Türk siyasi tarihine ikinci bir Yıldırım Akbulut vakası olarak geçen, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in(İ.N.Ş) vukuatları bir türlü bitmek bilmiyor.
İ.N.Ş, yaptığı gaflar ve negatif icraatlarıyla, basın dünyasını haber sıkıntısından kurtarıp, gülünç tavırlarıyla "bütün zamanların en medyatik içişleri bakanı" ünvanına sahip olmakta gecikmedi.
En son iki gün önce Hakkari’de karizması fena halde çizilen İ.N.Ş, bir süre önce de biber gazının insan sağlığına hiçbir zararlı etkisi olmadığını iddia ederek, aynı zamanda tıp tarihinde de kalıcı bir isim olmayı başardı!
İ.N.Ş’nin bu ‘kıymeti kendinden menkul’ beyanatları, konunun uzmanları tıp doktorları tarafından hemen yalanlansa da söz konusu biber gazının polislerce bir silah olarak kullanımına devam edildiği malum.İşçi, memur ve emekli maaşlarına zam yapmama gerekçesi olarak kaynak yokluğunu gösteren iktidarın, öldürücü etkisi kanıtlanmış biber gazını vatandaşın üzerine sıkarken gösterdiği sınırsız cömertlik, gözlerimizi yaşartıyor.
Vatandaşa ikide bir kemer sıkmayı ve israftan kaçınmayı salık veren hükümetin, "her şey vatandaş için" şiarıyla, biber gazı alımı ve stoğu konusunda gösterdiği savurganlık, devlet bütçesini zor duruma sokacak gibi...Vatandaşı vatandaştan koruma adına, vatandaşlarını infaz etmekte eli açık davranan bir "Devlet baba" ülkesinde, içişleri bakanının biber gazı kullanımında cimrilik yapması ayıp olurdu zaten.
‘Teşbihte hata olmaz’ derler ama İ.N.Ş ve idaresi altındaki polislerin hiyerarşik ilişkisini açıklayabilecek "kılavuzu karga olanın…" şeklinde başlayan sözden daha uygun bir söz olmaz herhalde.
Zira içişleri bakanı olarak vatandaşın güvenliğinden sorumlu olan İ.N.Ş’nin, vatandaşı insan yerine koymayan açıklama ve tutumları ortadayken; onun emrindeki bir polisin yine polisler tarafından katledilen bir vatandaşın ardından yaptığı açıklama kimseyi şaşırtmadı.
İzmir Karabağlar'da polisin bir genci infaz etmesinin ardından bir sosyal paylaşım sitesinde "Helal olsun sokak ortasında dayak yiyip de üniformayı rezil etmediniz. Ölen ve yaralanan köpeklere Allah'tan rahmet dilemiyorum" şeklinde açıklama yapan Emniyet Müdürü Sedat Göktaş da İ.N.Ş’nin izinden gidiyor olmalı.
Sözde vatandaşın can güvenliğini korumakla mükellef olan bir emniyet amirinin, vatandaşın katledilmesinden duyduğu bu memnuniyet, sıradaki infaz vakalarında motive edici bir rol oynayacak besbelli.Çünkü ülke tarihinde sayısız örneği olan yargısız infaz olaylarında, faillerin ödüllendirilip terfi ettirilmelerinin, nasıl adım adım bugünkü insan avı sürecini doğurduğunu gördük.
Ancak vatandaşın sorgusuz-sualsiz sokak ortalarında infaz edilmesinden, failleri ödüllendiren yetkili organlar kadar, katillerden hesap sorma yerine, onları omuzlarda taşıyarak onure eden, gerici-ırkçı zihniyetler de sorumludur.
Daha önceleri söylediğimiz ve görüldüğü kadarıyla ne yazık ki birçok kez daha tekrarlamak zorunda kalacağımız gibi, sınırsız yetkilerle donatılan emniyet güçleri, ülke insanının can güvenliğinin gerçek tehdidi haline gelmiş bulunuyor.
Bu noktada; insanım diyen her bireye düşen acil görev; ayırım yapmaksızın bütün insanların doğumundan itibaren sahip oldukları temel hak ve özgürlükleri önündeki engellerin kaldırılması için mücadele etmektir.Söz konusu hak ve özgürlükler mücadelesi için yapacağımız en küçük şey, devletin bu şiddet politikasıyla hemfikir olmadığımızı ifade eden tepkimizi ortaya koymak olabilir.
Hiçbir şey yapılamıyorsa bile; en azından hayatımızı doğrudan etkileyen, yaşadığımız ülkenin yöneticilerini seçerken daha özenli ve insan haklarına daha duyarlı bir bilinçle hareket edebiliriz.