"Yamyam dünya düzeni"ne karşı duran ve yazan İsviçreli Jean Ziegler ardından:

  • Ziegler, Che Guevara'nın kendisine "sübversif entegrasyonun yolunu gösterdiğini" anlatıyordu: Kurumların içine girmek ve onların gücünü devrimci amaçlar için kullanmak. Bunun üzerine akademik çalışmaya yöneldi.
  • Ziegler, Antonio Gramsci'nin kullandığı anlamda bir iyimserdi: Sermayenin yıkıcı egemenliği karşısında aklın kötümserliğini koruyan, fakat buna direnmekten ve başka bir dünyanın mümkün olduğu umudundan vazgeçmeyen bir iyimser iradeli.

 

Kurt Seifert* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Refahını, paraları için güvenli bir liman ve her türlü iş için elverişli bir merkez arayan dışarıdakilere borçlu olmasına rağmen kimi zaman epey dar görüşlü olabilen küçük bir ülkenin büyük ruhuydu o. Bern Oberland doğumlu Hans Ziegler, kendinden fazlasıyla memnun görünen bu toplumun sınırlarına sığmak istemedi. Önce Paris'e, ardından New York'a gitti. Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoir ile kurduğu dostluk sayesinde dönemin saygın edebiyat ve politika dergisi Les Temps Modernes'te yazma imkânı buldu; ancak bunun için adını "Jean" olarak değiştirmesi gerekti.

Ziegler'in siyasal bilinci, Birleşmiş Milletler adına çıktığı iki yıllık Afrika görevi sırasında radikalleşti. Bu dönem, Kongo'nun ilk başbakanı Patrice Lumumba'nın öldürülmesinin hemen sonrasına denk geliyordu. Ülkesini bağımsız bir yola sokmaya çalışan Lumumba'nın ölümünden sonra, doğal kaynaklar bakımından son derece zengin olan Kongo, yoksulluk, savaş ve salgınlarla boğuşmaya devam etti; sömürünün meyvelerini toplayanlar ise refah içinde yaşam sürdü. Yoksulluk ile zenginlik arasındaki bu uçurumu yakından gördükten sonra Ziegler, kendisini "üçüncü dünya"daki silahlı mücadelelerin içinde bulmayı arzuluyordu. Ancak 1964 yılında Cenevre'de düzenlenen bir konferansa Küba hükümetinin temsilcisi olarak katılan ve Ziegler'in şoförlüğünü yaptığı Che Guevara, ona başka bir yol gösterdi. Che'ye göre Ziegler'in yeri "canavarın beyni"ndeydi; mücadeleyi orada vermeliydi.

Che’den sübversif entegrasyon önerisi

Nisan 2024'te, 90. yaş günü vesilesiyle İsviçre sendika gazetesi Work'e konuşan Ziegler, Che Guevara'nın kendisine "sübversif (altüst edici) entegrasyonun yolunu gösterdiğini" anlatıyordu: Kurumların içine girmek ve onların gücünü devrimci amaçlar için kullanmak. Bunun üzerine akademik çalışmaya yöneldi ve Cenevre Üniversitesi'nde Kalkınma Sosyolojisi kürsüsünü üstlendi. Sosyal Demokrat Parti'ye (SP) katıldı; 1967'de ilk kez Ulusal Konsey'e, yani İsviçre parlamentosunun büyük kanadına seçildi. Uzun yıllar SP'nin başkanlığını yapan Helmut Hubacher'in bir zamanlar söylediği gibi, İsviçre'nin Ziegler gibi birine ihtiyacı vardı.

Ne var ki herkes aynı fikirde değildi. Özellikle İsviçre burjuvazisinin temsilcileri için Ziegler rahatsız edici bir figürdü. O, İsviçre'nin kara parayla kurduğu ilişkileri ve büyük bankaların dünyanın dört bir yanındaki vergi kaçakçılarına sunduğu hizmetleri sert biçimde eleştiriyor, bu yüzden de kısa sürede kapitalizm eleştirmeni olarak ün kazanıyordu. Neue Zürcher Zeitung'un ölüm ilanında hafif alaycı bir ifadeyle belirttiği gibi, "hiçbir tartışmadan kaçınmıyordu". 1998'de yayımladığı İsviçre, “Altın ve Ölüler” adlı kitabıyla, İsviçre bankalarında öldürülen Yahudilere ait "unutulmuş" hesaplar skandalını gündeme taşıdı. Bankalar bu paralara sessizce el koymuştu. Ziegler'in "vatana ihanet" suçlamasıyla yargılanması istendi, ancak dava sonuçsuz kaldı. Sonunda hesap vermek zorunda kalanlar bankalar oldu; bir uzlaşma sonucunda Yahudi yardım kuruluşlarına yaklaşık 1,2 milyar dolar ödediler.

