Sahel’de yeni bir yol
Dünya Haberleri —

Che Guevara ve Thomas Sankara/foto:AFP
Burkina Faso yurtseverlik, dayanışma ve adalet ile kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor
- Burkina Faso halkı (ki ülkenin adı “onurlu insanlar” anlamına geliyor) dışarıdan dayatılan parti sistemine mesafeli. Cumhurbaşkanı İbrahim Traoré de yakında açıklanması beklenen “Devrim Manifestosu”na da atıf yaparak, Thomas Sankara çizgisinin devamı olarak üç temel değeri öne çıkardı: yurtseverlik, siyasi bilinç ve fedakârlık.
- Bir devrimci, hem kendi yurdunu hem de barış ve adalet isteyen tüm halkları seven kişidir. Yurt sevgisi, birlikte yaşadığın insanları sevmeyi gerektirir; bunun ötesinde ise dünyadaki tüm halklara yönelik bir bağlılığı içerir. Traoré’ye göre bu yaklaşım, doğal olarak dayanışmayı, karşılıklı yardımı ve barışı beraberinde getirir. Bu çerçeve, yeni Burkina Faso’nun temel “yurtseverlik” anlayışı olarak sunuluyor.
Georges Hallermayer * Çeviri: Yeni Özgür Politika
Burkina Faso’da yönetim, ülkenin kalkınmasını ve savunmasını dışa bağımlı olmadan yürütmeyi hedefleyen yeni bir çizgi izliyor. Bu süreçte en dikkat çekici unsur ise halkın doğrudan seferber edilmesi ve bu politikanın belirli ölçüde karşılık bulması.
Cumhurbaşkanı Ibrahim Traoré, çizdiği yolu Thomas Sankara’nın mirasına dayandırıyor ve Burkina Faso’yu tüm Afrika için bir model olarak gösteriyor.
Devrim manifestosu: “yurtseverlik, dayanışma ve adalet”
1 Nisan’da, “İlerici Halk Devrimi”nin birinci yıldönümünde Traoré, “Devrim Manifestosu”nun üç temel ilkesini açıkladı. Aynı gün Burkina Faso’nun günlük gazetesi Sidwaya’da yer alan konuşmasında, bir devrimciyi şöyle tanımladı: Bir devrimci, hem kendi yurdunu hem de barış ve adalet isteyen tüm halkları seven kişidir. Yurt sevgisi, birlikte yaşadığın insanları sevmeyi gerektirir; bunun ötesinde ise dünyadaki tüm halklara yönelik bir bağlılığı içerir. Traoré’ye göre bu yaklaşım, doğal olarak dayanışmayı, karşılıklı yardımı ve barışı beraberinde getirir.
Bu çerçeve, yeni Burkina Faso’nun temel “yurtseverlik” anlayışı olarak sunuluyor.
Batı medyasının suçlamaları
Yıldönümüyle aynı zamana denk gelecek şekilde, Batı medyası ABD merkezli insan hakları örgütü Human Rights Watch’un bir raporuna geniş yer verdi. “Kimse kaçamıyor” başlıklı raporda, Burkina Faso’da hem ordu güçlerinin hem de El Kaide bağlantılı grupların 2023’ten bu yana 1.800’den fazla insanın ölümünden sorumlu olduğu öne sürülüyor.
Ayrıca çatışmalar sırasında Fulbe (Peul) topluluğuna mensup on binlerce kişinin sistematik biçimde yerinden edildiği iddia ediliyor.
“Ordu artık dış kontrol altında değil”
Traoré ise bu raporun ardından düzenlediği basın toplantısında farklı bir tablo çizdi. En başta, ordunun artık yabancı güçlerin kontrolünde olmadığını vurguladı: Ülkenin uzun süre “kaybedilmiş” durumda olan birçok bölgesinin, zorlu çatışmalar sonucunda yeniden ele geçirildiğini söyledi. 2022’de ülke haritasında cihatçı grupların kontrolündeki çok sayıda “kırmızı bölge” bulunduğunu hatırlatan Traoré, bugün bu alanların büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını ifade etti.
