İran’da siyasi tutsaklar tehdit altında

Dünya Haberleri —

Evin Cezaevi / foto:AFP

Evin Cezaevi / foto:AFP

  • Savaşın başlamasıyla İran rejiminin siyasi tutsaklar üzerindeki baskısı da arttı. İsfahan’daki Dastgerd Cezaevi’nde tutulan tutsaklar otobüslere bindirilerek bilinmeyen yerlere götürüldü. Evin Cezaevi’nin 209. Koğuşundaki tutsaklar bilinmeyen yerlere sevk edildi.
  • Şiraz’daki Adelabad Cezaevi’nde güvenli yere nakil talep eden tutsakların koğuşlarına baskın yapıldı, tutsaklara şiddet uygulandı. Büyük Tahran Cezaevi’nde gıda ve tedavi hakkına erişilemiyor. Tutsaklar aile ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. 

NEJLA ARİ/LONDRA

Shiva Mahbobi, İran’daki siyasi tutsakların içinde bulunduğu durumu yakından bilen bir isim. Henüz 16 yaşındayken tutuklanan ve üç yıl cezaevinde kalan Shiva, Londra’da yaşıyor ve psikoterapist olarak çalışıyor. İran’daki Siyasi Tutsaklara Özgürlük Kampanyası’nın (CFPPI) Sözcüsü ve tanınan bir aktivist olan Shiva, ayrıca uzun süredir Kürt siyasi tutsakların hakları ve özgürlüğü için kampanya yürütüyor. 2008 yılından bu yana cezaevinde ağır koşullar altında tutulan Kürt aktivist Zeynep Celaliyan da bunlardan biri.

Shiva’nın aktardığına göre son tutuklama dalgasıyla birlikte İran’da yaklaşık 100 bin muhalif hapiste. Tutukluların korumasız kaldığını belirten Shiva, siyasi tutsaklar için endişeli olduklarının ve acilen harekete geçilmesi gerektiğinin altını çiziyor. İran’daki siyasi tutsakların durumunu Shiva Mahbobi’yle konuştuk:

Ortadoğu’da savaş derinleşirken, İran’ın cezaevleri üzerindeki baskısını yoğunlaştırdığı belirtiliyor. Cezaevlerinde tam olarak neler oluyor?

İran’da cezaevlerinin duvarları ardında ciddi bir insani kriz yaşanıyor. Siyasi tutsaklar giderek daha tehlikeli ve hayatlarını tehdit eden koşullarla karşı karşıya kalıyor. CFPPI’ye ulaşan son derece kaygı verici bilgilere göre, bazı tutsaklar resmi gözaltı merkezlerinden alınarak aralarında Devrim Muhafızları’nın (IRGC) kontrolündeki tesislerin de bulunduğu noktalara götürülüyor. Ancak hangi şehirlerdeki noktalara götürüldüğü açıklanmıyor. Ayrıca tutsakların askeri saldırıların hedefi olabileceği yerlere bilinçli bir şekilde götürülmüş olabileceği ihtimali de belirtiliyor. İlaç, yeterli gıda ve temel ihtiyaçlara erişilmiyor. Öte yandan, bazı şehirlerde askeri noktalara yakın olan cezaevlerinde bulunan tutsakların hava saldırılarına karşı hiçbir koruması yok, tıbbi yardım ya da temel ihtiyaçların sağlanacağına dair hiçbir güvence bulunmuyor. Silahlı çatışma ile sistematik baskının birleşmesi, savunmasız binlerce tutsak için son derece tehlikeli bir tablo ortaya çıkarmış durumda.

Siyasi tutsaklar şu anda hangi risklerle karşı karşıya?

Riskler hem çok ciddi hem de son derece acil. Ocak ayında gerçekleşen katliamlardan ve rejimin iletişimi kesmesinden bu yana İran’dan gelen bilgiler sınırlı. Ancak bize ulaşan bilgilere göre, İsfahan’daki Dastgerd Cezaevi’nde tutulan siyasi tutsaklar ve yeni gözaltına alınan bazı kişiler otobüslere bindirilerek bilinmeyen yerlere götürüldü. Ayrıca 2 Mart’ta Evin Cezaevi’nin 209. koğuşunda tutulanlar da neresi olduğu açıklanmayan yerlere sevk edildi. Ailelerine ve avukatlarına nerede olduklarına dair herhangi bir bilgi verilmedi. Bu durum zorla kaybedilme ihtimali konusunda ciddi kaygılar doğuruyor. Evin Cezaevi’ndeki tutsakların aileleri, saldırılar başladığında tutuklulara yemek verilmediğini ve hücre kapılarının mühürlendiğini de aktarıyor. İddialara göre cezaevi personeli geri çekildi ve tesisin kontrolü Devrim Muhafızları’yla bağlantılı özel güvenlik birimi NOPO’ya bırakıldı.

