İngiltere’de 100 bin sayfalık PKK davası
Yurt Dışı Haberleri —

Londra baskın
- Londra’da altı Kürt siyasetçi ve aktivist ‘Terrorism Act 2000’den yargılanıyor. Posterler, miting konuşmaları, dayanışma mesajları ve WhatsApp yazışmaları dosyada “delil” olarak gösteriliyor. Avukat Ali Has, bunların “örgütsel faaliyet” değil, diaspora toplumunun kültürel ve siyasal hakları olduğunu söyledi.
- Has, “Yaklaşık 100 bin sayfalık belge yığını var, ancak hiçbirinin mantıksal dayanağı yok. Deliller kronolojik değil, birbirinden bağlamsız ve ilişkisiz. Bu durum hem hukuki zayıflık hem de adil yargılanma açısından ciddi riskler yaratıyor” ifadelerini kullandı.
NEJLA ARİ/LONDRA
Londra’da altı Kürt siyasetçi ve aktivist hakkında açılan ve üç ay sürmesi beklenen dava 5 Ocak 2026’da başlayacak. Soruşturmanın temelini, 27 Kasım 2024’te polis tarafından gerçekleştirilen geniş kapsamlı baskınlar oluşturuyor. Kürtlerin İngiltere’deki siyasal ve kültürel faaliyetleri ‘terör’ kavramı adı altında kriminalize ediliyor.
MET Police’e bağlı terörle mücadele birimi SO15, 27 Kasım 2024’te gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlarla Ercan Akbal, Ali Boyraz, Türkan Özcan, Agit Karataş, Mazlum Sayak ve Berfin Kurban’ı göz atına aldı. Baskınlar hem kişisel adreslerde hem de Haringay’daki Kurdish Community Centre (KCC) binasında yapıldı. Merkezde dijital materyallerden dergilere, bayraklardan notlara kadar birçok şeye el konuldu, kurum binası 9 gün kapalı tutuldu. Gözaltına alınan Kürt siyasetçi ve aktivistlere yönelik suçlamalar 10 Aralık 2024’te resmen yöneltildi.
‘PKK’ye üyelikten’ dava açıldı
Davada temel suçlama ‘Terrorism Act 2000’ madde 11 uyarınca “yasaklı bir örgüte mensup olmak veya mensup olduğunu beyan etmek.” Savcılık, altı siyasetçi ve aktivistin farklı dönemlerde PKK’ye üye olduklarını iddia ediyor. Ayrıca bazı siyasetçi ve aktivistlerin belirli toplantılarda, anmalarda, cenazelerde veya mitinglerde yaptıkları konuşmaları, bazı etkinliklerde slogan atmalarını, KCC’de düzenlenen çeşitli programlara katılmalarını “suç” olarak kayda geçirdi. Bu iddialar, özellikle toplu etkinliklerde çekilmiş videoların içeriklerine ve bazı WhatsApp mesajlarına dayanıyor.
Ocak’ta başlıyor
Dava avukatlarından Ali Has, altı hazırlık duruşmasının tamamlandığını belirterek şu bilgileri verdi: ''Son hazırlık duruşması 12 Aralık’ta yapıldı. Ana duruşma 5 Ocak 2026’da başlayacak. Jüri seçiminin ardından savcılık dijital delillerini, tanıklarını ve videolarını sunacak. Savunma ise çapraz sorgularla, uzman raporlarıyla ve teknik analizlerle yanıt verecek. Yargılamanın Mart 2026 sonunda bitmesi bekleniyor.”
Siyasal faaliyetler suç konusu
Suçlamaların kapsamının oldukça dar olduğuna dikkat çeken Avukat Has şunları kaydetti: “Altı kişinin tamamı ‘örgüte üyelik’ iddiasıyla yargılanıyor; bazılarına propaganda suçlaması eklenmiş durumda. Ancak hiçbirinde şiddet, saldırı hazırlığı, finansman, silah temini ya da kamu güvenliğini tehdit eden bir faaliyet isnadı yok. Savcılık tarafından ileri sürülen iddialar, bütünüyle sembolik, kültürel ve siyasal nitelikli faaliyetlerin genişletilmiş bir yorumla kriminalize edilmesine dayanıyor.’’
