Kürt direniş kervanı yürümeye devam ediyor. Hem de yeni kahramanlıklar yaratarak. Emin adımlarla ve özgürlük hedefinden sapmadan. Kürt gençleri ve kadınları direniş harikaları yaratıyor. Cesaret ve fedakarlıkta olduğu kadar direniş sanatında da daha güçlü ve yaratıcı hale geliyor. Dağlar, şehirler ve zindanlar her gün onlarca, yüzlerce direniş eylemine sahne oluyor. Kürtler insanlığın direniş hazinesine yeni yeni değerler katıyor.
Genel olarak tarihe baktığımızda Kürtleri hep direniş işçinde görüyoruz. Kürtlere “Direnen Halk” demek hatalı olmuyor. Doğaya karşı direniyorlar, insanın insana saldırısına karşı direniyorlar. Neolotiğin ve toplumsallaşmanın beşiği olan ve kutsal kitaplarda “Cennet” olarak ifade edilen Mezopotamya toprakları ilk günden itibaren devleti uygarlığın saldırı ve işgallerine sahne oluyor. Kürtler bu saldırıları yok edemiyorlar, ama teslim de olmuyorlar. Kürt direniş tarihi ve direnişçi karakteri böyle ortaya çıkıyor.
Yakın tarihe baktığımızda, Kürtler Birinci Dünya Savaşının ortaya çıkardığı Kürdistan statüsünü baştan itibaren kabul etmiyorlar. Kürdistan’ı parçalayan ve Kürtleri yok sayarak yok etmeye yönelen soykırımcı saldırılara karşı hep direniyorlar. Amed-Bingöl direniyor, Dersim direniyor, Ağrı direniyor. Direniş Kürdistan’ın dört parçasında sürüyor. Mahabat direniyor, Süleymaniye direniyor, Dûhok direniyor, Qamişlo direniyor. Kapitalist uygarlık da Kürtleri tümden ezemiyor ve teslim alamıyor.
İnsanlık hazinesinin çok önemli bir değeri olan bu Kürt direnişinin son kırk yıldaki adı ve kimliği PKK oluyor. PKK adıyla Kürt direniş tarihine yeni yeni kahramanlıklar ekleniyor. Mazulm’lar ortaya çıkıyor, Agit’ler doğuyor, Berivan’lar, Beritan’lar, Zilan’lar yaratılıyor. Bu direniş önce nefs hakimiyeti ve bilinç edinmeyle başlıyor, sonra pratikleşerek ve gerillalaşarak zindan direniş geleneğini ve 15 Ağustos gerilla atılımını ortaya çıkarıyor. Kişilik devrimi, ulusal diriliş devrimi, kültür devrimi ve demokratik devrimi içeren bir özgürlük devrimleri geleneği yaratıyor.
Kürt Özgürlük direnişinin 15 Ağustos 1984’ten bu yana tam yirmidokuz yıldır bir gerilla savaşı halinde devam ettiğini biliyoruz. Yirmidokuz yıl kesintisiz savaşmak halklar açısından basit bir olay değildir. Kendinden önceki Kürt isyanları, son otuz yılda da PKK direnişi olarak devam etmiştir. Kürt insanı ve toplumu işte bu direniş içinde kendine gelmiş, kimliğini koruyarak özgür geleceğini bu direnişle yaratmıştır.
Çağdaş Kürt direnişi de denen PKK direnişinin Kürt bireyine ve toplumuna kazandırdığı çok şey vardır. Hatta Kürtler yeniden yaratılmaktan söz ediyorlar. PKK direnişinin Kürt bireyini ve toplumunu yeniden yarattığını belirtiyorlar. Çok eşitsiz ve zor koşullarda geçen bu direniş içinde yirmibin civarında şehit vermiş bulunuyorlar. Bu şehitler ki, hepsi öncü militan, bilinçli ve örgütlü insan, hepsi birer kahraman! Kürt direnişi insanlığı ve kahramanlığı çok canlı bir biçimde yeniden yaratmış bulunuyor.
Kahramanlıkları ve kazanımları çok olduğu gibi, PKK direnişinin maruz kaldığı ihanetler ve saldırılar da çoktur. Nice dönekler ve hainler gördü PKK! Ne denli insanlık dışı arkadan hançerlemelere maruz kaldı! Ne kadar çok ve alçakça saldırılarla karşılaştı! Hakaretin ve küfrün bin bir türünü gördü. Faşist-soykırımcı Türk milliyetçiliği ile Kürt ihaneti el ele vererek PKK direnişini yok edebilmek için söylemedik söz, yapmadık iş bırakmadı. Ancak bu saldırı ve ihanetlerin hiç biri PKK’yi yok edemediği gibi, zayıflatamadı da. PKK yarattığı kahramanlığa dayanarak özgürlük kervanını kesintisiz yürütmeyi bildi.
Şimdi bu saldırılar AKP faşizmi tarafından sürdürülüyor. NATO’dan alınan destekle özel savaş derinleştirildikçe derinleştiriliyor. Ordu ve polis saldırıları yanında hukuk ve mahkemeler de son gaz saldırıya geçiriliyor. Dahası AKP, psikolojik savaşı kendinden önceki hükümetlerin hepsinden çok daha usta bir biçimde yürütüyor. Oyun ve yalan yanında küfür ve hakareti de eksik etmiyor. Beddua ile siyasal karşıtlarını bastırmaya çalışan bir Tayyip Erdoğan var ortada.
