İş cinayetlerini ’cezasızlık’ artırıyor

30 Mart 2021 Salı - 20:10

  • İş cinayetlerinde artışın temel nedenlerinden birinin “cezasızlık” olduğunu belirten İSİG Meclisi gönüllüsü avukat Onur Deniz, bu durumun iktidarın bilinçli bir tercihi olduğunu söyledi.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) hazırladığı raporlara göre, 2020’de yaşanan iş cinayetlerinde 2 bin 427 işçi, 2021’in ilk iki ayında ise en az 337 işçi yaşamını yitirdi. Katliam boyutuna ulaşan bu ölümlerin nedenlerinin altında, işverenlerin gerekli güvenlik koşullarını sağlamaması, ekipmanlarını temin etmemesi ve denetim eksiklikleri kadar, yaşanan her ölüm sonrası başlayan hukuksal süreçlerden caydırıcı cezaların çıkmaması yatıyor.  

Bu duruma dair çarpıcı örneklerden biri ise Soma Katliamı. 13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirdiği iş cinayeti davasında, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin verdiği kararla birlikte tutuklu bulunan Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Genel Müdürü Ramazan Doğru, Müdür Yardımcısı İsmail Adalı ve İşletme Müdürü Akın Çelik tahliye edildi. Böylece davada tutuklu sanık kalmadı.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi gönüllüsü avukat Onur Deniz, yaşanan iş cinayetlerindeki “cezasızlık” politikasını MA’dan Kadir Güney’e değerlendirdi. Deniz, iş cinayetlerindeki hukuki süreçlerin kağıt üzerindeki gibi işlemediğini ifade etti.

Kaza değil, cinayet

 Öncelikle İSİG Meclisi olarak “iş cinayeti” kavramını kullanmakta neden ısrar ettikleri üzerinde duran Av. Onur Deniz, kullandıkları bu kavramın hukuki literatürde “iş kazası” olarak geçtiğini ifade etti. Kendilerinin “iş cinayeti” kavramını kullanmalarının “kaza” olarak adlandırılan olayların neredeyse tamamının öngörülebilir ve basit önlemlerle önlenebilir olmalarından ileri geldiğini söyleyen Deniz, ancak alınacak basit önlemler işverenler tarafından maliyet hesabı olarak görüldüğünden sadece geçtiğimiz yıl en az 2 bin 427 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini paylaştı.

İş cinayetleri hukuki olarak ele alındığında birden fazla boyutunun olduğunu dile getiren Deniz, “Öncelikle meydana gelen ölüm olayının cezai açıdan soruşturulması ve olayın meydana gelişinde herhangi bir kimsenin kusur ya da ihmalinin olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Söz konusu ölüm meydana geldiğinde, olay kolluk kuvvetlerine yansıtılmakta ve ilgili savcılık tarafından ihmali/kusuru olanların tespiti ve varsa cezalandırılmaları için kamu adına ceza davası açılmaktadır” dedi. Deniz, olayın bir diğer boyutunun ise sosyal güvenlik hukuku açısından ölenin yakınlarını ilgilendiren süreç olduğunu ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yürütülen soruşturmayla hayatını kaybeden işçinin ailesine aylık bağlandığını belirtti. 

Çoğu zaman kağıt üzerinde

Hukuki sürecin kağıt üzerinde anlatıldığı gibi işlediğinde işçi yakınına yapacak bir şey kalmadığını dile getiren Deniz, sürecin uzun sürmesine rağmen sonunda yasal yollardan sonuç alınabildiğini kaydetti. Yasal süreçlerin çoğu zaman kağıt üzerinde anlatıldığı gibi işlemediğini söyleyen Deniz, şunları ekledi: “Cezai açıdan ele alırsak, savcılık tarafından yapılan soruşturmada meydana gelen iş cinayetinde herhangi bir kişinin kusur veya ihmalini tespit etmediğinden bahisle sıklıkla ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı veriliyor. Bu durumda işçi yakınlarının verilen karar itiraz etmeleri gerekiyor.” 

‘İş cinayeti’ tespiti

 Av. Deniz, iş cinayetlerinde sıklıkla karşılaştıkları bir diğer önemli hususun ise SGK tarafından yaşanan olayın “iş cinayeti” olarak tespit etmemesi olduğunu belirtti. Böyle bir durumda işçi yakınlarının genel mahkemelerde meydana gelen olayın bir iş cinayeti olduğunun tespiti için dava açması gerektiğini belirten Deniz, ancak bu tespit davasından sonra, yani meydana gelen olayın bir ‘iş cinayeti’ olduğu tespit edildikten sonra sosyal güvenlik hukuku açısından ve diğer tazminatları talep etmek açısından gereken hukuki süreçlere başvurmanın mümkün olabildiğinin altını çizdi.

İş cinayetlerinde “cezasızlık” politikasının işlediğini söyleyen Deniz, meydana gelen iş cinayetlerinin nedenleri ve sayılarına bakıldığında bunun net bir şekilde görülebileceğini ifade etti. 

Ucuz iş gücü pazarı

 Deniz, bu durumun iktidarın bilinçli bir tercihinin sonucu olduğunun da altını çizdi. İş cinayetlerinin önleneceği iddia edilen yasanın isminde bile işçiden bahsedilmediğine işaret eden Deniz, mevcut yasanın sadece “işçi sağlığı ve güvenliği” üzerine tasarlandığını belirtti. Deniz, “Böyle olunca sistem en başından sonuna bu bilinçle hareket ediyor ve işçi sağlığı önünde işin sağlığını önceliyor. Bu tabloda iş cinayetlerinin sonlanmasından yahut azalmasından söz edilmesi mümkün değil. Zaten nihai amaç da bu değil. Çünkü önlem adına atılacak her adım işveren tarafından maliyet hesabıyla rekabet edebilirlik adına en başından reddediliyor. İktidar da ülkeyi ucuz iş gücü pazarı olarak lanse etmekte” şeklinde konuştu.

Yasak üzerine kurulu

 İş güvenliği uzmanlarının tespit ettikleri eksiklikleri işverene bildirmelerine rağmen, işverenlerin çoğu zaman maliyetler yüzünden bunları gidermediğini kaydeden Deniz, şöyle devam etti: “Yasa bu durumda topu iş güvenliği uzmanına atmakta, maaş aldığı işvereni Bakanlığa şikayet etmesini istemektedir. Ancak işveren çoğu durumda söz konusu eksikliğin farkındadır. Buna rağmen işçilerden çalışmalarını talep etmektedir. Yani mevcut sistem, yasak savma zihniyeti ile kurulduğu için fiiliyatta işletilmesinin ne kadar zor olacağı yasa koyucu tarafından da öngörülmüştür. Yasa tarafından iş güvenliği uzmanlarının bu bildirimden dolayı işten çıkarılmayacağı ya da hak kaybına uğratılamayacağı düzenlenmesi fiiliyatta hiçbir şey ifade etmemektedir.” 

Bu konudaki tüm yasal düzenlemeler ve izlenen politikaların iktidar tarafından yapılan bilinçli tercihlerin ürünü olduğunu söyleyen Deniz, değişimin yegane yolunun işçilerin bilinçli ve örgütlü şekilde hareket ederek, sistemin çarpıklıklarına direnmelerinden geçtiğini vurguladı.  İSTANBUL

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.