Yargılanan Kürtlerin değerleri
Dosyadaki delillerin büyük kısmı posterler, bayraklar, anma programları, miting konuşmaları, dayanışma mesajları, WhatsApp yazışmaları ve eski fotoğraflardan oluşuyor. Avukat Has, bunların “örgütsel faaliyet” değil, diaspora toplumunun en temel kültürel ve siyasal faaliyetleri olduğunun altını çizerek ekledi: “Anma törenleri, cenazeler, mitingler, posterler, dayanışma mesajları ve sembolik söylemler, onlarca yıldır bu ülkede yaşayan Kürt toplumunun kamusal varoluş biçiminin temel unsurlarıdır. Dolayısıyla bu dava, yalnızca altı kişinin yargılanması değil, aynı zamanda Kürt toplumunun siyasal ve kültürel ifadesinin hangi noktada kriminalize edildiğini, ifade özgürlüğünün nerede daraltıldığını ve terör mevzuatının hangi sosyo-politik amaçlarla esnetilebildiğini de gözler önüne seriyor.”
Yasalar baskı aracına dönüşüyor
Kürt halkına yönelik onlarca yıllık kriminalizasyon pratiğinin, diaspora düzleminde yeniden üretildiği bir tabloyla karşı karşıya olduklarını dile getiren Has şöyle devam etti: “Kürtlerin kimlik, dayanışma, anma ve ifade pratiklerinin, somut hiçbir şiddet bağlantısı olmadan suç kapsamında değerlendirilmesi, maalesef hem tarihsel hem de güncel bir örüntünün devamıdır. Bu dava aynı zamanda Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkına yönelik sistematik baskıların uluslararası sahadaki yansımasıdır. Tarihsel olarak Kürtlerin politik duruşlarını veya ulusal taleplerini ifade eden söz, sembol ve faaliyetler, çoğu zaman 'güvenlik’ başlığı altında kriminalize edildi. Londra’da açılan dava da terör yasalarının nasıl toplumsal baskı unsuru olarak kullanılabildiğini hatırlatan çarpıcı bir örnektir.’’
Suçlamaların dayanağı yok
Davada yaklaşık 100 bin sayfayı bulan ve hiçbir mantıksal organizasyonu olmayan, dağınık ve kaotik bir delil sunumunun yapıldığını söyleyen Ali Has, davadaki çelişkili durumu özetledi: ''23 yılı aşan avukatlık deneyimim boyunca bu derece düzensiz ve bütünlüğü bulunmayan bir dosya sunumuyla karşılaştığımı hatırlamıyorum. Deliller bir zincir mantığı, kronolojik akış, bağlamsal ayrım veya suç isnadıyla ilişki kuracak bir yapıdan yoksun şekilde verilmiştir. Savunma ekibi ve uzmanlarımız aylardır bu belge yığını içinde mantıklı delil ve dayanak aramaya çalışıyor, telefon dökümlerini, elektronik cihaz verilerini, sanal medya ve mesajlaşma içeriklerini tek tek inceliyor. Özetle, dosyanın kendisi hem mantıksal olarak zayıf hem yorumlara aşırı bağımlı hem de usul açısından kaotik bir yapı gösteriyor. Söz konusu suçlamalar hem hukuki dayanaktan yoksun hem de adil yargılanma ilkesine aykırı riskler barındırıyor’’
Süreç hatırlatması
Dosyanın en dikkat çekici ve aslında en absürt yönlerinden birinin zamanlaması olduğuna işaret eden Ali Has, Türkiye’de diyalog ihtimalleri yeniden tartışılmaya başlanırken, diasporadaki Kürtlerin kültürel ve siyasal faaliyetlerinin kriminalize edilmesinin bu iyimser havayla tamamen ters düştüğüne dikkat çekti.
Has, “Davanın, Cumhuriyet tarihinin ‘en geniş kapsamlı ve en iddialı Kürt açılımının’ gündemde olduğu bir döneme denk gelmesi, ister istemez birçok soru işaretini beraberinde getiriyor. Türkiye’de barış ve demokratik çözüm umutlarının yeniden konuşulduğu bir ortamda, İngiltere’de böyle bir davanın açılması, konuyu hukuki bir meseleden çıkarıp, uluslararası politik bağlamın gölgesini taşıyan bir zamanlama tartışmasına dönüştürüyor. Bu da doğal olarak, dosyanın niyetine, kapsamına ve motivasyonlarına dair kamuoyunda haklı şekilde soru işaretleri doğuruyor.”