Bu değişimde, “Yurt Savunması Gönüllüleri” (VDP) olarak bilinen yerel milis güçlerinin belirleyici rol oynadığı belirtiliyor. Burkina Faso’nun birlikte hareket ettiği Sahel Devletleri İttifakı (AES) içinde yer alan Nijer de benzer gönüllü birlikler kuracağını duyurdu.
Adım adım kontrol ve geri dönüşler
Başbakan Jean Emmanuel Ouédraogo’nun verdiği rakamlara göre, yıl başı itibarıyla ülke topraklarının yüzde 74’ü yeniden güvenlik altına alınmış durumda. Bu oran, bir önceki yıla göre artış anlamına geliyor.
Yeni askeri strateji kapsamında ülke genelinde üsler kurularak alan hâkimiyeti güçlendiriliyor. “Temizlenen” köyler VDP birlikleri tarafından korunurken, geri dönen sivillere de dayanışma fonları aracılığıyla destek sağlanıyor.
Kasım ayında başlatılan “Deme Sira” kampanyası kapsamında mart sonuna kadar yaklaşık 1,7 milyon avro dağıtıldı. Bunun yanı sıra “Faso Mebo” girişimiyle, geri dönen halkın kendi imkânlarıyla sağlık merkezleri ve okullar inşa ettiği belirtiliyor.
Yerinden edilenlerin sayısı azalıyor
Traoré’ye göre, bir dönem iki milyona ulaşan ülke içi yerinden edilmiş kişi sayısı bugün bir milyonun altına düşmüş durumda. Cumhurbaşkanı, yıl sonuna kadar bu sayının daha da azalacağını öngörüyor.
Genel tablo, Burkina Faso’nun hem güvenlik hem de kalkınma alanında dışa bağımlılığı azaltmaya çalışan, yerel katılımı merkeze alan yeni bir yol denediğini gösteriyor. Ancak bu sürecin sahadaki gerçek etkisi ve sürdürülebilirliği ise tartışılmaya devam ediyor.
Traoré liderliğindeki askerî geçiş yönetimi bir yıl önce “İlerici Halk Devrimi”ni ilan ettiğinden bu yana Burkina Faso köklü bir dönüşüm sürecine girdi. Ekonomi ve maliye alanında yeni düzenlemeler yapıldı; sanayileşme ve tarımın geliştirilmesi için adımlar atıldı. İnsanlar sadece köylerini savunmakla kalmıyor, “Faso Mebo” girişimi kapsamında altyapıyı iyileştirmek için de bizzat çalışıyor.
Cihatçı gruplara karşı yürütülen mücadele için “Yurtsever Destek Fonu”na yaklaşık 350 milyon avro bağış yapıldı; bu, bir önceki yılın iki katı. Buna ek olarak, kamusal alanlarda daha çok temizlik ve düzeni sağlamakla görevli “Labaal Tugayları” da devreye alındı.
Yeni çıkarılan maden yasası sayesinde 2025’te ülkenin iç kaynak gelirleri yaklaşık dörtte bir oranında arttı. Altın üretimi 94 tona yükseldi ve bu da devlet kasasına yaklaşık 1,2 milyar avro gelir sağladı. Ekonomi yüzde 6,5 büyürken, Sahra Altı Afrika genelinde bu oran yüzde 3,3’te kaldı. Enflasyon ise sıfıra kadar geriledi; oysa 2014’te yüzde 4,2 seviyesindeydi. Aynı dönemde Sahra Altı Afrika’da enflasyon 2025’te yüzde 13,1, 2024’te ise yüzde 20,3 olarak gerçekleşti. Temel gıda ürünleri de sübvanse ediliyor ve bu ürünlere tavan fiyat uygulanıyor.
Thomas Sankara çizgisinden…
27 Mart’ta “Yasama Halk Meclisi”nin 70 üyesi yeni bir “Devrim Şartı” ilan ederek 2022’de kabul edilen geçiş şartının yerine bunu koydu. Adalet Bakanı Edasso Rodrigue Bayala, Sidwaya gazetesine verdiği demeçte bunu şöyle özetledi: Ülkenin siyasi partilerin kapatılması ve yeni bölgelerin oluşturulması gibi süreçlerden geçtiğini, yeni metnin de bu değişimlere uygun bir hukuki çerçeve sunduğunu söyledi. Ayrıca metnin emperyalizm ve yeni-sömürgecilikle mücadele gibi başlıklara da odaklandığını vurguladı. Şartnameye göre ülke dört yeni bölgeye ayrılıyor ve Burkina Faso laik bir devlet olarak tanımlanıyor.