Ziegler'in sosyalist hükümetlere ve emperyalizm karşıtı hareketlere duyduğu sempati, burjuva ana akımının hiçbir zaman hoşuna gitmedi. Neue Zürcher Zeitung, ölüm duyurusunda onun bu sempatisini "yanlış kişilere duyulan sevgi" olarak tanımlıyor. Bu "yanlış kişiler" arasında, 2011'de öldürülen Libya lideri Muammer Kaddafi de vardı; Ziegler onun adına verilen bir insan hakları ödülünü kabul etmişti. Ancak aynı gazete, Ziegler'in ne hakkında konuştuğunu ve yazdığını bilen biri olduğunu da teslim ediyor. Onun alaycı değil, dünyanın içindeki sefalet karşısında gerçekten sarsılan bir insan olduğunu vurguluyor.

Ziegler’in Kürt halkıyla dayanışması

Jean Ziegler, yaşamının son döneminde de küresel eşitsizliklere, sömürgeciliğin mirasına ve halkların kendi kaderini tayin hakkına ilişkin görüşlerini açıkça savunmayı sürdürdü. Bu tutumu onu Kürt meselesinde de alışılmış Avrupa siyasetinin dışına taşıdı.

Konu hakkında bir çok kez görüş belirten Ziegler, 2017'de ANF'ye verdiği söyleşide, Türkiye'nin Kürt kentlerindeki savaş politikasını "insanlığa karşı suç" olarak nitelendirip, Avrupa'nın sessizliğini de eleştirdi. Aynı söyleşide PKK'nin Avrupa Birliği'nin terör listesinde yer almasına karşı çıkarak örgütü “meşru bir özgürlük hareketi” olarak tanımladı ve dikkat çekici bir ifadeyle “Che bugün yaşasaydı PKK'nin yanında savaşırdı” dedi.

Mayıs 2023'te Medya Haber'e verdiği demeçte Kürt halkının bir cesaret ve kararlılık örneği olduğunu dile getiren Ziegler, şu ifadeleri kullandı: “Kürt halkına teşekkür etmek istiyorum. Cihatçılara karşı verdikleri mücadele için teşekkür ediyorum. Nesilden nesile cesaret ve kararlılık örneği olarak bize ilham veren binlerce yıllık tarihi olan bu muhteşem halka teşekkür ediyorum. Kürt halkına hayranlık ve dayanışma duygularımı iletiyorum”.

Aynı yıl yaptığı başka bir açıklamada ise 'Abdullah Öcalan, Kürt direnişinin ve Kürt halkının meşru lideridir' diyen Ziegler, uluslararası toplumun 'Öcalan’ın özgür bırakılmasını talep etmesi ve kendisini sadece PKK’nin değil, Kürt halkının da yegane lideri olarak tanıyıp meşruiyetini kabul etmesi' gerektiğini ifade etmişti.

Birleşmiş Milletler'de görev yapmış bir insan hakları savunucusu, açlıkla mücadele raportörü ve kapitalizm eleştirmeni olarak Ziegler'in bu tutumu, onun yaşamı boyunca sürdürdüğü temel yaklaşımın bir devamıydı: Dünyaya devletlerin ve güç merkezlerinin değil, ezilenlerin ve dışlananların gözünden bakmak.

 

Duyarlı ve iyimser bir irade…

Ziegler'in düşünce dünyasının çoğu zaman gözden kaçan yönlerinden biri de dini duyarlılığıydı. Bu yönünü, ilk bilimsel çalışmalarından biri olan ve 1975'te yayımlanan “Yaşayanlar ve Ölüm” adlı kitabında görmek mümkündür. Kitapta Batı'daki ölüm anlayışıyla Afrika'daki ölüm anlayışını karşılaştırırken, "bedenin kesin ölümü" ile "bilincin belirsiz ölümü" arasındaki ilişki üzerine düşünür. Bu tartışma onu sonunda diriliş meselesine, yani kesintiye uğramış gibi görünen varoluşun devamı fikrine götürür. Ziegler dirilişe inanıyordu; ona göre yaşam hiçlikle son bulamazdı.

Jean Ziegler, Antonio Gramsci'nin kullandığı anlamda bir iyimserdi: Sermayenin yıkıcı egemenliği karşısında aklın kötümserliğini koruyan, fakat buna direnmekten ve başka bir dünyanın mümkün olduğu umudundan vazgeçmeyen bir iyimser iradeli.

Jean Ziegler, 10 Haziran'da Cenevre'de 92 yaşında hayatını kaybetti.

* Kurt Seifert, junge Welt için düzenli olarak yazılar kaleme alan İsviçreli bir sosyal bilimci, gazeteci ve yazardır

Kaynak: https://www.jungewelt.de/artikel/524193.nachruf-optimist-des-willens.html