Türkiyeli bir sosyalist lider "Her İsyan Tek Kişi İle Başlar" diyor. Tarih boyunca yoksulluk, sömürü, yasak ve baskı toplumlar için her daim isyan nedeni olmuştur. Tek-tek sıra dışı insanlarla başlayan isyanlar, haklı talepler ve ahlaksal temellere oturdukları oranda bir kıvılcımın koskoca kırları, kırların ise alev misali tüm dünyayı sarıp-sarmalaması-aydınlatması misali büyür. Tarihin tanıklık ettikleri itibarıyla birey isyan ederken ne kahraman olmayı düşler, ne de çıkar gözetir. İsyan eden için en büyük kazanım zulme ve sömürüye karşı hayır demesi ve başkaldırmasıdır. Birey isyan etiğinde korkularının küçülüp-yok olmasına paralel olarak kişiliği ve insani değerleri ile büyür. Bu nedenle isyancının en büyük gücü nükleer-biyolojik silahlar değil, onun adanmışlık abidesine dönüşen insanlığıdır.

Yeryüzünün genelinde insanca yaşam arayışı ve isyan bir-birini besleyen, tetikleyen ve güçlendiren bir diyalektiğe sahiptir. Düşünen beyin, sevebilen yürek ve canlılığını koruyan duygulara sahip herkes için isyan bir yaşam biçimi, şekillenmiş kişilik, kazanılmış kimliktir. İnsanlığın tarihten güncele taşıdığı en önemli mirasıdır. Çöken devran, yok olup-giden imparatorluklara, akıp giden -ve değişen zamana rağmen insanlığın değişmeyen özgürlük- insanca yaşam arayışıdır. Özgür ve saygın yaşamak isteyen bireylerin özü ve bu özün hakikatteki ısrarıdır. Zulme, sömürüye ve adaletsizliğe karşı mücadele edenlerin insanlaşma düzeyleridir. İsyan kimi zaman alevlenip, sönmeye yüz tutsa da insanlığın asla sönmeyen ve bir meşale misali hep yanan özgürlük arayışıdır.

Yirminci yüzyılın başında Kürdistan isyan merkezidir. Fakat zaman içinde uygulanan tedip-tenkil, sürgün ve Enfal politikaları sonucu 1930-1940’lı yıllarda isyan ateşi sönmeye yüz tutmuştur. Kısa sürelide olsa bir suskunluk dönemi yaşanmış ve 1970’lerde isyan ateşi yeniden alevlenmiştir. Bu dönemin zulümlü günlerinde Kürdistanlı gençler peşpeşe isyan edip dağların yolunu tutmuşlardır. 1970’lerin Kürdistan’ında isyan; sömürgeci inkara-asimilasyona, faşizan baskılara, adaletsizliğe ve acımasız sömürü sistemine karşı başlamıştır. Yasak-baskı, sömürünün olmadığı özgür bir ülke ve insanların kendilerini değerli hissettikleri demokratik bir toplum yaratmak için halen sürmektedir. Şehirlerdeki serhıldanları, dağların doruklarındaki gerilla mücadelesi tamamlamaktadır.

İsyancı olmak tüm zaman ve zeminlerde her daim keskin bir bıçak sırtında yürümektir. Göklerin sonsuzluklarında çevresini aydınlatan bir yıldızın sabahın kızıl şafağında ya da gecenin zifiri karanlığında kayarak mezarsız-kefensiz bir biçimde göklerin sonsuzluğuna gömülmesidir. İsyan eden kişi yaşamı, ölümü hiçe sayarak sıradanlaştırır. Bundan dolayı isyancının kişiliğini, kimliğini, kim olduğunu, ne yaptığını, neler tasarladığını süslü edebi cümleler ve mühendislik hesap-kitap işleri ile tarif etmek imkansızdır. Her isyanda rahatsızlık itiraza, itiraz redde, reddediş ise eyleme dönüştükçe isyanın niteliği ve isyancının kişiliği açığa çıkar. İsyan eden birey hiçbir ödül beklentisi taşımadan, herhangi bir hesap yapmadan yola koyulmuştur. Kirletilmemiş bir sevdanın, tutkulu bir aşkın adanmış bir militanı olarak yola çıkmıştır.

Yola çıktığı an, o güne kadarki tüm kazanımlarını, ilişki-çelişkilerini geride bıraktığı, herkes ve her şeyle tüm bağlarını kopardığı zamandır. Bu zamandan itibaren isyan eden için anne-baba, yar ve o güne kadar kurulmuş olan tüm dostluklar hatırlanmak üzere geride bırakılmıştır. Bundan sonrası isyancı için yeni bir kişilik, kimlik edinme, yeni bir yaşamı örme temel uğraştır. Bu nedenle yeni kişilik, kimlik, yeni bir ülkeye giden yolun başlangıcıdırlar. Bu konuda başarı elde edildiği oranda ise tüm insanlığın özlem duyduğu bir başka dünya düşü gerçeğe dönüşmeye başlar.

İsyancı üstlendiği misyon ve uğraşları ile her daim yaşama sevdalı ve her an ölüme nişanlıdır. Amaç, inanç, düşünce ve eylemleri ile zifiri karanlığı yırtan bir güneş gibidir. Sürekli sorgulayan aklıyla cehaleti, fedai ruhuyla da korkuyu yerle bir edendir. Bunu başardığı oranda hesapsız, kaygısız ve sınırsız adanmışlığı ile halkın feda ruhu haline gelendir. Özgürlük kavgasında sonsuz maratonun yorulmaz koşucusudur. Doğayı, toplumları ve sınıfları anlama, tanımlama arayıcısıdır. Anlayıp tanımladıklarını değiştirme iradesi, gücüdür. İsyancı için yaşamın kendisi bir savaştır. İsyancının savaşı öncelikle kendisiyledir. Bunu acımasız doğa koşullarına ve kendisini yutmak isteyen faşizmin canavarına karşı savaş takip eder. Özcesi isyancı, insan zaaflarının esiri olmamalıdır diyerek ceza korkusunu ve ödül beklentisini hiçe sayan gerçek anlamda özgürleşmiş insandır. Tıpkı Leyla gibi, tıpkı Nasır ve diğer özgürlük direnişçileri gibi…