Bir de bu Tayyip Erdoğan’a başdanışmanlık yapan Yalçın Akdoğan isimli bir kişi varmış. Geçen süreçte Tayyip Erdoğan’ı bu zatın yönlendirdiği hep söylenirdi, fakat biz pek itibar etmedik. Şimdi ne idüğü belirsiz bu zat, AKP saldırganlığına ve hakaretine bir yenisini eklemiş. Bu zat bize “Soytarı“ diyor. Kürt özgürlük direnişini ve direnişçilerini böyle sıfatlandırıyor. İnsanlık ve demokrasiden nasibini almamış faşist bir Kürt düşmanı ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.
“İnsan sözüyle belli olur” diye bir söz var. Daha doğrusu kendi kimliğini ağzından çıkan ifade eder. Bu durum AKP ve Tayyip Erdoğan gerçeğinde çok fazla yaşanıyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm AKP yöneticileri, AKP’nin tüm karakterlerini diğer partilere yüklüyorlar. Kendi özellikleriyle siyasal karşıtlarını itham etmeye çalışıyorlar. AKP’nin söz ve pratiğine bakıldığında bu açıkça görülüyor. Herkes her gün hayretler içinde bu durumu izliyor ve şunu söylüyor: Acaba bu kişilerin ağızlarından çıkanı kulakları duyuyor mu? Acaba bu kişiler hiç aynaya bakıyor mu?
Belliki Yalçın Akdoğan denen ve AKP içinde etkili olan bu kişi de benzer bir durumu yaşıyor. Kendisinin AKP içinde yaşadığı durumu, başkalarının da olduğu yerde yaşadığını sanıyor. Tayyip’in soytarısı, herkesin yaşamının soytarıca olduğunu zannediyor. Kendine has bu sıfatı başkalarına da bulaştırmaya çalışıyor. Kesintisiz yürüyen PKK direniş kervanı bu zatı çılgına döndürmüş olacak ki, it gibi ardın çemkiriyor.
Eleştiri ve siyasal tartışmaların bu tür hakaret içeren kelimelerle yürütülmesi elbette acı. Fakat bir halka, onun önder ve savaşçılarına hakaret etmek de göz yumulacak bir durum değil. Biz yine de sabrımızı korumaya ve adabımızı bozmamaya çalışıyoruz. Soytarının kim olduğuna, soytarılığın kime yakıştığına halkın karar vermesini istiyoruz.
Kürt tarihine bakıldığında, ister toplumsal duruş isterse egemen yaşam olsun, soytarılık denebilecek ciddi bir şey görülmüyor. Kürt ağa ve beyleri zaman zaman çevrelerini küçük gören bir edaya kapılıyorlar, fakat bu da kurumlaşmış bir soytarılık durumunu ifade etmiyor. Ama Türk yönetim sanatının en öne çıkan figürlerinden birinin soytarılar olduğunu herkes çok iyi biliyor. Soytarılık Türk yönetim sanatının kurumlaşmış duruşunu ifade ediyor.
Bu söylediklerimiz bir suçlama ve hakaret değil, yaşanan gerçeğin ifade edilmesidir. Gerçeği görmek isteyenler, uzağa gitmeye gerek yok, Osmanlı tarihini inceler ve padişahların saray yaşamlarına bakarsa bunu görürler. Her padişahın ne tür soytarıları olduğunu buradan öğrenebilirler. Sultan Abdülhamit ve İncili Çavuş hikayelerini dinleyerek mest olabilirler.
Cumhuriyet hükümetlerinin ve partilerinin de bu geleneği devam ettirdiğini herkes biliyor. Özellikle de Osmanlı saltanatına öykünen ve Tayyip Erdoğan’a “Son Padişah” diyen AKP’de bunun yaşandığını herkes görüyor. Belliki danışmanlık adıyla yeni padişahın soytarılığını yapan bazı kişiler var ve bunlar herkesi kendileri gibi sanıyorlar. Kendi yaşam ve yönetim tarzlarını başkalarına da bulaştırmaya çalışıyorlar.
İktidarda kalmayı başarsa da AKP’nin ciddi bir şey yapamadığını ve gelecek yaratamadığını herkes görüyor. AKP gittikçe daha fazla MHP’lileşiyor ve oradan oy çalarak iktidarda kalmaya çalışıyor. MHP’lileşmek Türkiye’de bir parti için sonun başlangıcı oluyor. AKP’nin neden böyle dengesizleştiği ve faşizmden medet umar hale geldiği birçok çevre tarafından anlaşılmaya çalışılıyor. Yalçın Akdoğan olayı bu durumu da aydınlatıyor. AKP’yi MHP’lileştiren düşüncenin sahibinin bu zat olduğu söyleniyor.
Ne diyelim, kılavuzu karga olanın burnu ...… çıkamazmış! Belki bu gerçeği gören ve AKP’ye sahip çıkan bazıları ileri atılabilir!..
İt ürür kervan yürür