Yine Şiraz’daki Adelabad Cezaevi’nde hayatlarından endişe eden tutsaklar protesto düzenleyerek güvenli bir yere nakledilmeyi talep etti. Bunun üzerine çevik kuvvetin cezaevine baskın düzenlediği,

Tutsaklara şiddet uyguladığı, birçoğunu insanlık dışı ve sağlıksız koşullarıyla bilinen bodrum katındaki tek kişilik hücrelerde kalmaya zorladığı bildiriliyor.

Büyük Tahran Cezaevi’nde (Fashafouyeh) ise idari bölüm ile gıda tedarik alanlarının hava saldırılarında ağır hasar gördüğü bildiriliyor. Dolayısıyla tutsaklar gıdaya erişemiyor; ilaç kullanması gerekenler ise tedavi olamıyor. Siyasi tutsakların büyük çoğunluğu şu anda aileleriyle hiçbir temas kuramıyor.

Siyasi tutsakların güvenliği için hangi acil adımların atılması gerekiyor?

Uluslararası toplum derhal harekete geçmeli. Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) İran rejimi üzerinde baskı kurmak için acil ve kararlı adımlar atmalı. En azından yetkililer İran’daki tüm siyasi tutsakları ve tutukluları derhal koşulsuz serbest bırakmalı, başka yerlere sevk edilenlerin nerede tutulduğu kamuoyuna açıklamalı, tutsakların gıda, tıbbi bakım, hukuki yardım ve aileleriyle iletişim kurma hakkına erişimini güvence altına almalıdır. Zaman hızla daralıyor. Uluslararası kamuoyunun acil ilgisi ve müdahalesi olmazsa, cezaevlerinde yeni bir trajedi yaşanabilir.  Şu anda tüm dikkatlerin siyasi tutsakların üzerinde olması gerekiyor.

Peki, İran rejiminin cezaevi dışındaki muhalif kesimlere yönelik baskısı hangi boyutta?

Geçmiş deneyimler bize İran’daki rejimin kriz ya da savaş dönemlerini çoğu zaman baskıyı artırmak için kullandığını gösteriyor. Ne yazık ki bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Devrim Muhafızları’na bağlı güçler ülke genelindeki birçok şehirde konuşlandırılmış durumda. Gelen bilgilere göre, savaşa rağmen idamlar ve tutuklamalar devam ediyor. Yeni gözaltına alınan kişiler hakkında davalar açıldığı ve bazılarına ek idam cezaları verildiği de bildiriliyor.

Sine’de (Senendec) kent sakinlerine tehdit mesajları gönderildiği, herhangi bir protesto girişiminin sert biçimde bastırılacağı yönünde uyarılar yapıldığı belirtiliyor. 4 Mart’ta rejimin yargı erki başkanı da kamuoyu önünde yaptığı açıklamada, ABD-İsrail hava saldırılarını destekleyen herkesin ağır şekilde cezalandırılacağını söylemişti. Öte yandan Devrim Muhafızları’nın okullar ve hastaneler gibi sivil tesisleri askeri amaçlarla kullandığına dair son derece kaygı verici bilgiler de geliyor. Savaş ortamı ile iç baskının birleşmesi, son derece kırılgan ve tehlikeli bir durum yarattı.

Shiva Mahbobi kimdir?

Shiva Mahbobi, 16 yaşındayken İran'da öğrencilerin siyasi aktivitelerine katıldığı için 3 yıl tutuklandı.  Serbest bırakılmasının ardından faaliyetlerine devam eden Shiva, 1992'de İran'dan Türkiye’ye kaçtı. Türkiye’de mülteci ve kadın hakları savunuculuğunun yanı sıra Uluslararası İran Mülteciler Federasyonu ile çalıştı. Daha sonra Toronto-Kanada'ya gitti ve burada İran'daki Kadın Haklarını Savunma Eylem Komitesi'nin koordinatörlüğünü yaptı. 2001'de İngiltere'ye taşındı. 2002-2004 yılları arasında Recm'e Karşı Uluslararası Komite'nin halkla ilişkiler sorumluluğunu üstlendi. Psikoterapist olan Mahbobi, şu anda İran'daki Siyasi Tutsakların Özgürleştirilmesi Kampanyası (CFPPI) Sözcülüğünü yapıyor.

Bu koşullar altında uluslararası toplumdan ve kurumlarından ne tür adımlar bekliyorsunuz?

Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre silahlı çatışma durumlarında siviller ve tutuklular korunmak zorunda. Uluslararası insancıl hukuk; toplu cezalandırmayı, hukuka aykırı nakilleri ve tutukluların savaş/bombardıman tehlikesine maruz bırakılmasını açıkça yasaklar. Dolayısıyla tutsakların askeri kontrol altındaki tesislere götürülmesi ya da askeri hedef haline gelebilecek yerlere yerleştirilmesi, Cenevre Sözleşmeleri’nin ağır ihlali anlamına geliyor. Hiçbir hükümet savaş koşullarını zorla kaybetme, aç bırakma, işkence ya da infaz için bir gerekçe olarak kullanamaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.