Batı medyasında ise geçiş sürecinin lideri Ibrahim Traoré’nin ileride yapılacak seçimlere katılabilmesinin eleştirildiği görülüyor; bunun demokrasiye aykırı olduğu öne sürülüyor. Ancak Burkina Faso halkı (ki ülkenin adı “onurlu insanlar” anlamına geliyor) dışarıdan dayatılan parti sistemine mesafeli. Traoré de konuşmasında bu sistemin hem bölünmüşlüğü hem de yolsuzluğu beslediğini savundu.
Ayrıca yakında açıklanması beklenen “Devrim Manifestosu”na da atıf yaparak, Thomas Sankara çizgisinin devamı olarak üç temel değeri öne çıkardı: yurtseverlik, siyasi bilinç ve fedakârlık.
* * *
Devrim Manifestosu’nun üç temeli
“İlerici Halk Devrimi”nin birinci yıldönümünde Burkina Faso Devlet Başkanı İbrahim Traoré, 1 Nisan’da “Devrim Manifestosu”nun üç temel ilkesini açıkladı. Burkina Faso'dan günlük gazete Sidwaya’nın aynı gün aktardığı konuşmasında Traoré, devrimcinin her şeyden önce “yurtsever, barış ve adalet arayan, halkları seven bir kişi” olduğunu vurguladı. Ona göre yurtseverlik, birlikte yaşadığın insanları sevmekten geçer; dahası, dünyada barış ve adalet arayan tüm halklara sevgi beslemeyi gerektirir. Sevgiye dayanan bu yaklaşım, doğal olarak dayanışmayı, karşılıklı yardımlaşmayı ve barışı güçlendirir. Sidwaya’nın “yeni Burkinabe triptiği” (Burkina Faso için yeni üçlü ideolojik çerçeve) olarak tanımladığı çerçevenin ilk ayağını da bu anlayış oluşturur: yurtseverlik.
İkinci ilke ise siyasi bilinçtir. Traoré, 1 Nisan’daki konuşmasında bunu şu sözlerle ifade etti: “Devrimci, bilginin peşinden gider; çünkü hayatı bilgiyle dönüştürürüz. Tarihini, köklerini, atalarını bilmek; nereden geldiğini ve atalarının dünya ile nasıl ilişki kurduğunu anlamak zorundadır. Aynı zamanda dünya halklarının ve liderlerinin bugünkü durumunu, eylemlerini ve davranışlarını soğukkanlılıkla analiz etmeli; bugünü derinlemesine kavrayarak gelecekte nasıl hareket edeceğini belirlemelidir.” Traoré’ye göre devrimci, geçmiş ile bugün arasında bağ kurabilen ve bu birikimi geleceğe taşıyabilen kişidir. Bu nedenle ideolojik, siyasi, felsefi ya da bilimsel ayrım gözetmeksizin bilgiye her koşulda ulaşmayı hedeflemelidir.
Üçüncü ve son ilke ise fedakârlık ve dirençtir. Traoré bu noktayı şöyle özetledi: “Bir devrimci, çevresine yaydığı sevginin ve aradığı bilginin ötesinde, kendisini ezmeye çalışanlara karşı dimdik durabilmelidir. Ezenlere karşı net bir duruş sergiler; egemenlik kurmaya çalışanlara, emperyalizme ve vatanını sevmeyenlere karşı direnir.” Ona göre devrimci, ihanetle uzlaşmaz ve mücadelesini öncelikle fikirlerin ve argümanların gücüyle yürütür. Bu gücün kaynağı ise, başka herhangi bir mücadele biçimine başvurmadan önce edinilen derin ve sistemli bilgidir.
* Georges Hallermayer, junge Welt ve Ossietzky dergisi için yazılar kaleme alan Alman gazeteci ve yazar.
Kaynak link: https://www.jungewelt.de/artikel/520593.selbstbestimmung-neue-wege-im-sahel.html















