
Dengbêjlerle büyüdü
Seydayê Karker, Mêrdîn ve çevresinde yurtsever ve dindar özellikleriyle tanınan Mala Şêxe Kal ailesinden geliyor. Karker Kürtçe’ye olan ilgisinin de ailesinden kaynaklandığının altını çiziyor. 1965 Mêrdin’in Nisêbîn ilçesine bağlı Taletê (Doğanlı) köyünde doğan Karker devamla, doğduğu yerin özellikleri ve ailesi hakkında şunları söylüyor: “Dedem Şêx Yusuf, çevresinde büyük bir alim olarak bilinirdi. Alim ve dindar kimliğinin yanısıra yurtsever özellikleri de çok güçlüydü. Köylerden ve çevre kasabalardan çok sayıda misafir gelirdi bize. Bunlar dedemle sürekli fikir teatisinde bulunurdu. 70’li yılların başına Molla Mustafa Barzani önderliğinde başlayan mücadeleye köyümüzde de çok sayıda insan katılmıştı. Çatışmalarda şehit düşenler de oldu. Kendimi bildim bileli köyümüzün yurtsever kimliği hep ön plandaydı. Dedemin tanınmış bir şêx olmasından dolayı evimizde dini sohbetler devamlı olurdu, bunun yanısıra divanlar kurulurdu. Bu divanlarda Kürdistan tarihinde kahramanların hikayeleri, menkıbeler, Kürtçe ilahi ve stranlar okunurdu. Bazı destanlar o kadar uzun sürerdi ki, devamı ertesi geceye bırakılırdı. Menkibe okuyanlar, destan anlatanlar ve dengbêjlerin bazen haftalarca bizde kaldığını hatırlıyorum. Tabii tüm bu anlatılanlar ister istemez dikkatimizi çekiyor, çoğu zaman kendimizi de destan kahramanlarıyla adeta özdeşleştiriyorduk. Bu sohbetlerle beraber bende ulusal kimliğime ve anadilim Kürtçe’ye karşı büyük bir ilgi gelişti.”
Nasıl Seydayê Karker oldu?
O dönemlerde sohbetlerde sık sık adları söylenen Ehmedê Xanî, Feqî Teyran ve Cigerxwîn ve Seydayê Tirej gibi isimlerin kendisine bir efsane gibi geldiğini belirten Seydayê Karker, şiir, kaside, ilahi ve Kürtçe stranların kendisini bambaşka bir aleme götürdüğünün altını çiziyor.
Seydayê Karker, o dönemde Türkçeye bakış açısı konusunda da çarpıca açıklamalarda bulunuyor: “Bizim köyde Türkçe konuşmak ayıp sayılırdı. Türkçeyi yalnızca asker ve öğretmenler konuşurdu. Sokakta Türkçe konuşulduğu zaman bu yeni felaketlerin ve uğursuzluğun habercisi sayılırdı. Çünkü tarih boyunca bu dili konuşanların zulmüne tanık olmuştuk. Barzani hareketi ile birlikte yurtseverlik duygularım da kabarmıştı. Ailemin dini özelliklerinden kaynaklı olarak Arapça okumam gerekiyordu. Bunun için 8 sene medrese eğitimi gördüm. Nusaybin ve çevre köylerinin yanısıra Bitlis ve köylerinde, Batman’da medrese eğitimi aldım. Gezdikçe ülkemin insanlarını ve coğrafyasını daha iyi tanıdım. Kürt insanın misafirperver ve mert özelliklerinin yanısıra Kürdistan coğrafyasının güzelliği karşısında etkilenmemek mümkün değil. Nusaybin ve Bitlis’teki medrese hocalarım bana Arapça, Batman’da ise saygıdeğer hocam Melle Şerif bana Kürtçe ders veriyordu. Bu hocanın benim üzerimde emeği çoktur. Ki o zamanlar Kürtçe eğitim vermek riskliydi. 8 senenin ardından bende şiir yazma tutkusu başladı. 1995-96 sürecinde Türk ordusunun desteğini arkasına alan KDP Peşmergeleri PKK gerillalarına saldırarak kardeş savaşı başlatmışlardı. Bu bende büyük bir öfkeye yol açmıştı. O esnada İzmir’de bir inşaatta çalışıyordum. Bir yandan fayans dizerken bir yandan da elimde kağıt kalem KDP’nin tavrını eleştiren şiirler yazıyordum. Hem çalışıp hem şiir yazdığım için arkadaşlar arasında adım Seydayê Karker olarak anılmaya başladı.”
170 şiir
Seydayê Karker, şimdiye kadar 170’in üzerinde şiir yazdı. Bu çalışmalardan biri de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tutuklamasından sonra etkilenip yazdığı ‘Hezar Slav’ adlı CD çalışması. Bu şiirlerin büyük beğeni topladığını söyleyen Karker, “Tanımadığım insanlar bana telefon ederek duygularına tercüman olduğumu söylüyorlardı. Gece veya farklı etkinliklerde beni çağırarak şiir okumamı istiyorlar. Bu tabii ki halkın teveccühü. 170 şiiri bir kitapta toplamak en büyük hayallerimden biridir. Ne yazık ki maddi durumlar buna elverişli değil. Şiirlerimde daha çok gerilla, kahramanlık, direniş ve Kürt tarihinin önemli kişiliklerini anlatıyorum” diyor.
Sara’ya şiir
Seydayê Karker’in 9 Ocak’ta Paris’te iki kadın yoldaşıyla beraber katledilen PKK’nin kurucu kadrolarından Sakine Cansız’a ilişkin anıları da var. Karker, bundan dolayı Cansız için de bir şiir kaleme alır. Karker’in Sakine Cansız’a ilişkin anlatımları ise şöyle: “Yaşadığım şehre geldiğinde mutlaka bizde kalırdı. Biz uyanmadan Sakine heval kalkar sporunu yapar, mutfağı temizler, kahvaltı hazırlardı. Bizler misafir, O hep ev sahibiydi. Buna mahcubiyet ile itiraz ettiğimizde bize kızar ‘beraber yaşıyorsak beraber de çalışacağız’ derdi. Onun ölümüyle o gün, bütün halkımızın evine ateş düştü. Şehitlerimize bağlılığın ilk koşulu dilimize ve kültürümüze sahip çıkmadır.”
Dil kimliğin olmazsa olmazıdır
Şair Seydayê Karker, bütün Kürtlerin kendi kimliği ve diline sahip çıkması çağrısında bulunuyor. Karker sözlerini şu temennilerle bitiriyor: “Bir ulus konuştuğu dille vardır. Dil ulusal kimliğin olmazsa olmazıdır. Bu bizim ulusal kimliğimiz ve dünyada tanınmamız için en etkin silahtır. Kürtçe konuşmazak Kürt olduğumuz nasıl anlaşılacak? Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin gelişimi ve seyri bu dilin ortadan kalkmasını engelledi. İnsanların yetersiz de olsa diline ve kültürüne sahip çıkması beni çok heyecanlandırıyor. Konuşabildiğimiz kadar konuşmaya çalışalım. Anadil diyoruz. En sevdiğimiz anamıza ihanet etmek istemiyorsak onun konuştuğu dile sahip çıkmalıyız. Erivan ve Bağdat radyosunun bu yönlü emeğini unutmamak lazım. Dengbêjlerimize ve bu dilin bugüne kadar taşınmasında emeği olan herkese şükranlarımı sunmak istiyorum. Zafer ve başarı dilimizin ve kültürümüzün olacaktır.”
M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG