçevede referandumun yapılabileceğini neredeyse söylemek imkansız" dedi. "Erdoğan’ın 'hayır' kampanyası yürüten insanları 'terörist' diye hapse atması durumun ciddiyetini gösteriyor" diyen milletvekili "Bu durumda insanlar özgür ve adil bir şekilde nasıl referanduma gider?" diye sordu. 

Gözümüz Türkiye’nin üzerinde olmalı

İngiltere ve Türkiye arasında gündeme gelen silah ticareti ve bu silahların nerede kullanılacağına ilişkin dışişleri ve savunma bakanlığının konuyu yakından takip etmesi gerektiğinin altını çizen Ryan, "Türkiye’ye verilen silahlar sadece DAİŞ’e karşı kullanılmalı. İlgili bakanlıklarımız da bu konuda Türkiye’nin üzerinden gözlerini ayırmamalıdır " dedi. 

Türkiye’de olanlardan kaygılıyız

Oturuma katılan bir diğer önemli isim ise Londra Haringey Belediye Başkanı Ali Gül Özbek oldu. Gazetemize konuşan Kürdistanlı Özbek, "Türkiye’deki faşist rejim ve insan hakları ihlallerinin buraya taşınması, burada yaşayan Türkiye ve Kürdistanlıların ne kadar kaygılı olduğunun göstergesidir" diye konuştu. 

Referandumun demokratik bir ortamda yapılacağını düşünmediğinin de altını çizen Özbek, "Herkesin 'hayır' diyeceğini umuyorum, diliyorum. 'Hayır’da bir hayır var' diyelim" dedi.