Başta Muhafazakar Parti olmak üzere bütün İngiliz partiler içerisinde büyük krizler yaşanıyor. Yıllık kongreleri yaklaşırken her bir kongre kendi parti içi sorunlarını gündeme taşınmaması için değişik stratejiler izlemeyi planlıyor. İşçi Parti içerisinde bu aralar bir numaralı sorun parti içerisindeki anti-semitizm tartışmaları oldu. Öyle ki bütün yaz bu tartışmalar ile geçmişti. İngiltere’de azımsanmayacak sayıda Yahudi İşçi Partili seçmen desteklerini çekerek başta parti lideri Jeremy Corbyn ve ardından da onun destekçilerini cezalandırdı. Tartışmalar hala son bulmuş değil. Bu tartışmaların yıllık kongreye taşınmaması için partinin izleyeceği strateji, Muhafazakar Partinin son bir yılda arttırdığı kamu kesintilerini gündeme taşımak. Dikkatleri başka yöne çekmek kolay değil. Daha bu hafta bile İşçi Partisi içerisinde aşırı sol karşıtı vekillerden Corbyn’e yönelik sert eleştiriler geldi. İşçi Partisi kendi topuğuna kurşun sıkıyor. Çok uzak bir ihtimal gibi konuşulsa da partinin bölünmesi konuşuluyor. Partiye nifak tohumlarını eken kişi de başta eski lider ve Başbakan Tony Blair zattı.

Solu destekleyen vekilleri deşifre etmek adına diktatörlerin dostu, sosyalist prensiplerin düşmanı Tony Blair tipi vekiller, partilerin değerlerini ve uygulamalarını aşağılamaktan geri durmuyorlar. Parti lideri iken 3 kere seçim kazanmış olduğu için Blair’in dinlenmesi gerektiğine inanılıyor. Tony Blair, daha geçen gün binlerce Roman halkı İtalya’dan atmak isteyen İtalyan aşırı sağcı İçişleri Bakanı Matteo Salvini ile buluştu. Sudi Arabistan ve Kazakistan gibi diktatörlükle yürütülen ülkelerden aldığı milyonlarca sterlin ile bir enstitü kuran Blair, kendisine para kaynağı sunan ülkelerin lobi işlerini yürütüyor. Diktatörlerle ortaklık yapan Blair şimdi kalkmış Jeremy Corbyn gibi kapitalizm ve savaş karşıtı birini ülkesi için tehlike olarak görüyor.

Blair, başbakan iken sonuna kadar özelleştirmeyi savunmuş, üniversite harçlarının artışına sebebiyet vermiş, yatırımları teşvik etmek amaçlı zenginlerin vergilerine indirim olanağı sağlamış bir liderdi. Ayrıca Irak’ı bu hale getirenlerin başında geliyordu. Liderken bile parti içerisindeki bütün sol prensiplere düşmanca bakıyordu. Aktif olarak siyaset yürütmüyor sanılıyor ama bıraktığı miras devam ediyor.

Ülkede zengin ve fakir arasındaki gelir farkı gittikçe artıyor. Yetişkinlerin yüzde 22’sinin bankada 100 sterlinden daha az birikimi var. 2022 yılında fakirlik seviyesinde yaşayacak çocukların sayısı 5 milyonu bulacak. Haciz davalarında yüzde 24 bir artış gözlenmiş. İskoçya, İngiltere’ye güvenmiyor. İrlanda ve İngiltere arası hiç olmadığı kadar kötü. Tüm bunların mimarı sadece 2010’da beri iktidarda olan Muhafazakar Parti değil elbette. Ya da ülkeyi Brexit saçmalığına sürükleyen tek parti Muhafazakarlar da değil. Çok öncesi var. Bir ülke bir kaç senede felakete sürüklenmez. Muhafazakar Parti 2010’da iktidara geldi. Öncesinde iktidarda İşçi Partisi vardı. Onu da başında Tony Blair, ardında kendini bir türlü ispatlayamayan Gordon Brown vardı ve sonrasında da Blair’in gölgesinden kurtulamayan Ed Milliband vardı. Blair meclisten gitti ama etkisi ve zehirli politikaları İşçi Partisinden hiç eksik olmadı. Blair’e kulak verilmesi durumunda İşçi Partisi ciddi ciddi bölünür.